Babaannemi üzmeyin

Babaannemi üzmeyin
Babaannemi üzmeyin
Bir şeyi olması gerekenin üç katı fiyata satıyorsanız -ki yapmayın- o zaman üzerine fiyatını yazın. Babaannemi üzmeyin.
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ / Arşivi

Kaymaklı bisküvilerin, hindistancevizli şampuanların, küçük sarı paket çayların altına filan hep yazmış: 50 kuruş, 2 lira, 3.25... Evden indirdiği ceviz sandalyesinde şekerlemede. Bir ekmekle bir kutu kibrit alıp tezgâha 1 lira bırakıyorum. Benden sonra gelip gazete ve Tipitip alacak olan da aynını yapacak. 100 gram beyaz peynir tarttırmak isteyen çıkarsa, en düşük perdeden fısıldayacak: Hasan Amcaaa...
Hasan Amca’nın, üzerine lacivert ispirtoluyla rakamlar yazdığı, küçük kâğıt parçalarını raflara yapıştırması, nezaketinden. Avucundaki on kuruşları sıkan bir çocuğa, içinde beş lira olan cüzdanını kolunun altına sıkıştırıp gelen genç kadına “Bu kaç para?” dedirtmek tatsız, biliyor. 25 yıldır, fabrikalardan emekli babaların, altın günlerinde ruj, göz kalemi, dörtlü far satan annelerin, liseyi bitirince özel hastanelerde güvenlik olarak çalışan oğulların yaşadığı bu mahallede bakkal. Sayesinde yıllardır, cebimizde 3 lira varsa mesela, 3 liralık tahinli helva alıyoruz. Poşette turşuların 1.5 lira olduğunu biliyoruz.
Ama biz, peynir çeşitlerinin muntazam dizildiği şıkır şıkır şarküterilere, Alman pastalarının Alman disiplininde sıralandığı havalı pastanelere, lokumların gel gel yaptığı şekercilere girmeye korkuyoruz. Tutmaz ama ya 250 gram biberli yeşil zeytin 250 lira tutarsa, ya bir dilim üzümlü keke 105 lira derlerse? Konuşmak isterken dillerin düğümlendiği, koşmak isterken bacakların tutulduğu kâbuslar gibi olur da, ya kasada kalakalırsak… “Kaç para?” diye sorulmayacak şeyler için, peynirli poğaça, susamlı akide ya da bir fincan kahve için kalbimizi kırarlarsa… Bir tabak makarna elli, yarım kilo lokum seksen lira tutarsa… Ya emekli maaşıyla geçinen babaannem, o dükkânlardan birine girer, yanılıp da iki kilo baklava tarttırırsa…

Peynirli poğaça kaça?

Yumurtanın, deterjanın üzerine ilk fiyat etiketi koyan insan Amerikalı John Wanamaker. 1861’de Pennsylvania Oak Hall adlı dükkânında etiket kullanmaya başlayan Wanamaker’ın niyeti insanlara rencide olmadan alışveriş yapma kolaylığı sağlamak değil. O sadece işinde iyi bir pazarlamacı. Fakat buluşu kısa zamanda dünyanın her yerine yayılıyor. Fiyatı olan her şey etiketleniyor. Hatta ürünlerin fiyatını üzerine yazmak yasayla zorunlu hale getiriliyor.
Adamın buluşu hoşuma gittiğinden değil ama bir şeyi olması gerekenin üç katı fiyata satıyorsanız -ki yapmayın- o zaman üzerine fiyatını yazın. Babaannemi üzmeyin. İpek bluzu, kristal vazoyu geçtik, insana peynirli poğaçanın fiyatını sordurmayın.