Asya'dan yayılan hortlaklar

Uzakdoğu sineması kendine özgü temaları ve anlatım üslubu ile dünya sinemasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir.
Haber: EMRAH ÖZEN / Arşivi

Uzakdoğu sineması kendine özgü temaları ve anlatım üslubu ile dünya sinemasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Bu tespit sadece festivallerden ödüllerle dönen "sanat filmleri" açısından değil, aynı zamanda tür filmi kalıbındaki popüler ürünler için de geçerli. Uzakdoğu sinemasının en başarılı olduğu türlerden biri korku. Özellikle Japon sinemasının başını çektiği Asyatik korku filmleri, şimdilerde korku filmleri literatürünün değişmez temalarından olan hayalet hikâyeleri ile geri geliyor. Temelini Uzakdoğu sözlü ve yazılı kültüründe önemli bir yere sahip hortlak hikâyelerinden alan bu filmler, Uzakdoğu sinemasında öteden beri üretiliyor. Günümüzde ise tüm dünyanın ilgiyle izlediği bir yükseliş gerçekleştiriyor.
Bu yükselişin ilk örneğinin, 1960'lardan beri hortlak filmleri türünde birçok ürüne imza atan Japon sinemasından gelmesi şaşırtıcı değil. Bir yandan Mizoguchi (Ugetsu Monogatari, 1953) Kobayashi (Kwaidan, 1964) gibi isimlerin "sofistike hortlak hikâyeleri", öte yandan Kaneto Shindo (Onibaba, 1964), Yamamoto (Cehennemden Gelen Gelin / Botandoro, 1968) gibi bugün artık değerleri takdir edilen auteur yönetmenlerin çektiği düşük bütçeli yapımlarla Japon sineması, hortlak filmleri alanında önemli bir yere sahip. Burada anlatmaya çalışacağım yükselişi başlatan ise Hideo Nakata'nın yönettiği 1997 yapımı Ringu (Ring) filmi oldu. Bugünlerde Hollywood tarafından üretilen yeni versiyonu gişe rekorları kıran film, çevrildiği yıl önce Japonya ve Asya kıtasında daha sonra ise bütün dünyada oldukça geniş bir ilgi gördü ve sadece katıldığı korku ya da fantastik filmler festivallerinden değil "sanat sineması" festivallerinden de ödüllerle dönerek, şimdiden "kült film" ünvanına erişti. Peki ne anlatır bu "olay" film? Kısaca özetlersek, aynı okulda okuyan dört öğrencinin esrarengiz ölümlerini araştıran kadın TV muhabiri Reiko, ölümlerin arasındaki tek bağın nereden geldiği belli olmayan bir video bandı olduğunu farkeder. Videoyu gören herkese bir telefon gelir ve ondan sonra bu kişi yalnızca bir hafta yaşayabilir. Reiko ve eski kocası Ryuji bütün bu olayların arkasında intikamcı bir hayaletin olduğunu keşfederler. Aslında Ringu, Uzakdoğu Asya folklorunda ve efsanelerinde çok rastlanan, 'bir ölünün intikamcı ruhunun geri gelmesi' temasını günümüz dünyasına uyarlıyor. Nakata'nın, Japonya'nın Stephen King'i olarak tanımlayabileceğimiz korku romanları yazarı Koji Suzuki ile ortak çalışmasının ilk ürünü olan Ringu, asıl başarısını, kamera ve mekanı çok iyi kullanarak yarattığı atmosfere borçlu. Filmde klasik korku filmlerinde rastladığımız türden kan, çığlık ya da korku filmi efektlerinden eser yok. Nakata sadece sezdirme ve ima etmeye dayalı anlatımı ve Kenji Kawai'nin müziğinin muhteşem desteğiyle, oldukça başarılı bir korku filmine imza atmış. Ringu'nun başarısının ardından Nakata-Suzuki ikilisi, Ringu 2 ve Karanlık Su (Dark Water - 2000) çalışmalarıyla işbirliğini devam ettirdi.
İntikam için geri dönen ruhlar
Ringu'dan sonra hem Japonya'da hem de diğer Uzakdoğu ülkelerinde genç yönetmenlerin çektiği hayalet hikâyelerine dayalı filmlerde bir artış oldu. Geçen yıl Ankara'da yapılan Uzakdoğu Filmleri Festivali'nde de gösterilmiş olan Tayland filmi Nang Nak bu yükselişin örneklerinden biri. Tayland'ın yeni yeteneği Nonzee Nimibutr, ülkesinin halk kültüründe önemli bir yeri olan ve defalarca filme çekilen bir hayalet öyküsünü, başarılı bir anlatımla bir ilk filme taşıdı. Uluslararası alanda Ringu benzeri bir başarıya ulaşan Nang Nak'tan sonra Tayland sineması, 2000 yılında Bangkok Haunted / Bangkok Hayaleti ve son olarak 2002 yılında The Eye / Göz filmleri ile hayalet öykülerini devam ettirdi. Tayland'ın "Coen'leri" sayılan Pang kardeşlerin yönettiği Göz, kör bir kızın geçirdiği göz nakli ameliyatından sonra çevresinde hayaletler görmeye başlayışının öyküsünü anlatıyor.
Hayalet öykülerinin popülerliği ve gördüğü ilgi sadece ülke sinemaları ile sınırlı kalmadı, uluslararası ortaklıkları ve Hollywood prodüksiyonlarını da gündeme getirmeye başladı. Nitekim zengin bir hayalet hikâyeleri kültürüne sahip bulunan Güney Kore çıkışlı The Phone / Telefon (2002), tamamı bir Hollywood stüdyosu (Buena Vista) tarafından finanse edilen ilk Kore filmi oldu. Yine, eski Kore hortlak öykülerinde çokça rastlanan, haksızca öldürülmüş bir kişinin ruhunun geri dönerek intikam amacıyla etrafa dehşet saçması temasını işleyen Telefon'u Kore'li genç yönetmen Buyung Gi Ahn yönetmiştir. Uluslararası işbirliğine bir diğer örnek Tayvan filmi Double Vision / Çifte Görüntü (2002) ile verilmiştir. Ödüllü Tayvanlı yönetmen Chen Kuo -Fou'nun yönettiği bu 'Taoist' korku-aksiyon filmini Colombia Pictures Asia finanse etti. Filmde Tayvanlı bir polis memuruyla uzak memleketlerden gelen bir dedektif hayaletlere karşı mücadele ediyorlar.
Psikolojik korku türüne dayanan hayalet öykülerindeki bu uluslararası işbirliğinin son ürünü ise üç ülkeden üç yönetmenin üç öyküyü anlattığı Three / Üç (2002). Sırasıyla, Koreli Kim-Jee Woon tarafından yönetilen Memories / Hatıralar, Taylandlı Nonzee Nimibutr'un yönettiği The Wheel / Tekerlek ve Hong Kong çıkışlı Çinli yönetmen Peter Chan'a ait Going Home / Eve Dönüş bölümlerinden oluşan Üç, teknolojinin yabancılaştırdığı insanlar ve modern hayatın çelişkileri temalarını hayalet öyküleri aracılığıyla işliyor. Farklı ülkelerden bu üç yönetmen, filme kendi üsluplarının tadını katıyor.
Görüldüğü gibi, Uzakdoğu sinemasının kendine özgü bu hortlak öyküleri, hepimize eşsiz bir sine-masal keyif sunmaya aday. Festival yöneticilerimize duyurulur...
* Malezya Büyükelçiliği, Kuala Lumpur İdari Ateşesi