Aynı anda ruhuma iki kişi sıkışabilir

Aynı anda ruhuma iki kişi sıkışabilir
Aynı anda ruhuma iki kişi sıkışabilir
Osman Sınav imzalı 'Aşk Kırmızı'da aynı anda iki kadını seven bir erkek olarak rol kesiyor Tayanç Ayaydın. 'Sakarya Fırat' dizisi için Isparta-İstanbul arasında yaşayan oyuncuyla buluştuk; filmden, aşktan, Isparta'daki yaşamından konuştuk.
Haber: ELİF EKİNCİ - elif.ekinci@radikal.com.tr / Arşivi

‘Aşk Kırmızı’ya nasıl dahil olduğunuzla başlayalım.
Biz Osman (Sınav) Ağabey’le aşk üzerine çok konuşuruz. Ama erkek erkeğe bir muhabbet değil bu, her kadının dahil olabileceği bir muhabbet, çünkü biz ‘aşktan’ konuşuruz. Bir gün bana, “Bütün bu konuştuklarımızı sağlayacağımız bir iş yapacağız, merak etme” dedi. Bir süre sonra da gelip bana bir senaryo verdi. ‘Aşk Kırmızı’nın ilk versiyonuydu bu, ismi filan farklıydı o zaman . ‘Sakarya Fırat’ın çekimlerindeki yoğunluk dolayısıyla ben projede yer alamayacaktım aslında ta ki Osman Ağabey “Ben Tayanç’la çekmek istiyorum, dizinin organizasyonunu da buna göre yapalım” diyene kadar. Yani zaten bir teklifle gelmedi, “Hayırlı olsun, filmimizi çekiyoruz” dedi. Haber verdi demek daha doğru aslında. (Gülüyor) Ben de hızlıca filme dahil oldum.
Yani zaten hazırdınız film için...
Sadece diyaloglar yeniydi benim için. Filmdeki birçok şey, senelerdir Osman Ağabey’le konuştuğumuz şeyler. Geç dahil oldum ama hazırlıksız yakalanmadım diyebilirim.
Nasıl sohbetlerdi bunlar, açalım mı biraz?
Hocanın deneyimi ve aşka bakış açısı üzerinden konuşursam, onunla hemfikir olmamak imkânsız. Bir yol gösterici olarak görüyorum onu. En son vardığımız noktaysa aşkın insanın kendi içinde olduğu, onu ancak kendi kadar büyütebildiği ve hayatınıza giren ve onu teslim edebileceğiniz kimselerin de sadece suretlerinin değiştiği; aşkın hep baki kaldığı oldu. Hatta bir kere bana “Bir gün hayatına giren bütün kadınları bir odaya toplayıp, hepiniz Tayanç Ayaydın lanetine bulandınız demek istiyorum” demişti.
Ne demek bu?
Şu demek: Kimse sizi bir daha böyle sevemeyecek ama Tayanç Ayaydın bir sonraki kadını en az sizi sevdiği kadar sevecek.
Çok fenaymış, sakın yapmasın böyle bir şeyi…
Gerçi şimdi buradan söyleyerek yapmış kadar olduk galiba. (Gülüyor)
Osman Sınav bir çeşit ‘kuşçu’ galiba sizin için, hani şu ‘Deliyürek’teki karakter gibi…
Acil aramalarımda ilk beştedir. Bir şey olduysa ve birilerinin haberi olması gerekiyorsa, muhtemelen o gece ya da sabaha karşı Osman Ağabey’in haberi olur. Abuk subuk saatlerde çok telefonlar almıştır benden. Sabaha karşı arayıp “Ben evlendim” demişliğim filan var mesela.
Filmde canlandırdığınız Ferhat karakterinden esintiler var galiba sizde de. Sevdiniz mi Ferhat karakterini?
Uzun zamandır, dahil olduğum projelerde Ferhat gibi bir karakterle haşır neşir olmamıştım. Daha başka dertleri olan, aşk hayatlarında sanki bir hobiymiş gibi duran karakterler oynadım hep. O yüzden bu kadar yoğun bir aşkın içine düşen bir karakteri sevmemek imkânsızdı. Enstrümanımın başka seslerini, renklerini benimle tanıştırdı, o anlamda benim için özel bir karakter Ferhat.
Siz de Ferhat gibi aynı anda iki kadını sevebilir misiniz?
Aynı anda iki kadını sevemem ama aynı anda ruhuma iki kişi sıkışabilir. Bu çok sıklıkla olmaz, gençlik çağlarında başıma geldi sadece, onu da kolay atlattım. Sonra bir daha olmadı böyle bir şey. Olsa, Ferhat kadar iyi idare edemezdim ama, onu biliyorum. Hemen konuşarak çözmeye çalışırdım. Ben her şeyi konuşarak halledebileceğime inandığım için, herhangi bir şeyi çok fazla gizli tutamıyorum. Gizli tutulan her şeyin bir süre sonra iltihaplandığını ve daha çirkin bir şeye dönüştüğünü düşünüyorum.
Fena halde ‘beyaz yakalı’ bir karakterdi Ferhat. Sette de olsa, beyaz yakalı olmak nasıl bir tecrübeydi?
