Babaların öleceği söylenmemişti

Babaların öleceği söylenmemişti
Babaların öleceği söylenmemişti
Türkiye şiiri ve edebiyatının önemli isimlerinden Özdemir Asaf, 32 yıl önce bugün 28 Ocak 1981'de aramızdan ayrılmıştı. Özdemir Asaf'ın kızı Seda Arun ölüm yıldönümünde babası ile ilgili duygularını kaleme aldı.

ÖLÜM
Ölüm; ben onu çiçeklerle giderken gördüm.
Ölüm; ben onu yaşamları bilerken gördüm.
Obur doymazlıkların obur açlıklarında,
Ölüm; ben onu, varlıkları silerken gördüm.
Ama bir de yokluğun ve yüreğin önünde;
Ölüm; ben seni utanç içinde titrerken gördüm.
Özdemir Asaf

Ne zaman zamansız bir ölüm haberi duysak çok şaşırır çok üzülürüz. Yakınlarına neler demek gerektiğini hesaplar, bazen yazar bazen de sesimizle söyleriz. Hiçbirini beğenmeyiz. Aramamız gerektiğini bildiğimiz için de arar, sıradan bir konuşma yaparız. Bu cümleler zaten kalıplaşmıştır. Ölenin yakınlarının acılarını paylaştığımızı sanarak uzaktan bakarız. Onca harf varken kelimelerin yetmediğini söyleriz. Kolaymış gibi bu acıyı unutmamalarını hatırlatırız. Geride kalanlara uzun ömürler dileriz. Çocuklarının ailelerine bağışlanmasını ümit ederiz. İyi günlerde görüşmek istediğimizi temenni ederek buna benzer basit duygularımızı ardı ardına sıralarız. Bu cümlelerin sırası değişir. Anlatımı ise aynıdır.
Bu ölüm zamanlı ise sonun beklendiğini düşünerek kendimizi teselli ederiz. Gidenin arkasındakilere söylenecek tek bir söz vardır. “Kurtuldu.” Bu en kolayıdır.
Benim yaşamımdaki ilk ölüm babamın ölümüdür. Babamın ölmeyeceğini sandığım için paramparça olmuştum. Annelerin, babaların bir gün öleceği bana söylenmemişti. Daha önceleri bilmediğim bu duygu ile birdenbire karşılaştığım o gün, çaresizliğimi kimselere anlatamamıştım. “Güçlü olmak” deyimi ne kadar anlamsızdı benim için o anlarda. Güçsüzdüm. Karanlık içinde yumuşak bir yuvarlaktım.
Babamın ‘Sana Mektuplar’ını yayıma hazırlarken, babasını kaybeden anneme yazdığı taziye mektubunda, kelimelerin ne kadar da çok olduğunu gördüm.
Erzurum’da askerlik yaparken yazdığı mektuptan bir alıntı:

