'Aşkboyu'ndan sonra

'Aşkboyu'ndan sonra
'Aşkboyu'ndan sonra

'Hayat Boyu'nda Defne Halman başrolde.

Murat Özer, geçen haftanın yerli filmleri 'Hayatboyu', 'Su ve Ateş' ile 'Sevgi Taşı'nı değerlendirdi: Aslı Özge'nin Başka Sinema kapsamında gösterilen ikinci filmi 'Hayatboyu', giderek soğuyan atmosferiyle dikkat çekerken, Defne Halman'ın oyunculuğundan büyük destek alıyor.
Haber: MURAT ÖZER - cinemozer@gmail.com / Arşivi

HAYATBOYU **
Yönetmen: Aslı Özge
Oyuncular: Defne Halman, Hakan Çimenser, Gizem Akman, Onur Dikmen
Süre: 102 dk.

Aslı Özge, sinemamızın ‘kadın bakışı’ açlığını kısmen de olsa doyurabilecek isimlerden. Özellikle ikinci filmi ‘Hayatboyu’nda net biçimde hissettiriyor bunu. Batı sinemasında yıllar önce aşılmış bir eşiğe dikiyor gözünü Özge, Antonioni ve Bergman’ın hatmettiği bir ‘mesele’yi önümüze getiriyor.
‘Burjuvazinin gizli çekiciliği’ni derinden yaşayan evli bir çiftin dünyasına sokuyor bizi Aslı Özge. Yetişkin bir de kızları olan çiftin ‘konfor’la belirlenmiş bir yaşamları var. Bu ortaklıkta ‘bitenler’in yoğun biçimde kendini gösterdiğine tanık oluyoruz. Mesafe iyice açılmış durumda ikili arasında, hem ruhsal hem de tensel açıdan. Adamın başka bir ilişkisi olduğu gerçeğiyse kadına yeni bir refleks alanı açıyor ve bunu kendini de sınayarak devreye sokuyor karakter...
Aslı Özge, yazıp yönettiği ‘Hayatboyu’nda, filmin adına sinen ironiyle ilgileniyor daha çok. Aşkın kısa ömrünün ardındakilere odaklanıyor, birkaç adım sonrasında neler olup bittiğine. Dediğimiz gibi, ‘yeni bir şey’ söylemiyor ya da yeni bir biçem getirmiyor yönetmen, ama baştan sona ‘soğuk’ bir atmosfer yaratmayı başarıyor, tıpkı mesele edindiği ilişkinin doğal akışında olduğu gibi. Konforla içli dışlı süregiden yaşamların belli bir noktada altüst olma ihtimallerinin neredeyse yüzde yüz olduğunu savunuyor, ki yanlış bir yaklaşım değil bu. Defne Halman’ın ‘oyuncu’nun her konuda kendini açması gerektiğini işaret eden kompozisyon çalışması, Aslı Özge’nin en büyük yardımcısı ‘Hayatboyu’nda. Aktris, canlandırdığı karakterle özdeşlik kurmamıza yol açabilecek herhangi bir hamlede bulunmazken, ilk kareden son ana kadar hem içeriye (filme) hem de dışarıya (bize) olan mesafesini koruyor. Karakterin sınıfsal özelliklerini de hakkıyla veren Halman, yönetmeninin ayağına dolanmadan işini yapıyor anlayacağınız. Hiçbir zaman bir ‘intikam’ hikâyesine evrilmeyen filmin kulvarında akmasını da sağlıyor bu durum.
‘Hayatboyu’nu bir ‘yineleme’ olarak derli toplu bulduğumuzu, hikâyenin gerektirdiği bakış açısına sahip olduğu için takdir ettiğimizi, ama filmin bize bir ‘duygu’ aktaramadığını söylememiz gerek. Evet, giderek ‘soğuyan’ bir ilişkiyle haşır neşir oluyoruz burada, ama bu resimden de bir ‘dokunma’ hamlesi beklenebilirdi. Herkes ve her şey soğuduğunda, bize de aynı durum sirayet ediyor, ki istenen bu belki de...


‘Bebek adımları’ yetmiyor!

Özcan Deniz, üçüncü yönetmenliği ‘Su ve Ateş’le de aşk hikâyesi anlatma geleneğini sürdürüyor, ama tırmanış yeterince hızlı değil!

SU VE ATEŞ **

Yönetmen:
Özcan Deniz
Oyuncular: Özcan Deniz, Yasemin Allen, Kaan Çakır, Pelin Akil, Yusuf Akgün, Tamer Levent
Süre: 114 dk.

