Avrupalı âşık

Kırçıllı kumaştan, koyu renk bir palto, atkı ve elbette elinde kitaplar... Resim gözünüzde henüz canlanmadıysa, kentin en kozmopolit semtlerinden birinde, loş bir dairede yaşadığını...

Kırçıllı kumaştan, koyu renk bir palto, atkı ve elbette elinde kitaplar... Resim gözünüzde henüz canlanmadıysa, kentin en kozmopolit semtlerinden birinde, loş bir dairede yaşadığını, sonsuz bir özgüven sergilediğini de ekleyelim. Tabii en önemlisi, Fransız olması ve zihinlerdeki Avrupalı âşık kalıbına birebir oturan fiziği. Ağır Fransız aksanlı İngilizce'sini de unutmayalım. 36 yaşındaki Olivier Martinez, Sadakatsiz'de, bu 'baştan çıkaran tutkulu erkek' stereotipini canlandırıyor. Açıkçası 'koca kâbusu' rolüne cuk oturuyor.
Martinez, ülkesi Fransa'da sokakta rahat bir adım atamayacak kadar ünlü. Ciddi bir hayran atağı altında. Hollywood'da ise yeni yeni tanınmaya başladı. Ama Sadakatsiz'den sonra, Fransız cazibe kumkuması olarak orada da iyi prim yapacağına şüphe yok. Avrupa'daki şöhreti, baş döndürücü bir hızla tırmanmıştı. Kariyerine bakınca, kendini bazen bir klişe gibi gördüğünü söylüyor: "Oyunculuğa başladım ve birden büyük oynayanlar arasına girdim. Şimdi de Hollywood'dayım ve Diane Lane, Richard Gere gibi isimlerle birlikte çalışıyorum. Çok şanslıyım." Gerçekten de şanslı. Başarılı olmadığı için okulu bırakmış. Bir ara baba mesleği olan boksörlükle uğraştıktan sonra, ne iş bulursa yapmış. Ta ki bir arkadaşı, ona oyuncu seçmelerine katılmasını önerene dek. Dener denemez vurulmuş bu işe. Oyunculuğu tercih etmesinde en büyük etkenlerden birinin, temelde tembel bir insan olması olduğunu söylüyor. "Sette size ihtiyaçları olmadığı zaman, bütün gün kitap okuyabiliyorsunuz."
Şanslı Martinez, sinemaya ilk adımını, çok iyi bir kadronun yanında atmıştı. İlk filmi IP5'te, Yves Montand rol arkadaşı, Jean-Jacques Beineix de yönetmeniydi. Buradaki rolüyle, Umut Vaat Eden Genç Oyuncu dalında Cesar ödülü kazandı. Asıl 'patlama noktası' ise Juliette Binoche'un sevgilisini oynadığı (ki o dönemde zaten sevgilisiydi), gişe fatihi Le Hussard Sur Le Toit / Damdaki Süvari oldu.
Kırmızı elmadan tattı
Tam da kısmeti açılmışken, en düşünülemeyecek şeyi yaptı: Bıraktı. Zira kendi tabiriyle şöhretten bir miktar başı dönmeye başlamıştı. Ara verdiği dönemde ailesiyle vakit geçirdi, kendine terapi uyguladı. Sonra da epey ses getiren bir filmle, Before Night Falls'la geri döndü. Sadakatsiz, Amerika'daki ilk büyük filmi. Diane Lane'le birlikte oynadığı için had safhada memnun. The Outsiders'ı izlediğinden beri hastasıymış. Filmdeki sevişme sahnelerinde oldukça zorlanmış. İnsanın inanası gelmiyor ama, çıplaklık konusunda utangaçmış.
Role hazırlanırken, "Kadınlar için aşkta her şey mükemmel olmalı, erkeklerden çok daha detaycılar," fikrinden yola çıkarak bol bol kafa patlatmış, nasıl mükemmel aşık olunur diye. Sadakatsiz'deki aldatma meselesiyle ilgili düşüncelerine gelince, erkek aldatınca ilişkinin yine de sürebildiğini, kadınların aldatmasının ise ilişkiyi bitireceğini düşünenlerden (Bu konuda çok düşünmedi herhalde!). Bu beyanatına sevgilisi Mira Sorvino ne der bilemiyoruz. Martinez, Sorvino'yla birlikte Los Angeles'da yaşıyor. Bir Fransız olarak LA'yi sevmekten, stüdyo filmlerinde oynamaktan biraz utansa da, aslen durumundan memnun. "Kırmızı elmanın tadına baktım bir kere ve açıkçası bundan keyif alıyorum."
SADAKATSİZ / UNFAITHFUL
Y: Adrian Lyne O: Diane Lane, Richard Gere, Olivier Martinez, Eric Per Sullivan. 124 dk.
Öldüren Cazibe ve Ahlaksız Teklif'i de düşününce, Sadakatsiz'in Adrian Lyne imzasını taşıması son derece anlaşılır. İngiliz yönetmen yine, taraflardan birinin başkasıyla cinsel ilişkiye girmesi sonucu sarsılan bir evliliğin öyküsünü anlatıyor. Clauda Chabrol'ün 1969 yapımı La Femme Infidele (Sadakatsiz Kadın) filminden esinlenerek. Yalnız arada büyük farklar var. Lyne, Chabrol gibi filmi tamamen kocanın şüpheleri, aile içinde yaşananlar üzerine kurmaktansa, daha Amerikan bir yol seçerek 'sadakatsiz kadın'ın ne gibi lezzetler tattığını göstermeyi tercih ediyor. Kolay yolu seçmesine rağmen, ortaya yine de yer yer oldukça etkileyici olabilen, akılda kalan bir film çıkıyor. Şık görüntü yönetimi ve bilhassa Diane Lane'in sıkı performansının, bundaki katkısı büyük.
Connie (Diane Lane), kocası Edward (Richard Gere) ve dokuz yaşındaki oğluyla (Eric Per Sullivan) birlikte New York banliyösünde yaşayan, hali vakti ve ilk intibaya göre keyfi de yerinde bir kadın (Anlaşılan o kadar da değilmiş!). Şehre indiği bir gün, 'hava muhalefeti' sonucu, genç ve gayet cazip bir Fransız'la önce sokakta çarpışır; adamın kitapları, kadının torbaları yerlere saçılır; tanışırlar; bakışırlar ve bu böylece beklenen sona doğru gider. Tabii gündüzlerini fazlaca mutlu olarak geçiren bir kadındaki değişimler, kocasının gözünden kaçmaz.