19 Şubat 1949 saat 23.05
Hayatım Sabahat;
Bir tane meleğim, sen şimdi hayatının en büyük kederini yaşıyorsun. Hafifletilmesi imkânsız acılar içindesin, ve telâfisi gayrı mümkün kaybının arkasından ağlıyor ağlıyor ve ağlıyorsun. Bunları biliyor ve uykusuz gecelerimde görüyorum. Şimdi her şey sana değersiz, dünya boş geliyor. Ağlamaktan daha ağır bir şey yapamadığın için kendi kendini yiyorsun. Şimdi senin için dünya boş. Fakat bu acıda, bu gözyaşı dökmekte, bu erimekte yalnız değilsin. Hatırladıkların, tahmin ettiklerin var. Hatırlamadıkların, tahmin etmediklerin de var. Dünya boş, fakat yalnız değilsin karıcığım. Aziz ve yüksek meleğim. Bu an ben senim. Bu an sen bensin.
Bu en büyük felâketinde yanında bulunmayı isterdim. Hatta senin bu felâketi yaşamaman için benim ebediyen senden uzakta kalmam gerekse idi kendi en ağır bahtımı senin saadetin için kapkara yapardım.
Duyduğum acıyı ve gözyaşlarımı görmedin diye hayıflanmıyorum. Bu anlarda sana destek olamadım diye üzülüyorum. Çünkü sadece Özdemir olmakla değil, fakat babalarını kaybeden iki insan olarak birbirimize destek olacaktık.
Sakın sana teselli veriyorum zannetme. Bu yersiz bir hareket olur. Çünkü ben teselli kabul edemiyorum. Diliyorum ki göz yaşlarım sana sükûnet ve sabır versin. Çünkü ben sükûnet ve sabır dilemiyorum.
Bu yası ömrümüzce tatmayı ikimiz için de, ruhumuzda, pek yüksek bir adamın ardından kalan yükseklik, büyüklük ve asilliği sayesinde duyalım diye istiyorum. Sen unutmayacaksın, çünkü ben de unutmayacağım.
Vicdan azapları içinde sana hitab ediyorum: Yanında olduğumu bir an aklından çıkarma. Bana da bak, kederimi gör. Katlanacaksın, daha çok acı çekmek için katlanacaksın. Çünkü ben daha çok, daha uzun, daha derin acı çekmek için katlanıyorum. Bu katlanış gözyaşlarından daha ezicidir. Katlanmaya yanaşmamayı kendim için en büyük ayıp olarak görüyorum.
Temiz ve mücadeleli ve başarılı bir ömür yaşayan babamız şimdi aynı mücadeleyi bizden bekliyor. Seni olduğu gibi, o pak insanın ruhunu görebiliyor, duyabiliyorum; çünkü sevmiştim, tapmıştım.
O, kaybetmişti ve bizim gibi hüzünden hüzne düşmüştü.
Biz kaybettik, hüzünden hüzüne düşüyoruz.
Bizi kaybedeceklerin hüznü acaba bizim bu hüznümüz kadar olacak mı?
Hıçkırıkların arasında seni ferahlandırmak için eriyorum. Çünkü ben de ferahlıkla, derinden hıçkırmak istiyorum.
Senin başına gelen, benim başıma gelendir. Senin yakınında olup seni hiç bırakmamak isterdim. Senin daima, daima ve daima yakınında olup seni hiç bırakmamayı istiyorum.
İsteyeceğim.
Kederimi görmedin, ama biliyorum ki biliyorsun. Benim seni düşündüğüm kadar şimdi beni düşünmeni istiyorum. Beni hatırla, aynı acıyı yaşadığımı an. Senin yardımına muhtaç olduğumu sezdirmemek için çabalıyorum.
Kederinin düşüncelerini bulutlamamasını istiyorum. Zira o vakit kederin ruhunu devamlı olarak kaplayamaz. Ben buna çalışıyorum. Çünkü ruhlu kederlere boğulmak istiyorum. Kaçınılması imkânsız olduktan sonra, kederin sadece aklımıza hücum etmesi nedir ki. İsteyelim ki gönlümüzü de sarsın.
Aklını, fikrini dağıt, hafızanı benim yaptığım gibi hatıraların tamamı üzerine ser. Gözlerinin önünden, bir noktada takılmamaya gayret ederek eski günleri geçir. Herhangi birisinde, ortada takılma. Belki sonrakilerinde daha fazla gözyaşı akıtıcı olanları vardır.
Biliyorum ki, sen de aynen böyle düşünüyorsun. Benim de senin gibi düşündüğümü bir daha bil diye yazıyorum.
Dikkat et ki, sana teselli verici veya hafifletici telkinler yapmıyorum. Bu haddim değil. Ve kimsenin haddi değil. Bilâkis seni hüzne davet ediyorum. Ne kadar hüzünde olduğunu bilmiyorum sanma. O manayı gütmüyorum. Teselli verici durumda olmadığımı belirtmek için söyledim. Hiçbir zaman küçülmek istemem. Hele senin nazarlarında. İstediğim, senin yanında kalabilecek derecede, sana yakın olarak yükselmektir. Bu günlerine beni kat. Ben buna lâyığım.
Unutulmayacak acılara temenni eklemek zavallı bir teşebbüs olur. Kederin o noktada ki başka bir şey daha çoğaltamaz. Ve biliyorum ki, kederini hiçbir şey hafifletemez. Yalvarıyorum, beni yanına al.
Özdemir Asaf

Ben babamı kaybettiğimde kimse bana bunları söylemedi, yazmadı. Belki de bilmiyorlardı. Bu kelimeleri bilseydim, ben de böyle yazabilir, böyle konuşabilir, kendimi avutabilirdim. O kadar kolaymış ki kelimeleri yan yana getirmek. Ne yazık ki o kelimeleri hâlâ bilmiyorum.