Avrupa giderek faşistleşiyor

Avrupa giderek faşistleşiyor
Avrupa giderek faşistleşiyor
Oyunları Almanya'nın en önemli tiyatrolarında sahneleniyor, birbiri ardına ödül alıyor. Alman medyasının 'Bizim ufak tiyatro mucizemiz' diye söz ettiği Marinna Salzmann'ı İstanbul'da yakaladık.
Haber: Dİlşad Budak - info.dilsadbudak@gmail.com / Arşivi

Almanya Büyükelçiliği’nin tarihi yazlık rezidansında, Tarabya Kültür Akademisi bursu ile birkaç ay İstanbul ’da çalışmaya gelmiş genç bir tiyatro yazarı kalıyor. Marinna Salzmann 1985’te Rusya’da doğmuş, 10 yaşındayken ailesiyle Almanya’ya göç etmiş. Şimdi Berlin’in çokkültürlü semti Kreuzberg’de yaşıyor ve yaratıyor. Geçen günlerde ‘Muttermale Fenster Blau’ oyunuyla Almanya’nın tiyatro yazarları için çok önemli olan ‘Kleist Genç Oyun Yazarı Teşvik Ödülü’nü aldı. Bunun genç Alman oyun yazarları için ne gibi bir prestij olduğunu bildiğimden, tarihi rezidansta sohbet için bir araya geldik Marianna ile.

Tiyatro ile ilişkiniz nasıl başladı?
17 yaşımdan beri bir şekilde tiyatronun içindeyim, oyuncu, reji asistanı, şimdi de yazar olarak tiyatroda çalışıyorum. Eşimi bile tiyatroda tanıdım. Beni izlemeye gelmişti. Hatta hayatımdaki en önemli insanların hepsini tiyatroda tanıdım. Bu sene de üniversitenin ‘tiyatro yazarlığı’ bölümünden mezun oldum.

Hep bu işi yapmak istediniz o halde.
Hayır. İlk okuduğum bölüm ‘Edebiyat, Tiyatro ve Medya’ydı. Burada öğretilenleri anlamsız buluyordum. Her şey ‘postdramatik’ akımına göre işleniyordu. Refah içinde büyümüş ve canı sıkılan Alman gençlerinin anlatacak bir şeyleri olmadığından, “Bizim anlatacak bir şeyimiz yok” diyebilmeleri için yazmaları ve bu uğurda boşa harcanan birçok para... Bu maalesef şu sıralar Alman çağdaş tiyatrosunda çok yaygın bir durum. Aslında Alman tiyatrosu beyaz ve erkek ağırlıklıdır. Ama bunu ‘postdramatik’ kılıfının altında gizlemeye çalışıyorlar. Ben de tüm bunlarda bir anlam göremediğim için bıraktım okulu.

Ya sonra?
Sonra anlamlı bir şeyler yapmak istedim. Hapis cezasına çarptırılmış ve denetimli serbest bırakılmış gençleri denetleyen ve destekleyen kurumlarda danışman olarak çalışmak istiyordum. Almanya’da özellikle yabancı gençlerin dışlanmasına dayanamıyorum. Onların suç işleyip damgalanmaları beni öfkelendiriyor. Böyle bir işte Rusça bilmem ve yıllarca profesyonel boksörlük yapmış olmam, o gençlerle diyalog kurmamda faydalı olurdu. Fakat sonra Berlin Güzel Sanatlar Üniversitesi Tiyatro Yazarlığı Bölümü’nü kazanınca, boksu bıraktım ve Berlin’e taşındım.

Bu bölümde nihayet aradığınızı bulabildiniz mi?

Kesinlikle. Bu okulda bilgiye çok önem veriliyordu. Hocalarım beni sürekli okumaya, yazmaya ve aşırı yoğunlukta düşünmeye, fikir sahibi olmaya teşvik ediyorlardı. Özellikle iki hocama, Oliver Bukowsky’e ve Maxi Obexer’e, politik bilincimi borçluyum.

Konuları işleyişiniz bence rahatlatıcı derecede militan ve provokatif. Mesela ‘SATT’ isimli oyununuzda, neoliberalizm politikalarını eleştiriyorsunuz, hatta bir Alman bakanın ismini veriyorsunuz açıkça. ‘Sarı Çıyan Müziği’ oyununuzda ise izleyiciyi beklemediği yerden vuruyorsunuz. Tersten çakmayı seviyorsunuz galiba?

