Ayağı toprağa değen hüzün

Ayağı toprağa değen hüzün
Ayağı toprağa değen hüzün
Haber: SEDA NİĞBOLU / Arşivi

Bu toprakların deneysel müzik dinleyicilerinin Ekin Fil ile ilk tanışması, Proudpilot’ın klavyecisi ve vokalisti rolüyle gerçekleşmişti. Solo projesinde grubuna kattığı hipnotik ve gerilimli hal baki kalsa da Ekin Fil şahsi dilini, gürültünün ve en kaba tabiriyle ‘ rock ’ tavrının geriye çekildiği noktada, daha dingin, içedönük ve ışıksız bir yerde buldu. Zaman ve mekândan bağımsız bu yer o kadar kişisel ve dokunaklı ki uluslararası ambient/drone camiasının dikkatini üzerine çekmesi an meselesiydi. İlk albümü ‘Language’, müziğinin neredeyse elle dokunulabilir fizikselliği ve hamlığına çok yakışan kaset formatında Amerikalı şirket Root Strata’dan çıkmıştı. Plak formatındaki ikinci albümüyse Fabio Orsi, Jefre Cantu-Ledesma gibi isimlerin şahane albümlerine imza atmış (ve yine Amerika’dan) Students of Decay’den yayımlandı.
Albüm ‘Language’ ın finalindeki ‘In Their Hearts’ın bıraktığı yerden devam ediyor ama ilerledikçe geçen süre içerisinde Ekin Fil’in müziğiyle kurduğu ilişkideki ufak değişimler kulağa ulaşıyor. Hissiyatla ilgili değil bu değişim, daha çok anlatım şekline dair. Birbirine eklemlenip tek ve yoğun bir bütün halini alan parçalar ilerledikçe daha derinlere saplanıyor. Ekin Fil’i sıklıkla birlikte anıldığı Grouper benzeri isimlerden farklı yerde konumlandıran müziğinin rüyavari ya da soyut olmaktan başka önceliklere sahip olması. Ayağı toprağa değen, melankolisini daha dünyevi dertlerden alan bir müzik bu. Gerçeklikten kaçış yerine bir iç gerilim ve hüzünle yüzleşme her anında hissediliyor. ‘Amerikana’ müzisyenlerinin etkisinin drone duvarını delip gitarlara süzüldüğü anlar bu hissi daha da arttırıyor. ‘Language’ın gitar ve vokal etrafında şekillenen bulanık parçalarındaki arayışın sonrasında ses kaynakları giderek daha homojen bir bütüne doğru evriliyor. ‘On Vanity’deki algı bozan elektronik efektler ya da ‘Forever’daki teremin sesi gibi nadiren yüzeye çıkan ayrıntılar minimallikleriyle daha da vurucular. Bu yarım saatlik, kısacık yolculuk sona erdiğinde saatlerdir o dünyanın içindeymiş gibi hissetmemek çok zor.