Aslında her şey kitabına uygun!

Aslında her şey kitabına uygun!
Aslında her şey kitabına uygun!
Destekleme kurulu yönetmeliği, festivallere getirilen 'eser işletme belgesi zorunluluğu' ve 'Nymphomaniac' yasağı... Kağıt üstünde hepsi hukuki. Sorun, sektördeki bakanlık ağırlığı ve hukuktaki yasakçı maddeler.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Lars von Trier’in 14 Mart’ta ilk bölümü vizyona girmesi planlanan ‘Nymphomaniac’ isimli filminin Sinema Filmlerini Değerlendirme ve Sınıflandırma Kurulu tarafından ‘sakıncalı’ bulunarak yasaklanmasını tek başına değerlendirmemiz mümkün mü? Sinema alanında son birkaç aya sıkıştırılmış uygulamalar ve açık bir şekilde ‘gözdağına’ dönüşen gelişmelerden bağımsız olarak ‘Nymphomaniac’a getirilen yasağı anlamak olanaksız gibi görünüyor.
Kâğıt üzerinde bakıldığında bu yasağın ‘hukuki’ olduğu bile söylenebilir. “Ortada Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik var ve kurul üyeleri bu yönetmeliğe bakarak bir karar veriyorlar” denilebilir. Ama son tahlilde ‘hukuk’ da siyasi bir aygıttır. ‘Nymphomaniac’ın yasaklanma gerekçesi olarak gösterilen, çocukların ve gençlerin ruh sağlının etkileneceği bahanesini, 18 yaşını doldurmuş olanlar için kullanmak daha çok ‘siyasi’ bir tercihtir. Ya da geçen aralık ayında yayımlanan ‘Sinema Filmlerinin Desteklenmesi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik’te bakanlık desteği alan filmlerin, ‘Nymphomaniac’ı yasaklayan kuruldan ‘+18’ alması durumunda desteği geri ödemeleri gerektiğine açık vurgu yapılmasını ele alalım. Aslında, daha önceki yönetmelikte yalnızca ‘+18’ değil, ‘+7’ alması durumunda bile geri ödeme talep ediliyordu. Bu hüküm hiçbir zaman uygulanmadı. Bakanlık yeni düzenlemede bunu açık bir şekilde ifade ederek “Ahlaka mugayir filmler çekerseniz gözünüzün yaşına bakmam artık” diyor yapımcılara. Yani ‘hukuku’ uygulayacağını belirtiyor.

 

Hukuktaki kimi maddeler her zaman uygulanmak için değil, ‘lazım olur’ diye konuluyor. Örnek mi? Çayan Demirel’in ‘38 Dersim’ isimli belgeseline üç yıl önce ‘sakıncalı’ bulunarak ticari gösterim izni verilmemişti. Demirel filmini sadece festivallerde gösterebilmişti. İstanbul Film Festivali’nde misal. Ama artık o da zor görünüyor. Çünkü Sinema Genel Müdürlüğü yasa ve yönetmeliklerde bulunan ama yıllardır festivaller için işletmediği bir maddeyi bir anda hatırladı ve film festivallerine dayattı. Önce Altın Portakal’ın başlamasına bir hafta kala filmlerden eser işletme belgesi istendi. Bu kriz atlatıldı ama genel müdürlük bu kez elini çabuk tuttu ve İstanbul Film Festivali’ne ocak ayında bir yazı göndererek festival programında yer alacak bütün yerli yapımların ‘Nymphomaniac’ı yasaklayan kurulun vereceği ‘eser işletme belgesi’ alması zorunluluğunu getirdi. Yani ‘38 Dersim’ eğer bu yıl festivalin programında yer alsaydı, bu belgeyi alamayacak ve festivalde gösterilemeyecekti. Festivalin bu yılki programında yer alacak filmlerin benzer sıkıntılar yaşayıp yaşamayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Bütün bu gelişmelerin gösterdiği bir şey var: Kültür Bakanlığı ve Sinema Genel Müdürlüğü, filmleri ve yaratıcılarını sıkıştırmak için bütün ‘yasal’ gücünü kullanacak. Bakanlıktan destek almış bir filmin yönetmeninin kara kara filmde önemli bir yere sahip olan sevişme sahnesini ne yapacağını düşündüğünü biliyorum. Düşünmeli, çünkü filmi ‘+18’ alırsa bütün parayı geri ödemek zorunda!
Kültür Bakanlığı sinema ile ilgili bütün yetki ve denetimleri kendisinde toplarken ve ‘hukuki’ olmayan hiçbir şeye izin vermeyeceğini de hissettiriyor yapımcılara ve yönetmenlere. ‘Nymphomainac’ı yasaklayan kurulda Kültür Bakanlığı temsilcisinin olmasını anlıyoruz da Milli Eğitim ve İçişleri Bakanlığı temsilcisine neden ihtiyaç duyuluyor. Merak etmiyor musunuz, içişleri bakanlığı temsilcisi hangi sinema donanımıyla film değerlendiriyor mesela? Tabii ki filmlerin ‘siyaseten terbiyesi’ne bakmak için orada. ‘38 Dersim’ gibi ‘siyaseten’ sakıncalı filmlerin ticari gösterime girmemesi için. Kurulda yer alan psikolog, sosyolog ve çocuk gelişimi uzmanının da kültür bakanlığı tarafından atandığını hatırlatalım.
Peki, önümüzdeki günlerde Gezi ayaklanması ya da yolsuzluk iddialarıyla ilgili belgeseller, kurmaca filmler bu kurulun önüne geldiğinde sektörü temsil eden üç kişinin -ki birisinin Nymphomaniac’ın yasaklanması yönünde oy kullandığını hatırlatalım- buna direnmesi mümkün olacak mı? Hukuksa hukuk, yasaysa yasa, yönetmelikse yönetmelik!

 

Görünen o ki; yıllardır kâğıt üstünde duran ve ‘bir gün lazım olur’ diye görmezden gelinen hukuk maddeleri sinema için uygulamaya konuluyor, anladığımız kadarıyla konulmaya da devam edecek. Bu yasa/yönetmelik maddeleri orada dururken, sinemayla ilgili kurumlardaki bakanlık ağırlığı bu düzeydeyken; sektörün hukuki ve yapısal sorunlarının aşılması için samimi bir şekilde uğraşan az sayıdaki yapımcı/yönetmen dışındakiler bakanlıktan alacakları üç kuruş desteğin peşine düşmüşken ‘sansür’ ve ‘yasaklama’ vakalarının hızla artacağını öngörmek kâhinlik olmasa gerek. Bu baskıdan dolayı film yaratıcılarının yapmak zorunda kalacakları otosansüre girmiyorum bile. Sinemacılar özgürce film yapmak, sinemaseverler sansürsüz filmler izlemek istiyorsa önce bütün bu hukuki zorunlulukların ortadan kalkması gerekiyor.