Aşk ve çakırkeyif blues

Aşk ve çakırkeyif blues
Aşk ve çakırkeyif blues
İş Sanat'ın davetlisi olarak geldiği İstanbul'u yeni albüm turnesinin son şehri ilan eden Madeleine Peyroux, dün akşamı uzun ama çabucak geçen bir konserle noktaladı.
Haber: UMUT EROĞLU / Arşivi

Sevdiğiniz içkinin ilk tadı gibi hafif hafif yakarak kayıp giden bir sestir Madeleine Peyroux. Çakırkeyif bir havası vardır müziğinin ve sözleri de öyledir; yudum yudum içlenir her hecesi. Bazen de bir neşe kaplar havayı, dinleyenler sallanır yuvarlanır. Kimi zaman elinde bir kadeh tutar hikayenin kahramanı, kimindeyse bir yudum sonra alacağı busenin peşinde dolanır...
İş Sanat ’ın davetlisi olarak geldiği İstanbul ’u yeni albüm turnesinin son şehri ilan eden Madeleine Peyroux, perşembe akşamını uzun ama çabucak geçen bir konserle noktaladı. Modern zaman Billie Holiday’i ünvanını kendine has yorumları ve ses tınısıyla hak eden Peyroux, sanıldığının aksine bir Amerikalı. Her albümünde ve konserinde tek tük Fransız şarkılarına yer veriyor yine de. Tüm salonu doldurduğu İş Sanat sahnesinde, ilk şarkısının ardından “Şarkılarım aşk, blues ve alkolü anlatır” diyerek şartladı hepimizi konserin mahiyetine. Blues, müziğinin ta kendisi ve çoğunlukla ilham verici bir hüzün derinliğinde canlanıyor. Yine kendi sözleriyle “kalbimizi sürekli kırmak istemiyor” ve rock’n roll geliyor kırık notaların hemen ardından. Bir iki şarkılığına eller ayaklar kıpırdanıyor seyirci cephesinde. Yaş ortalaması 45, gençten de var yine. Aslında Peyroux’nunki gencecik bir müzik.* “Bir rock’n roll çalıp hüzünlü şarkılara döneceğim, iyisiniz değil mi?” diyerek halimizi yoklamayı da ihmal etmiyor. Madeleine sahnede çıplak ayaklarıyla, turne yorgunu ama mutlu sesiyle kendi tatlı burukluğunu yaşıyor. Ardında ise alımlı bir orkestra eşlik ediyor kendisine.
Orkestranın esası, caz dörtlüsü. Havalı bir ekip; yaşını almışca bir ‘boy band’ edasında. Hani her karakterin temsil ettiği bir kimlik olur oğlan gruplarında... Bu kez ön planda karizmatik bir gitarist, geride sevimli bir basçı ve yakışıklı davulcu, iyi aile çocuğu piyanist eşliğinde. Muhakkak kendi doğal halleri ama yine de öyle, benziyor biraz. Bir de yaylı dörtlüsü var ki eşlik eden, konserin özelliği tam da burada. Konuk sanatçılar bizden: çelloda Gözde Yaşar ve violada Beste Tıknaz, gülümseyen yüzleri ve narin arşeleriyle masalsı bir dokunuş katıyor performansa.
Hayranlarının bileceği üzere Madeleine Peyroux demek, Leonard Cohen’e saygı duymak, onu bir kez daha bambaşka duymak demek. Dört şarkısıyla katılıyor Cohen ahengin içine, ‘Born To Lose’ ile başlıyor serüven, ‘Half The Perfect World’ ile sürüyor birkaç şarkı sonra. Ve nihayete doğru ‘Bird On A Wire’ ardından merakla beklenen ‘Dance Me To The End Of Love’ yorumu geliyor.

Dünyanın en kadir yurttaşlarıCohen’lerin ardından konserin sonu geldi sanıyoruz ancak Madeleine’in hâlâ söylemek istedikleri var... Teşekkür ediyor bizlere, karşımızda olduğu için onur duyduğunu belirterek. “Greatest citizens of the world” diye hitap ediyor hepimize. “Dünyanın en kadir, en yüce yurttaşları” diyor. Belki bugüne kadar İstanbullular’ın sahneden aldığı en anlamlı iltifat... Gezi ruhuna bir atıf ki bu, titreyen sesindeki saygıdan anlaşılıyor. Tüylerimiz titriyor. Sona geliyor konser ve bir şarkılık bis için ayrılıyorlar sahneden. Az bir kısım İstanbullu, belli ki davetli çoğu, otopark bariyerine yığılan bir telaşla erken ayrılıyor salondan. Neyse ki kadir çoğunluğun tümü bekliyor ve ayakta alkışlıyor rengarenk sona eren konseri. Madeleine, kıymetli grubuyla yerlere kadar eğilip selamlıyor hepimizi ve tatlı bir telaşla terk eyliyor sahneyi...
*Careless Love albümü, merak edenlere bir tavsiye.