Babalar ve oğullar

Haşmetli bir konu, saygın oyuncular ve karmaşık bir meseleye 'altın vuruş'la son noktayı koyan, akılda kalıcı "O benim babamdı," gibisinden replikler...
Haber: YEŞİM TABAK / Arşivi

Haşmetli bir konu, saygın oyuncular ve karmaşık bir meseleye 'altın vuruş'la son noktayı koyan, akılda kalıcı "O benim babamdı," gibisinden replikler, büyük (iyiden öte 'büyük'; altı çizilsin) bir filmin alametleri arasındadır. Hele de dönem filmiyse. Amerikan Güzeli'yle, İngiliz tiyatrosunun A ligi yerine Hollywood'un A liginde oynamaya başlayan Sam Mendes'in ikinci filmi Road to Perdition / Azap Yolu'na, bu unsurların tümü için birer tik atabilirsiniz. Filmin herhangi bir sahnesinin, Oscar törenlerindeki adayları tanıtma faslında ekranın bir kenarına doğru alkışlar eşliğinde küçülüp Tom Hanks'in mağrurca gülümseyen yüzünün yanına yerleştiğini hayal etmek zor değil. Hatta böyle 'unutulmaz' (gerçi hatırlanması o kadar da elzem olmayan) anlardan, biraz fazlaca var filmde. Oscar mevsimine hoşgeldiniz...
Beklenen virajlarda...
Bu mevsimi iliklerimize kadar hissettirmekle birlikte, Azap Yolu, Akademi tarifesinin kötü bir uygulaması olarak görülmeyi hak etmiyor. Mendes'in Amerikan Güzeli'nden işbirlikçisi Conrad L.Hall'un, vaziyeti göstermekten fazlasına, tasvire soyunan görüntü çalışması, epey cıbıldak göstergelerle de olsa, hikâyeyi besliyor. Baştan sona kahverenginin koyu tonlarından çıkma, karanlık ve ıslak bir atmosferde geçen Azap Yolu, görüntü yönetiminin muavinlikle yetinmek istemediği, kimi anlarda gerçekten anlatımın bir parçası olduğu filmlerden. Muhtemelen de, en çok, bazı kadrajlarının kara kaşı kara gözü için hatırlanacak. Ancak bundan ötede, o 'büyük film' tadından bahsetmek pek mümkün değil.
Temelde western geleneğinden şaşmayan bir intikam yemini çerçevesinde, hayli ciddi bir öyküsü var. Gangsterlerin dünyasında geçen çoğu filmde olduğu gibi, günah ve arınma temaları, kahramanlarımızın yolculuğunun itici güçleri. Bunun tam göbeğinde ise, benzeşmeyi, tuhaf bir ortaklığı paylaşmayı isteseler de istemeseler de birbirinin kaderi olan babalar ve oğulların ilişkisi. (Blade II, Örümcek Adam, İşaretler ve Ateş Krallığı'ndan sonra, baba - oğul hesaplaşmasının son raundundayız.) Ne var ki, Azap Yolu'nda bu garip kader bağının karakterlerdeki sarsıcı yansımalarından çok, eylem olarak ortaya dökülüşüne tanık oluyoruz. Azap Yolu, klasik ve görkemli büyük filmlerin gittiği raydan buralarda bir yerde çıkmaya başlıyor. Mazbut bir aile babası ve patronu için haraç toplamaktan adam öldürmeye ne lazım geliyorsa yerine getiren 'sağ kol' olarak ikili bir yaşam süren baş kahramanımız Michael Sullivan'ı (Tom Hanks) ele alalım. Sullivan nasıl bir kahraman? Bizi şiddetin soğuk yüzü, işleyeni nasıl etkilediği ve kaçınılmaz sorumluluklarla, zor kararlarla yüzleştiren, ahlaki açıdan konumlandırması zor bir anti kahraman mı; yoksa sadece cinayet de işleyebilen bir 'kahraman-kahraman' mı? Biraz gaddar olmayı göze alarak, GoodFellas, The Godfather ve The Funeral gibi zirveyi tutan örneklerdeki karakterlerle karşılaştırdığımızda, Michael Sullivan, yeri geldi mi tetiğe basabilen, sabır taşı kıvamında ketum birinden pek fazlası değil. Bolca somut olayın meydana geleceğinden emin olmasak, Sullivan'ın kişiliğine yoğunlaşarak filmin sonunu etmek o kadar da kolay olmaz herhalde. Meseleyi biraz daha açmak gerekirse, The Funeral'dan bahsederken Christopher Walken'ın oynadığı ana karakterin nasıl bir adam olduğunu anlatma ihtiyacı da illa ki doğuyorsa, söz konusu Azap Yolu olunca, Hanks'in Sullivan'ının adım adım neler yaptığını, nerede kimleri öldürdüğünü sıralamakla yetinilebilir. Azap Yolu, meramı, hangi piyonları öne sürecekleri kolayca kavranabilen, duygularından soyutlandıkları ölçüde de (ki bu 'cool' olmak anlamında bir soyutlanma değil) etkili ve nefes alır verir olmaktan uzaklaşan karakterlerle dolu.
Kahramanlarımız, kendilerini Kırmızı Başlıklı Kız misali bir sürprizin beklediği Perdition (cehennem azabı) isimli kasabaya doğru, 'azap' dolu, hem kurtulacakları hem de cehennemi yaşayacakları bir yolculuk yaparken, onları ilgiyle, ancak bir yandan da beklenen virajların bir bir alınacağını biliyor olmanın verdiği rehavetle izlemek mümkün. Daha önce defalarca görülmüşlükle görülmemişlik arasında bir ton yakalayan Azap Yolu, asfaltı 'sinek kaydı' döşenmiş, fazlaca dümdüz giden bir yol. "İyi, fena değil yani, hoş, tabii git istiyosan,..." gibi, yarım ağızlı birtakım övgülerle arkadaşlara anlatılacak filmlerden.
AZAP YOLU / ROAD TO PERDITION
Yönetmen: Sam Mendes Senaryo: David Self
Oyuncular: Tom Hanks, Paul Newman, Tyler Hoechlin, Jude Law, Daniel Craig, Stanley Tucci, Jennifer Jason Leigh
Görüntü: Conrad L. Hall
Müzik: Thomas Newman, John M. Williams Süre: 117 dakika Azap Yolu'nun kaynağı, ancak çok uzun bir zincirleme tamlamayla açıklanabilir. Şöyle ki, film, Lone Wolf & Cub adlı Japon mangasından uyarlanan film serisinden ilham alan, Max Allan Collins'in yazdığı ve illüstrasyonlarını Richard Piers Rayner'ın yaptığı çizgi romandan uyarlanmış.