Asker gibi çocuk mu yetiştirilir?

Asker gibi çocuk mu yetiştirilir?
Asker gibi çocuk mu yetiştirilir?

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

'Beynelmilel'deki performansıyla hafızalarımızda yer edinen Umut Kurt, bu sezon 'Yüksek Giriş'te fırlama bir tıp öğrencisi olarak karşımızda. Kurt'la yeni dizisi vesilesiyle buluştuk.
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Bu kez komedide izliyoruz sizi.
Evet, ‘Yüksek Giriş’, tam anlamıyla bir durum komedisi. Yoğun bir şekilde komediye maruz kalıyoruz.

Projeyi kabul etmenizdeki tek neden komedi olması mı?

Yoo, senaryosu çok hoşuma gitti. ‘Yüksek Giriş’, evdeki biri İzmirli, biri Adanalı iki zıt karakterli öğrencinin ev hayatını anlatıyor. Binadaki herkes zıt, kimse kimseye benzemiyor. Onun dışında hep durumlar üstünden komedi üretiyor ya da o çatışmaları kullanarak güldürmeyi umuyor. Bu da hoşuma gitti. 60 dakika olmasını da önemsiyorum.

Karakteriniz Cesur’u anlatır mısınız biraz?
Tıp öğrencisi. Tıbba girebilmiş ama okuyabilememiş. İzmir’den İstanbul ’a geldiğinde dersten ziyade eğlenmeyi kendine edinmiş, üçkâğıtçılıkla işlerini halletmeye çalışıyor. Sempatikliğiyle, zekâsıyla, iş bitirme kabiliyetiyle bir şekilde sıyırıyor ama her türlü belaya kendini sokuyor. Etrafındakilerle dalga geçmeyi ve onları taklit etmeyi seviyor. Temizle, düzenli bir hayatla işi yok. Dağınık ve umursamaz, benmerkezci, hep kendini düşünüyor.

Size ne kadar benziyor?
Yaramazlığı benziyor, ben de öyle pek akıllı uslu bir öğrenci değildim. Müjdat Gezen’de okurken hocalarımın illallah ettiği durumlar oldu, derse davulla da girerdik, yangın merdiveninden de kaçardık. Hep bir oyun içindeydik, oyun bizim için daha önemliydi dersten. Nasıl fırlamalık yapsak, aklımız hep onlara çalışıyordu. Duvarları mı boyamazdım, kavga mı etmezdim. Mülayim görünüyorum ama Cesur’un ‘her an her yerde her şeyi yapabilir’ enerjisi bana benziyor.

Mesleğinizi bulmuşsunuz o zaman çünkü sizin için her yer oyun alanı.

Biraz öyle oldu. Lisede hocam mesela derdi ki: “Bu Umut’tan her şey olur, öğrenci olmaz.”(Gülüyor) Koro kurulur giderim; basketbol takımı kurulur, giderim; futbol takımı kurulur, kaleci olurum.

Peki, o gittiğiniz yerleri bozuyor muydunuz haşarılığınızla?

Yo, öyle bir şey değil. Aşırı sosyaldim ve hiperaktif olduğum için de bir yandan, zaten babam beni hep bir yerlere göndermek zorundaydı, onun başına kalıyordum yoksa. Folklor, karate, yüzme, atletizm vs. o enerjiyi atmam gerekiyordu. Okulda da ne lazımsa Umut gel, müzik yarışması Umut gel, tiyatro yapılacak Umut gel. 8-9 yaşından önce bağlama kursuna verdi, çalabildim de. Başarılı olup halledince sıkılıyordum, başka bir şey gerekiyordu. Mahallede kickbox’çı var, hemen ona gidiyordum. Bilardocu açılır, ilk ben gidip o üç topu çözmek zorundayım... Hep böyle bir uğraşı içindeydim. Bu kadar aktivite içinde yaptığım en son şey tiyatro.

