Audrey Hepburn'un elinden Türk usulü levrek alır mıydınız?

Audrey Hepburn'un elinden Türk usulü levrek alır mıydınız?
Audrey Hepburn'un elinden Türk usulü levrek alır mıydınız?
Audrey Hepburn'un ikinci eşi Andrea ile olan ilişkisinde, evliliğinde İstanbul'un, Pandeli'nin yeri ayrı. Tanışmalarında, ilişkilerinde kilit rolü var. Oğlu, anne- babasının aşklarını anlatırken bol bol İstanbul'dan bahsettiklerini hatırlıyor.

RADİKAL - İkon aktris Audrey Hepburn, bu kez oğlunun kaleminden, gizli tutkusu mutfak üzerinden anlatılıyor. ‘Audrey Evde: Annemin Mutfağından Anılar’, Hepburn’un tarif defterinden notlar, aile yemeklerinden ve tatillerinden fotoğraflar ve anılarla dolu. Evde pişirmekten en zevk aldığı ‘Türk usulü levrek’ tarifiyse kitabın bizim için en hoş sürprizi…

Hürriyet gazetesinden Ali Tufan Koç’un yazısı şöyle: Hepimizin aklına ilk gelen Audrey Hepburn karesi aşağı yukarı şöyle bir şey: Bir elinde ince sigarası, diğerinde kruvasanı, inci kolyesi boynunda, siyah zarif elbisesi üzerinde Manhattan’nın pahalı vitrinlerini süzüyor. Bu kare Hollywood’un altın çağıyla özdeşleşti, modaya yön verdi, bir dönemin siluetine dönüştü. 

UNICEF ile yaptığı uzun işbirliği, ucunu asla bırakmadığı yardım kampanyaları, sosyal sorumluluk işlerinden zaten aşinaydık: Gerçek Audrey, ikon Audrey’den başkaydı. Kalbinin, ruhunun ne kadar geniş, cömert ve duyarlı olduğu biliniyordu. Şimdi, oğlu Luca Dotti sayesinde başka bir yüzüne, daha yakından bakıyoruz: Cevval anne, mutlu ev hanımı ve son derece yetenekli bir şef.

İkinci eşi Andrea Dotti’den olan oğlu Luca’nın yazdığı ‘Audrey Evde: Annemin Mutfağından Anılar’ kitabından şunları öğreniyoruz:  Hepburn, her şeyden önce kendini bir ‘ev hanımı’ olarak görüyor, başkalarına da öyle takdim ediyor. Menajer, yapımcı ordusunun uyarılarını dinlemiyor, hayattaki asıl tutkusunun oyunculuk değil yemek pişirmek olduğunu her seferinde tekrarlıyor.

Oğlunun yazdığı kitap Hollywood yıldızının Türkiye günlerine ışık tutuyor. Audrey Boğaz’ın serin sularında yüzüyor, Pandelli lokantasına bayılıyor. Evinde dostlarına ‘Türk usulü levrek’ pişiriyor. 

 

Bıraksanız o inci kolyeleri takmayacak, New York sokaklarında cici cici yürüyüp modanın yükünü omuzlarında taşımayacak… Bunlar yerine İtalya kasabalarından aldığı renkli eşarpları başına bağlayıp soğanları ince ince kıyacak, kısık ateşte yağın iyice kızmasını beklerken ıslık çalacak, en sevdiği şarkıları mırıldanacak. Hangi filmi kabul edeceğinden, nasıl bir role hazırlanacağından çok daha mühim bir soru var hep kafasında: “Akşama ne pişirsem?”

İÇINDEKİ TÜRKİYE AŞKI BAMBAŞKA

Kitabı karıştırdıkça Hepburn’un en tatlı, en anne tarafını daha yakından öğreniyoruz: “Kardeşimle bana her gün “Akşama ne yemek istersiniz” diye sorardı. Eksiksiz her gün... Çocuk aklıyla canımızın çektiği şeyleri söylerdik. Gülüşünü belli etmeden “Peki, onun yerine size şöyle bir şey yapsam” der, şefleri aratmayacak performansla şahane spesiyaller pişirirdi. Muhabbet hiç değişmezdi: “Yani anne, madem istediğin şeyi pişireceksin bize niye soruyorsun ki her seferinde?”

Pişirmeyi sevdiği kadar lokantaları, farklı mutfakları keşfetmeyi de seviyor. Tarifini koparıp evde kendi kendisine denediği yemekler arasında Türk usulü levrek de var. İstanbul’daki, Pandeli Lokantası’nın Audrey’nin hayatındaki, Luca’nın kitabındaki yeri ayrı. Audrey, belki de İstanbul’a en sık yolu düşen Hollywood yıldızı. UNICEF çalışmaları sebebiyle geliyor, yetmiyor tatillerinde eşiyle dostuyla tekrar geliyor. Tekneyle açılıyor, kendisini Boğaz’ın serin sularına atıyor. Oğul Luca’nın kitaptaki en sevdiği Audrey fotoğraflarından biri de o: Sene 1968. Audrey, Türkiye’de yat tatilinde. Denize atlamadan kafasını kaldırıp meşhur gülümsemesini sunuyor objektife.

Gide gele ahbap olduğu isimlerden biri Pandeli Çobanoğlu. Yemeklerine bayılıyor, özellikle de deniz levreğine. Tarifini alıyor, evine dönünce deniyor, ev halkı çok beğenince ‘Türk usulü levrek’ kısa sürede aile yemeklerinin ‘olmazsa olmazı’na dönüşüyor.

“Annem, tanıştığı herkese İstanbul’dan, oradan yediği yemeklerden bahsederdi. Anlata anlata bitiremezdim. Sonradan gittim, bizzat gördüm tattım. Hiç de abartmadığını fark ettim” diyor. Gitmiş Pandeli’de de denemiş şu meşhur levreği. “Anneminkine değişmem” diyor. Haklı olarak.

AUDREY’DEN TÜRK USULÜ LEVREK

(4 kişilik)

Malzemeler:

20 adet çeri domates (dörde bölünecek)

Bir adet orta boy arpacık soğanı (muntazam doğranacak)

Birkaç yaprak taze fesleğen ve maydonoz (ince ince doğranacak)

Dört adet patates, (haşlandıktan sonra soyulacak ve ikiye bölünecek)

Sekiz dal taze kekik

Dört adet fileto deniz levreği (toplamı yaklaşık bir kilo gelecek şekilde)

Deniz tuzu, taze çekilmiş karabiber

Yapılışı:

Fırını 220 derece ayarlayın. Domates, soğan, maydanoz ve fesleğeni bir kapta karıştırın. Eşit ebatta sekiz parça alüminyum folyo kesin. Her parçaya patatesleri dizin, üzerine kekik serpin. Patates yatağının üzerine levrekleri yerleştirin. Üzerine domatesli soğanlı karışımı gezdirin. Folyoyu paket haline gelecek şekilde katlayın, kapatın. Sosun sızmaması için bir kat daha folyo yapın, paketi sağlamlaştırın. 20 dakika boyunca önceden ısıtılmış fırında pişirin. Paketi dikkatlice açıp tabaklara alın. Servise hazır.

Audrey’nin tavsiyesi

Aynı tarifi farklı beyaz balıklarla da yapabilirsiniz. Dilimlenmiş zeytin, kapari, sarmısak ekleyin, 20 değil 30 dakika pişirin.