'Avatar gibiyim, bağlanarak güç alıyorum'

'Avatar gibiyim, bağlanarak güç alıyorum'
'Avatar gibiyim, bağlanarak güç alıyorum'
'Mahallenin Muhtarları', 'Böyle mi Olacaktı', 'Ekmek Teknesi' ve 'Evlilik Okulu' gibi dizilerde rol alan ve "Ben televizyonun içinde doğdum" diyen Açelya Akkoyun, şimdilerde 'Doksanlar' dizisinde... Akkoyun anlatıyor...
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

‘Seksenler’den sonra şimdi sizin de yer aldığınız ‘Doksanlar’ dizisi yayımlanıyor. Sizce insanlar seviyor mu dönem dizilerini?
İnsanlar geçmişi hatırlamayı seviyor. Dönem dizileri de sıcak geliyor. Hep “Bizim zamanımızda” diye başlarlar ya… 90’lar öyle bir dönem: Biraz eskisi, biraz da şimdiki zaman . 70’ler gibi keskin değil. Şu an hayatımızda olan birçok şey 90’larda da vardı. Önceki gün dizi için bir tanıtım filmi çektik. 2014’ten iki genç ellerinde son model cep telefonlarıyla birlikte 90’lara dönüyor. Benim karakterim hemen atlıyor, “Bu ne yeni bir örgü motifi mi?” diye…
Sizi bu diziye çeken ne oldu?
Şimdiye kadar hep birinci derece rollerde oynamıştım ama bu tam bir ekip işi. Herkesin eşit rollerde olduğu, her bölüm birine konunun ağırlık verdiği eşitlik olan bir dizi. Bu beni daha da etkiliyor. Bir de dizinin biraz daha dramatik yapısını oluşturan karakterini canlandırıyorum. Çok severek oynuyorum.
Eskiden sizi hep başrolde görürdük. Küçük rol-büyük rol ayrımınız var mı?
Ayrımım var, yok dersem yalan söylemiş olurum. Hiç anlaşılmayan etkisi olmayan bir rol oynamak istemem. Elbette ki başrol takıntım yok ama etkili bir karakter olmazsa canlandırmam. Zaten günümüzde başrol falan kalmadı bence. Artık hiçbir proje tek bir star üzerine kurulmuyor. İyi oyuncuysanız her yerde kendinizi gösterirsiniz.
‘Böyle mi Olacaktı’dan itibaren Türkiye ’de dizi sektörünün en popüler zamanlarının şahidisiniz…
Aynen öyle, ben dizilerin içine doğdum. Mimar Sinan Üniversitesi’nden 1994 yılında mezun oldum. Yani tam da televizyonda çoklu kanala geçiş döneminde... Konservatuvardaki sınıfım Emre Kınay, Engin Günaydın, Timuçin Esen, Yonca Cevher gibi insanlardan oluşuyordu. Hepimiz televizyonda var olduk. Televizyonun yaygınlaşmasıyla bizim okul mezuniyetimiz iyi bir tesadüf oldu. O zamanlar bir ‘Bizimkiler’ vardı, bir de ‘Mahallenin Muhtarları’… Ben zaten daha okurken orada oynuyordum. Ardından televizyonda yapabileceğimiz iş seçenekleri giderek arttı.
Anaç, şefkatli ve paylaşımcı bir imaj çiziyorsunuz. Gerçekten öyle misiniz?
Ben öğretmen çocuğuyum. Annemi her zaman 40 çocukla paylaşarak büyüdüm. O yüzden ister istemez paylaşmanın içine doğdum. Bunu bir eziklik değil, artı olarak aldım hayatıma.
Bu durum mu sizin bu şefkatli bir yön kattı?
Öyle görünüyorsam bu iyi bir şey ama aslında çok kuralcı bir insanım. Tatmin olacağım diye fazla hırpalayıcı sevmem. Kedi seviyorsam bile onun çizgilerine saygı gösteririm.
Televizyon programı yapmayı da seviyorsunuz. Onda sizi çeken ne oluyor?
İnsana karışmayı çok seviyorum. Kendimi ‘Avatar’ filminde gibi hissediyorum. Hani orada kuyruklar bağlanınca güç alınıyor ya kendimi öyle hissediyorum. Ben size bağlanıyorum ve sizden güç alıyorum. Bağ kuramadığım zaman kaçmak istiyorum. Televizyon programındaki o seyirciler ve o ortam da beni çok mutlu ediyor.
Aynı durum oturduğunuz mahallede de yaşanıyor sanırım. Herkes gelip bir şey söylüyor, komşuluk ilişkileriniz iyi midir?