O kadar çok farklı işte çalışmanızın sebebi neydi, harçlık çıkarmak filan mı?

Çalışmadığımı hiç hatırlamıyorum, insan çalışmadan nasıl durur onu da bilmiyorum. İşim yoksa ve ilan görürsem “Adam lazım mı abi?” diye girerdim içeri. Bir su firmasında işçi aranıyor, teyzem de oranın genel merkezinde müdür. Hiç onun haberi olmadan “Merhaba”, “Merhaba. Kamyon boşaltacak eleman arıyoruz”, “E tamam ben yaparım.” 17 yaşımdayım. 2 hafta sonra müdürlüğe verdiler beni, teyzemin hâlâ haberi yoktu.

En büyük derdiniz ne hayata dair?

Mutlu olmak, herkes gibi. Bir sürü şey bulabilirsiniz sizi mutlu edecek. Kendi mesleğinizle uğraşırken mutlu olmak önemli. Evde mutlu olmayı başarmak da çok kolay bir şey değil ama onunla da uğraşıyorsunuz. Etrafınızda, sağınızda, solunuzda bir haksızlık, bir bozukluk olduğunda bununla da uğraşıyorsunuz. Temelde yoğurdun kaymağı gibi dursa da mutlu olmak, aslında en ağırı gibi bir şey. Bütün bunları yaparken, mutlu olmanın içinde çok az sinir var, hırs var çünkü hepsinden arınmak, kendinle çok uğraşmak zorundasın.

‘Yüksek Giriş’e dönelim. Diziye öğrenci komedisi desek, çok mu sınırlamış oluruz.

Olmayız, ağırlıklı olarak öyle... Bir apartmandan bahsediyoruz ama ana aksımız öğrencilerin hayatları. Onların yaptıklarının etkisini görüyoruz apartmanda. Ben mesela öğrenciyken klarnet çalardım ve...

Onu da mı yaptınız?

Evet, “Gördüğüne âşık, görmediğine bulaşık” derdi anneannem (Gülüyor). Meraklıyım, yapacak bir şey yok. Klarneti de uğraşıp uğraşıp çalmaya çalışıyordum. Oturup bir odada çalmak filan değil ama gece-gündüz camdan çıkıp mahalleye çalardım. Hasanpaşa’da oturuyordum, beni çok seviyordu mahalledekiler. Bir bayram günü, yanda da kalp hastası bir hacı amca oturuyordu, Ali Amca.

Ne geldi adamcağızın başına?Duvarlarımız o kadar inceydi ki Ali Amcaların saatinin saniyesinin sesini duyuyordum bizim evde, çıt çıt… Neyse, geldi, “Bak Umut” dedi, “Gecenin bir yarısı o zurnayı öttürme. Ankara ’dan misafirim gelecek. Salonda yatıracağım, öttürürsen valla duvara vururum.” Tehdidi de bu, duvara vururum (Gülüyor). Şimdi ben orada bir şey yapınca, bütün binaya sirayet ediyor, o bizim atmosferimiz.

Hâlâ böyle bir mahalle ortamında mı yaşıyorsunuz?Evet, mahalleden kopamıyorum.

Şimdilerde siteler yaygın. Mahalle kültürünün yok olması rahatsız ediyor mu sizi, artık çocuklar da sokakta değil evde kendi kendilerine oynuyor.

Kız arkadaşım mesela, hiç sokakta oynamamış. Çocukluğumda yaptıklarımı anlatınca, üzülüyor. Çocuk dediğin sokakta büyümeli ama ailelerin çocukları üstündeki korkularını da anlamak lazım. Yine de sitelerde de top oynamaya kızılır mı ya? O yapıyı anlamıyorum. Nasıl araba park edeceğiz buraya diye çocuğa top oynama dersin, denilecek laf mı bu? Arabayı bırak, bin tane kuralı var sitelerin. Asker gibi çocuk mu yetiştirilir?

'Yüksek Giriş', her pazar atv'de.