Keyifliydi vallahi. Ben normalde şık giyinmeyi çok seviyorum ama tabii durumun gerektirdiği ölçüde. E durumlar da o kadar sık gerektirmiyor benim hayatımda. Özellikle Isparta’da! Ya bir düğün olacak ya cenaze ya da gala...
Isparta demişken, neredeyse dört yıldır ‘Sakarya Fırat’ için Isparta’dasınız. Askerliğinizi bedelli yapmışsınız ama dizi sayesinde uzun dönem askerlik yapmış kadar oldunuz galiba...
Şu anda ordunun bana ihtiyacı olsa, işe yarar bir durumdayım! Herhangi bir seferberlik anında bayağı iş görürüm diye düşünüyorum. (Gülüyor)
Isparta’da hayat nasıl? Bir ara oraya yerleşmiştiniz, şimdi tekrar İstanbul ’a döndünüz sanırım.
İki sene yaşadım Eğirdir’de. Benim yaşımdaki bir adam için iki sene yeterliydi, döndüm.
Bir çeşit inziva mıydı sizin için bu?
‘Sakarya Fırat’ çok önemli, sorumluluğu yüksek bir projeydi benim için. Dolayısıyla ilk etapta hem karakterime hem projeye ısınmak ve hakkını verebilmek için öyle bir karar almıştım. İstanbul’a git-gel yapıp aklımı bulandırmak istemiyordum. Göl kıyısında bir evde iki köpeğimle birlikte yaşadım bir süre. Köpeklerimin de nefes alacak bir alana ihtiyaçları vardı, ben de Taksim’de oturmaktan çok sıkılmıştım, kalabalıktan yorulmuştum. İki sene çok keyifli, dingin bir hayat sürdüm, müzikle uğraştım. O dinginlikten sıkılınca da döndüm. O arada hem karakter oturmuştu artık hem de ben eski Tayanç’ın hayatını özlemiştim.
Sizin bir de Mardin maceranız vardı ‘Sıla’da rol alırken. İstanbul’da doğup büyüyen bir aktöre neler kattı bu Anadolu deneyimleri?
Ben bunu hep bir fırsat olarak gördüm. Hatta şunu düşünüyorum hep, Şener Şen’in de Anadolu insanını canlandırırken inanılmaz bir empati kurabilmesinin sebebi, tabii ki gözlem yeteneğinin yanı sıra Güneydoğu’da öğretmenlik yapmasının da getirisidir. Ben de onun kadar olmasa da, Anadolu’yu ucundan kıyısından bir parça tutabildiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Ama bayağı şehir dışı aktörü oldum, artık İstanbul’a dönmek istiyorum açıkçası. İnsan setten çıkınca evine gidip uyumak istiyor.
Tiyatro kökenli bir oyuncusunuz. Sizin gibi oyuncular genelde tiyatroyu başka bir yere koyarlar, sizin için de geçerli mi bu?
“Gönlümde yatan aslan tiyatro” filan demeyeceğim. Hatta tiyatroyu çok özlememiş olduğumu da fark ediyorum bazen. Evet, tiyatro eğitiminden çok şey öğrendim ama benim yaptığım tiyatro biçimi zaten hem seyircinin azlığı hem salonların gittikçe küçülmesi üzerinden daha minimal bir oyunculuk biçimine dönüşmüştü. E bunun asıl mecrası olan kamera önünde niye var olmuyorum diye düşünüp geçmiştim zaten kamera önüne. O anlamda mutlu olduğum yerdeyim. Her oyuncunun içindeki o oyunculuk hayvanını uyandırmak için zaman zaman sahneye çıkması gerektiğini düşünüyorum, ben de uyandıracağım o hayvanı bir ara, ama bu ara değil! Çünkü ben bir taraftan tiyatro yapayım, öte yandan dizimi çekeyim, arada da film gelirse programı ona göre ayarlarız diyebilen biri değilim. Aynı anda birkaç işi hem yapamıyorum, hem de yapmamayı tercih ediyorum çünkü taş sektirmeyi sevmiyorum. 

Yakında sahnede!

Eğirdir’de kaldığım dönemde müzikle haşır neşir oldum dediniz. Var mı çaldığınız bir enstrüman?
Enstrüman çalmayı anlatacaklarıma yetecek kadar bilmiyorum, şarkı söylüyorum ama. Yakın çevrem bir süredir benden artık bir şey yapmamı, daha doğrusu yaptıklarımı daha geniş bir kitleyle paylaşmamı bekliyor. Ben çok hazır hissetmiyordum kendimi zaten bence bu ihtiyacen doğan bir şeydir. Şimdi artık zamanı geldi ve profesyonel bir çabaya giriştim ilk defa. ‘Sakarya Fırat’tan oyuncu arkadaşım Berkay Tulumbacı ve yine bir başka müzisyen arkadaşım ile birlikte bir grup projemiz var. Provalar sürüyor, yakın zamanda sahnede olacağız.