Az kalsın çok eğlenecektik

Az kalsın çok eğlenecektik
Az kalsın çok eğlenecektik

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Eksen on Fair, kağıt üstünde çok eğlendirecek gibi duruyordu. The Undertones gelmiş, The Hives sonunda karşımızda, yetmedi Suede var. Kadro iyi, organizasyon güzel, peki ama sonuç? "Ölü taklidi yaparsak giderler" diyen bir kitle...
Haber: BARIŞ AKPOLAT / Arşivi

The Undertones ve Systema Solar’ı kaçırmak zorunda olmanın verdiği dayanılmaz ağırlıkla koştum akşamın bir saati Parkorman’a. En azından The Hives’a yetişmeliydim. Kaçırdığım iki grubun muhteşem ve fakat The Libertines’den Carl Barat’ın dj setinin çok kötü olduğunu duydum ama izleyemediğim için bir şey demem zaten doğru olmaz.
Parkorman’a bir gidiyorum ki normal şartlar altında kapıdan içeri zor girmemiz gerekirken güvenlik dışında kimseyi göremiyorum. “Demek ki insanlar öğle saatlerinde içeri girdi” diye düşünerek The Hives konserinin ilk şarkısı, son albümleri ‘Lex Hives’ın da açılış şarkısı olan’Come On!’a yetişiyorum. İçeri bir giriyorum ki ferah ferah bir ortam. 2000 bilemediniz 3000 kişi sahne önünde, zaten bu kalabalığa her yer sahne önü... Bira kuyruğu yok, yemek kuyruğu yok. Organizasyon gayet güzel, plakçı, kıyafetçi gibi dükkanlar var, her şey düşünülmüş tek eksikse seyircinin ruhu. Dünyanın en geyik en eğlenceli ve en coşkulu ilk beş grubunda kafayı zorlayacak The Hives karşısında seyirci adeta ön sıralarda Cem Yılmaz izleyip “aman bakmayın da bize bulaşmasın” diyenler gibiydi. Önlerde bir coşku var ama bu hava arkalara sirayet etmiyordu.
The Hives gösterdi ki o nam saldıkları efsane eğlenceli halleri doğru. Grubun takdir ettiğim hali izleyiciden sağlam bir reaksiyon alamasa da eğlenceyi devam ettirmesi oldu. Solistleri Howlin’ Pelle Almqvist’in esprileri bitmek bilmedi. Şarkı aralarında sürekli gülerken “Frontman dediğin böyle olur” demekten kendimi alamadım. O büyük klişe “Bilmemkim İstanbul ’u salladı” tanımı, The Hives için geçerli olabilecekken seyircinin ölü taklidi yüzünden olamadı, öyle ki grup bise bile gelmedi, zorla alkış tutan kitleden bunu isteyen de yok gibiydi.
Genel olarak The Hives’a bakarsak gerçekten enerji patlaması yaşayan bir grup gördük. Sahnede alevler, ateşler konfetiler filan yok bebekken enerji içeceği havuzuna düşen beş adam vardı. Howlin’ Pelle Almqvist “Bir dahaki gelişimizde burada 25 milyon insan olacak” “En az ayran, yoğurt, lokum gibi muhteşem bir grubuz” gibi esprileri, davulcu Christian ‘Dangerous’ Grahn’ın demir döver gibi çaldığı Rock’n Roll ritmleri takdire şayandı.
Böyle enerjik alt gruplardan sona çıkan headliner yani ana gruplar talihsizdir hele ki o grup Suede gibi kısmen depresifse... Suede bu dezavantajına bile bile yavaş bir açılış yaparak kafasına kurşunu ilk dakikadan sıktı. Sonradan ‘Killing Of A Flashboy’, ‘So Young’ bile onları kurtaramadı. The Hives karşısındaki donukluğun sebebini kitlenin Suede için gelmiş olabileceğini düşünmüştüm ama sonlara doğru kitle en fazla 500 kişilik bir çekirdek aileye dönüştü. Filmstar gibi klasiklerin yanında son albümleri Bloodsports’tan da parçalara yer verdiler.
Brett Anderson her zamanki gibi hiç yaşlanmayan karizmasıyla sahnedeydi. Bana indie ve brit rock’ı sevdiren grubu tekrar sahnede görmek çok güzeldi fakat benim de aklımda The Hives’ın enerjisi vardı. İsveçli delileri bir kulüpte izlersek hakkını verebiliriz diye düşünüyorum.
Eksen On Fair’inse ikincisi yapıldı ama marka olarak biraz daha tanınması gerekiyor bu da her yıl inatla devam etmeleri gerektiği anlamına geliyor.