Doğru. ‘Sarı Çıyan Müziği’ tam bir skandal oldu. Çünkü bu oyunu birkaç sene evvel Almanya’da büyük yankı uyandıran gerçek bir olayın akabinde yazdım. Hatırlarsın, iki yabancı genç metroda yaşlı bir Alman’ı döverek öldürmüşlerdi. Her zaman olduğu gibi, en fazla cezayı Müslüman çocuk almıştı. Medya ve toplum ırkçı söylemlerle adeta birbirleriyle yarışır oldular o dönem. Bu hep böyle olur zaten Almanya’da. Ben bir Yahudi olarak pozitif ırkçılığı yaşadım. Almanlar Nazizm tarihlerinden dolayı bana hep özel muamele gösterdiler. Ama ben aynı zamanda Türkler ve Araplarla birlikte büyüdüm ve onların yaşadıkları ayrımcılığı gördüm. Mesela ben okuldayken çok agresiftim, sürekli yaramazlık yapardım ama öğretmenlerimiz bana değil, onlara kızarlardı. ‘Sarı Çıyan Müziği’nde de Alman toplumunu en hassas yerinden vurdum. Metroda geçen o olayı yazdım, ama bu sefer adamı döverek öldüren genç bir Yahudiydi. Ve tepkilere baktım: Suçu işleyen bir Yahudi olunca, olay tamamen farklı algılanıyor. Almanya’da kesinlikle çifte standart var.â

Son olarak yeni oyunlarından biri olan ‘Beg Your Pardon’dan bahsedelim. Bu oyunu diğerlerinden farklı kılan bir şey var: Metni yazarken Kopenhag’da siyasilerle konuşmuşsunuz. Neden bu çaba? Neyi anlatmak için?

‘Beg Your Pardon’, giderek faşistleşen bir Avrupa karşısında bir yazar olarak kendi payıma düşen sorumluluğumu üstlenmemin sonucudur. Evet, Avrupa faşistleşiyor ve bunu birçok AB ülkesinde çıkan yeni göçmen ve mülteci yasalarını masaya yatırarak ıspatlayabilirim. Bu sebepten dolayı da bu yıl Nobel Barış Ödülü’nün Avrupa Birliği’ne verilmiş olmasını bir skandal olarak algılıyorum. Çünkü AB bana göre en büyük faşist ve en büyük soykırımcıdır. Ben Almanya’da yaşıyorum, ve orada imtiyazlı bir göçmenim, çünkü Alman kimliğine sahibim ve bir yazarım. Bilinçli bir vatandaş olarak Avrupa’yı eleştirmek zorundayım. Faşizmle karşı karşıyayız diyorum, durum çok ciddi diyorum, bizler sanatçılar olarak tam da şimdi bu konular üzerinde çalışmalıyız, işimizle çok şiddetli bir şekilde araya girmeliyiz. ‘Beg your pardon’ ile ben bunu yapmaya çalıştım.

Bu sadece Avrupa için mi geçerli? Her ülkenin olduğu gibi, Türkiye ’nin de eleştirel sanatçılarıyla bir sorunu yok mu sizce? Geçen yaz hükümetin kamuya ait tiyatroları özelleştirme girişimini duymuşsundur.

Elbette bu söylediklerim tüm dünyada böyle. Aslında iktidarlar biz sanatçıları bazı imtiyazlarla susturmak istiyorlar. Türkiye’de tiyatroların özelleştirilme girişimi için şunu söylemek isterim: Hiçbir ülke devlet tiyatrosu olmadan varolamaz. Devlet tiyatrosunda çalışıp da aynı zamanda iyi sanatçı olunabilir.
Marianna Salzmann, 9-11 Kasım arasında Kumbaracı50’de ‘Olayların Merkezinde Sen’ başlıklı bir yazım atölyesi düzenleyecek . Yazarın ‘Sarı Çıyan Müziği’ oyununu ise Sibel Arslan Yeşilay çevirisiyle ve okuma tiyatrosu düzenlemesiyle 26 Kasım’da Kumbaracı50’de izleyebilirsiniz.

 

İki yılda sekiz oyun
Marianna Salzmann’ın son 2 yılda, 8 oyunu sahnelendi. ‘Sarı Çıyan Müziği’, ‘Berlin Akademi Tiyatrosu’nda ve Viyana’da ‘Nestroyhoftheater’da sahnelendi. ‘Muttermale Fenster Blau’ ‘Badisches Staatstheater’da oynanmakta. ‘SATT’, Bayerisches Staatsschauspiel’de ve ‘Essen Devlet Tiyatrosu’nda oynadı. ‘Beg Your Pardon’in prömiyeri Berlin’in önemli göçmen tiyatrosu Ballhaus Naunynstrasse’da yapıldıktan sonra, Frankfurter Allgemeine Zeitung ve Süddeutsche Zeitung’ gibi Almanya’nın en saygın gazeteleri ve dergilerinde hakkında ‘Bizim ufak tiyatro mucizemiz’ yorumları yapıldı.

‘İkarus’ ödülü ayrı

Genç yaşınıza rağmen ödüller almış ve yazdığı her oyun sahnelenmiş bir yazarsınız. Kleist teşvik ödülünü almış olmak sizi müthiş gururlandırmış olmalı.
Bu ödülü almış olmam elbette çok özel bir şey. Ama bu benim için gerçekten bir sürpriz oldu çünkü adaylık için önerildiğimi bile bilmiyordum. Yayınevimle bu konuda bir anlaşmam var, beni böyle şeylere önerdiklerinde bilmek istemiyorum. Ama beni gerçekten hangi ödül sevindirdi, biliyor musun? Bu yıl ‘Sarı Çıyan’ıma ‘İkarus’u verdiler. Bu ödül, çocuklar ve gençler için olağanüstü çalışmalar yapan tiyatro yazarlarına veriliyor.