Mahallede çok sevilirim, ben de onları çok severim. Ben bu işten besleniyorum. Ünlü snobluğu asla olmadı bende, olanı da çok ayıplıyorum. Bu sadece benim işim ve yaşam tercihim ama bu beni diğer insanlardan ayıran bir üstünlüğük değil. Sanatçılık beni başkalarından ayırmıyor. Ben sana karışmazsam bir gün seni nasıl oynayabilirim ki?
Yalnız kalmak istediğiniz bir dönem olmaz mı?
Yalnızlığı sevmem, bana göre değil. Evde yalnız kaldığım zaman yine bir film açar ya kitap okurum. Mutlaka içinde insan olan bir şeyler yaparım.
Canınızı sıkan ve melankolik yapan bir şey yok mu bu hayatta?
Canımı sıkan şeylere çözüm bulurum, bulamıyorsam da kabullenirim. Ölüm ya da çok büyük sağlık problemi dışında hiçbir durum oturup karalar bağlamama sebep olmaz. Bardağın dolu tarafına bakmak daha mantıklı geliyor bana.
Bir şey canınızı sıktığında hiç bağırıp çağırdığınız olur mu?
Benim bir lafım vardır: “Haklı olmak mı mutlu olmak mı?” diye. Bana göre mutlu olmak önemli. Eğer haklılığımı savunup o ortamda mutsuz olacaksam ben o haklılığı savunmam, susarım. Yapım böyle. Başkaları bunu geri planda kalan bir karakter olarak nitelendirebilir ama böyleyim…
Ama bir haksızlık olduğunda hakkını aramak gerekmiyor mu?
Derdimi anlatırım ama kavga çıkarmam. Dinlemeyi bilince ve derdini sakin ve mantıklı anlatınca karşı tarafa da dinletiyorsunuz. Ama agresif bir şekilde sadece kendi dediğinizi önemserseniz kimse de sizi dinlemez.
Kızınız için nasıl bir dünya hayal ediyorsunuz?
Kızım için bir dünya hayal etmiyorum, önüne ne gelirse yaşayacak ama ona ne vereceğimi biliyorum. Bir şey kazanmak adına oraya giden yolda kendini yıpratmamasını öğreteceğim. Bence zevkli olan o amaca giden yol ve yolculuk. Her zaman yaptığı işten mutlu olmayı öğreteceğim. Bence faydacı bir kişilik hayatta çok mutlu olur.
Faydacı kişilik yapısı olumsuz olarak da nitelendirilebilir…
Yok, ben o anlamda kullanmıyorum. Benim faydacıdan kastım her şeye çözüm arama, kendime ve etrafıma nasıl faydalı olabilirim her zaman bunu düşünmek.
Ülke gündemine dair, yaşadığımız bu dünyaya dair sizi endişelendiren şeyler yok mu?
Endişelenmenin bana faydası nedir? Ben bu endişeyi örneğin kadına şiddet kampanyalarında yer alarak bir çözüm arayarak yaşıyorum. Ama endişe ve karamsarlık hareketi engelleyen bir kavram. Ben çözüm bulmak istiyorum, bir şeyler yapmak istiyorum. Sadece şikâyet edip, hatta hakaret edenleri de gelişmemiş bir kişilik yapısı olarak görüyorum. Siz bir partiyi beğenmeyebilirsiniz ama beğenmediğiniz şeyi açıklamak ve alternatifini de söylemek zorundasınız. Sadece şikayet etmek ve küfretmek çok yanlış.
Eleştiriye karşı bir tutumunuz yok değil mi?
Hayır, asla. Eleştiri olmazsa kimse ileriye gidemez. Eleştirinin nedeninin açıklanması büyük bir zenginlik. Sözüm sadece negatiflik üretenlere.

‘Tiyatro özensiz yapılıyor’


Tiyatro mezunusunuz, 10 yıldır tiyatro yapmamanızın sebebi nedir?
Ekranı çok daha fazla seviyorum ve Türkiye’de tiyatroya inanmıyorum. Ülkemde tiyatrocuların ve kendimin daha gelişmiş bir şekilde sahneye çıkmaları gerektiğini düşünüyorum. Avrupa’da ve Amerika’da tiyatro izleyince Türkiye’de yapılanın çok özensiz olduğunu düşünüyorum.
Yazılan oyunları mı beğenmiyorsunuz, oyunculukları mı?
Oyunculukları beğenmiyorum. Kendini disipline edebilen bir toplum olmadığımız için iyi işler çıkmıyor. Ben Brodway’de hem dans edip hem şarkı söyleyip hem de duyguyu veren oyuncuları gördüğüm zaman böyle düşünüyorum. Ben bu yüzden kendimi sahneye çıkacak yeterlilikte bulmuyorum bu yüzden de tiyatro yapmıyorum.
Alternatif tiyatroları bunun dışında tutuyorum. Onlar daha risk alabilen cesur işler yapıyorlar. Ama kurumsal tiyatrolar olayı memuriyet zihniyetiyle algılıyor.