Yönetmenlikte gıdım gıdım ilerliyor Özcan Deniz. ‘Ya Sonra’ ve ‘Evim Sensin’le ‘aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni’ olma isteğinin öne çıktığını görmüştük, ki yeni filmi ‘Su ve Ateş’te de aynı rota korunuyor. Yönetmenlik görüşünü ilk iki filminin bir adım ötesine taşıyor Deniz, ama bunun bir ‘bebek adımı’ olduğunu da belirtelim.
İngiltere ile Türkiye arasında gidip gelen hikâye, düşman ailelerin arasına sıkışıp kalmış bir aşkın açmazlarına dalıyor. Yanlış anlaşılmasın, bir ‘Romeo ve Juliet’ durumu söz konusu değil burada. Araya sıkışan da aşktan ziyade, âşık olan kadın(lar) oluyor. İyi bir malzeme var aslında bu hikâyede, ama bunu değerlendirildiğini söylemek zor. Özcan Deniz, törelerin kıskacındaki başkaraktere ‘olmadık’ diyaloglar yazarak sık sık koparıyor bizi hikâyeden. Yasemin Allen ise Deniz’in şansı oluyor bu noktada. Genç aktris, doğallığının karşılığını alıyor ve filmin atardamarı haline geliyor. Özcan Deniz’in veremediği ‘duygu’ya bir şans tanımamıza vesile oluyor en azından.
Filmin ‘ kitap okuma’ sahneleriyse en zayıf yanı bize sorarsanız. Finale bağlamak için başvurulan bu yöntemin, sonuca baktığımızda herhangi bir şeye hizmet etmediğini görüyoruz. Aksine, bir miktar ritmini bulmuş görünen filmi epeyce hırpalıyor bu seçim, fazlasıyla garip esler verilmesine neden oluyor.
Özcan Deniz, bir sonraki filminde gene bir aşk hikâyesi anlatır mı bilemeyiz, ama şimdiye kadar yeteri kadar antrenman yaptığını, artık bebek adımlarından fazlasını atması gerektiğini söylemek lâzım. “Seyirci bunu seviyor”u da bir mazeret olarak kabul etmiyoruz....

Diyarbakır’da da yaşanır

‘Barış’ için harcanan çabalar ortadayken, iklime uygun bir film gibi duran ‘Sevgi Taşı’nın meseleyi yapaylaştırdığını söyleyebiliriz.


SEVGİ TAŞI *
Yönetmen: Ahmet Hoşsöyler
Oyuncular: Gökhan Mumcu, Zelal Dere, Mehmet Ulay, Suat Ergin
Süre: 90 dk.

Tam da bugünün ‘iklim’ine uygun bir film ‘Sevgi Taşı’. “Farklılıklarını aşklarının harcına katıp zenginleştiremeyenler büyük bir aşkı yaşayamazlar” gibi büyük bir cümle kurmasıysa iddiasını destekler nitelikte. Öte yandan, bu iddianın altını doldurup sonuca ulaşmaya yönelik bir yapının kurulamadığı gerçeği de dimdik duruyor karşımızda.
Bir Türk erkeğiyle bir Kürt kızının Diyarbakır’ı mesken edinmiş aşkları söz konusu hikâyede. Şehri terk etmeyi reddeden kız ve onu ‘ısrarla anlamayan’ erkeğin aşkına bir pencere açmaya çalışıyor film. Bunu yaparken, “Diyarbakır’da da yaşanır aslında” gibi neresinden bakılsa ‘hesaplı’ bir önermeyle karşımıza çıkıyor. Bu hesabın altını doldurmak içinse şehirdeki bir ailenin iç ilişkilerine göz atıyor, karşısına da ‘Batılı’ bir aileyi koyuyor. ‘Birbirini anlamak’ meselesinin bu denli ‘yapay’ bir şekilde resmedilmesi, haliyle akıntının tam tersi bir yöne fırlatıyor hikâyeyi. ‘Anlamak’ için önce ‘anlatabilmek’ gerektiğini unutmuş görünüyor bu projeyi hayata geçirenler.
Define arayarak yırtmayı planlayan oğullar, ‘sevgi taşı’nı arayan küçük çocuk, türkücü amca, bir günlük Diyarbakır turuyla bir anda ‘aydınlanan’ Türk baba gibi yan karakterlerin tektipleştiği bu filmde, Gökhan Mumcu’nun canlandırdığı Türk doktor da aynı handikapla yüzleşiyor. Karakterine az çok derinlik katılmış Zelal Dere’nin bu görünümde aradan sıyrılmasıysa kolay oluyor. Merkezdeki Türk-Kürt aşkının yanı sıra, farklılığı dinsel platformda kucaklayan ‘kavuşamayan âşıklar’ meselesi de filmin kalabalık görüntüsü içinde kaybolup gidiyor.

VİZYONU DEVAM EDEN YERLİLER

Sen Aydınlatırsın Geceyi *** 
Hükümet Kadın 2 *
Behzat Ç. Ankara Yanıyor **
Şevkat Yerimdar: O Elini İndir! ** 
Benim Dünyam *
Aşk Ağlatır *
İki Kafadar: Chinese Connection * 
Günce * 
Vay Başıma Gelenler! *
Şeytan-ı Racim *