Aslında her zaman...

Aslında her zaman...
Aslında her zaman...
Belmin Söylemez imzalı 'Şimdiki Zaman', geçmişi unutup geleceğini yeniden tasarlamak isteyen bir kadının 'şimdiki zaman'da sıkışıp kalışını anlatıyor.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Sinemamız için ‘talihsiz’ bir durumla başlayalım: Hem İstanbul hem de Altın Koza film festivallerinde ödüller kazanmış, izleme şansını yakalayan ‘şanslı azınlık’ tarafından beğenilmiş ve 2012’nin en iyi yerli yapımları arasında gösterilmiş bir filmin ancak bir yıl sonra kendisine sinemalarda yer bulabildiği bir ülkede ‘sağlıklı bir sektör’den bahsetmek imkânsızdır.
Seyirci beğenisi, yönetmen egoları, ticari kaygılar, dağıtım sorunları, sinema salonu tekeli, bakanlığın ilgisi… Neyle açıklarsanız açıklayın ‘sorunu’ ortadan kaldırmaz. ‘Şimdiki Zaman ’ın ancak 2013 sonbaharında kendisine salon bulabiliyor olması, tek başına film ekibinin sorunu olmasa gerek?
Belgesel ve kısa film takipçilerinin yakından tanıdığı Belmin Söylemez, bu ilk uzun metrajında memleketin kadınlarına ve kadınlık hallerine bakıyor. Kocasından yeni boşanmış Mina, bütün beklentilerini tüketmiş ve ABD’ye gitmenin yollarını aramaktadır. Bir süre sonra yıkılıp yerine otel inşa edilecek apartmanın derme çatma bir dairesinde hayata tutunmaya çalışan Mina, bir yandan İngilizce çalışırken diğer yandan da para kazanmak için de bir kafede kahve falı bakarak para kazanmaya başlar.
‘Şimdiki Zaman’ kafasının bir yerinde ‘gelecek zaman’a dair düşünceler dolanan; ‘geçmiş zaman’ı unutmak isteyen ama ‘şimdiki zaman’a sıkışıp kalmış bir kadının (kadınların) hikâyesi. ‘Gelecek zaman’ı tasarlamanın, o alanda kendine yer bulup konumlandırmanın giderek güçlendiği, herkesin şimdiki zamanın içinde bocaladığı bir tarihsel aralıktan pencere açmak için ‘fal’ esprisi büyük bir olanak olarak filmde kendisini belli ediyor. Belirsizliğin yerini bir süreliğine beklenti ve umuda devrettiği bu ritüel şimdiki zamandan biraz çıkıp, gelecek zamana köprü kurmak beklentisinden kaynaklanıyor aslında. 

Zamanlar arası daralma

Belmin Söylemez’in çok iyi yaptığı bir şey daha var: Mina’nın çalışma arkadaşları Fazi ve Tayfun dışındaki bütün fal seanslarında kendisini anlatıyor olması. Mina, karşısına oturup çaresizce onun ağzından çıkacak sözlere kilitlenen farklı farklı kadınlara “Ben burada ne yapıyorum diyorsun/Aslında bir imkânın olsa, bir dakika bile durmazsın burada/ O artık tanıdığın adam değil/ Ailen senden bir adım atmanı bekliyor” gibi cümleler kurarken aslında kendisini anlatıyor. Böylece Mina’nın bizden önceki hayatının kapıları aralanırken; aynı zamanda birçok kadının benzer bir ‘şimdiki zaman’ sıkışmışlığı içinde yaşadığını da görmüş oluyoruz. Belmin Söylemez, hiçbir gelecek tasarımının yapılamadığı bir belirsizlik içerisinde kahve falıyla geleceğini görme umudu üzerinden bütün kadınları ortaklaştırıyor. (Aynılaştırmıyor ama!) 

Filmlerden fal tutmak

Söylemez’in filmin ana rengi olarak ‘gri’yi seçmiş olmasını da bu renksizlik ve belirsizliğe bağlayabiliriz belki de. Film üstümüze üstümüze kasvetli bir şekilde gelmiyor ama hem yaşadığımız şehrin hem de hayatın (en azından Mina için) hiç de öyle rengârenk olmadığını anlamamızı istiyor. Belki de tam bu nedenle tıpkı fal baktırıp kendini daha iyi hissetmek isteyenler gibi ‘sinemada biraz eğlenceli işler’ arayanlar tarafından ‘biraz’ zor bulanabilir. İşin püf noktası da burada zaten: Nasıl ki fal baktırırken anlatılanları kendi hikâyemize uyarlıyorsak; ‘Şimdiki Zaman’da da, özellikle kadınların kendilerinden çok şey bulacağı kesin.
Belmin Söylemez ‘Şimdiki Zaman’a saplanıp kalmanın nasıl bir his olduğunu biraz daha fazla hissetmemizi tasarlamadı ise; filmin daha kısa bir sürede toparlanabileceği, özellikle ikinci yarıda temponun düşmeye başladığını ve bizce kimi gereksiz ‘tekrar’lar ortaya çıktığını belirtmeden geçmeyelim.
Sanem Öge’nin filmin ağırlıklı yükünü tek başına çekerken oldukça güvenli bir oyun ortaya koyduğunun; Şenay Aydın ve Ozan Bilen’in ise filmin kurduğu dünya için biçilmiş kaftan olduğunun altını çizerek bitirelim.