Babamın ölümünü film bitince kabul ettim

Babamın ölümünü film bitince kabul ettim
Babamın ölümünü film bitince kabul ettim
Deniz Akçay Katıksız, ilk filmi 'Köksüz' ile İstanbul Film Festivali'nin konuşulan isimlerinden oldu. Radikal Halk Ödülü ve ilk film ödüllerini kazanan Akçay ile 'Köksüz'ün köklerine indik.
Haber: FATİH ÖZGÜVEN - fatih.ozguven@radikal.com.tr / Arşivi

‘Köksüz’ benim için geçen İstanbul Film Festivali’nin gerçek sürprizi oldu. Müthiş bir aciliyet duygusu var bu ilk filmde; şimdi, burada, bugünde cereyan eden, soluk soluğa anlatılmış, aile denen ortak cinnete gözünü dikip bakabilen bir hikâye… Çoktandır birilerinde belirmesini beklediğim Zeki Demirkubuz etkisinin, üstelik genç bir kadın yönetmenin sinemasında ortaya çıktığını düşündüm, bayağı heyecanlandım! Festival sırasında filmin yönetmeni Deniz Akçay Katıksız’ı yakalayınca sohbet etmek de kaçınılmaz oldu…
İlk film ne demek sence?
İlk film kafa karışıklığı demek, destek görmemek, ciddiye alınmamak demek Türkiye ’de, hatta caydırılmaya çalışılmak demek.
Kafa karışıklığını anlat biraz.
Set geçmişim yok, senaryo yazarıyım, bir tek New York Film Akademi’de bir- iki klip çektim, sete çıkarken ödüm koptu, herkes benden daha deneyimli olacaktı.
Sonunda niye çıktın sete peki?
Hikâyemi başkasına emanet etmek istemedim. Eşim de yönetmen, onunla yapalım dedim önce ama o da okuyunca “Bu çekilmiş bir senaryo, seninle çekersek kavga ederiz, onun için sen çekmelisin” dedi. Bir yönetmen büyüğüm ise “Bu film çekilemez, çünkü bu bir sol taraf senaryosu” dedi. Yani diyalog yok anlamında. Sevindim, çünkü ben derdimi kesinlikle diyalogla anlatmak niyetinde değildim.
Korkun hangi anda dindi?
Hiç dinmedi. Kurguda bile dinmedi. Kurguda bile filmden nefret ettiğim anlar oldu. Üslup belirlerken çok kafam karıştı, sevdiğim filmleri teker teker yeniden izledim ama kopya etmek istemedim. Bu film bir de uzun süren bir terapi sürecinin sonucu.
Bu film baba kaybıyla mı ilgili?
Evet, benim yazma sebebim o. Benim için bir kapanış hikâyesi oldu. Yazdım, noktayı koydum. Kapatıp kabul ettim, evet tamam artık, benim babam öldü diye, hayatıma devam etmeliyim.
Babanın kaybından sonra ailenin çözülüşü mü bu film?

Aslında değil. Başlarında bir baba olsaydı herşey daha mı harika olacaktı, hayır. Ama babanın yokluğu evdeki rol dağılımını etkiliyor, kim hangi rolü alacağını bilemiyor. Oğul babanın yerine geçmeye çalışıyor, o yüzden arabayı çalıyor, arkadaşının annesiyle seks yaparken aslında bilinçaltında annesiyle hesaplaşmak istiyor, o evde bir yer kaplamak zorunda… Anne ile abla birbirlerini eksik buluyorlar klasik ataerkil düzende… Küçük kızkardeş ikisine de kendini göstermek istiyor…
Bu nefes nefese, hızlı anlatıma nasıl karar verdin?
Ailenin bireyleri hepsi biryerde oldukları halde orada değiller, akılları başka yerde. Abla işte ama aklı evde, anne evde ama tam evde değil. Durmayan bir trafik var. Sokak çekimleri de çoğunlukla gerilla çekim oldu. Nerelere saklanacağımızı uzun uzun hesaplamak zorunda kaldık.
Terapiyi gördün, terapiyi unuttun, sonra mı yaptın filmi?
Terapiden sonra yazmaya cesaret ettim ama yazarken terapiyi bir kenara kaldırdım, kaldırmak zorundaydım. Terapinin bir yana kaldırılamadığı filmleri ben malumatfuruş buluyorum. Çözümü terapiden uzağa ücra bir kasabaya kaçıp orada çalışmakta buldum.
Bu film adeta fışkırdı çıktı. Yeni bir hikâye gelecek mi, ne diyorsun?
Çok korkuyorum ama ümidim var.
Beğendiğin ilk ve ikinci filmleri söyle?
Sofia Coppola’nın ‘Virgin Suicides/ Bakire İntiharları’. İlk film mi bilmiyorum ama o film sanki çıkmalıydı gibi duruyor. Oysa ‘Lost in Translation’ yönetmenin bugünüyle ilgili birşey söyleyen bir film, geçmişiyle hesaplaşma bitmiş artık. Hikâye muhakkak insanın yaşadıklarından çıkan birşey. Ama duygum o ki kesinlikle yeniden, yeniden başa dönmemeli.


İZLEYİCİNİN FİLME SAHİP ÇIKMASININ TARİFİ YOK

Bir ilk film çokça tedirginlik demek. Karşılık bulacak mı, izleyiciye ulaşacak mı, derdim anlaşılacak mı diye kendini yiyor insan. Bu açıdan Radikal Halk Ödülü yürek ağızda geçen son 6 ayın dua cevabı gibi bir yandan. Bir festival filminin küçük bir grup dışında kimse tarafından izlenemeyeceği ortak yanlış algısını da değiştirebileceğimiz umudunu verdi. Hikâye anlatırken hayalim hep olabildiğince fazla kişiyle temas etmek. Başka hangi güdü bu kadar yorgunluğu tolere eder ki zaten? Bu nedenle de izleyicinin filmi sahiplenmiş olmasının tarifi yok benim için. Bir kere de burdan teşekkür etmek isterim. İlk Film Ödülü’nü ise Seyfi Teoman anısına almak benim için iki uca savrulan duygu yoğunluğu demek. ‘Tatil Kitabı’nda heyecanlanmış , benim için yeri bambaşka olan enfes anlatıcı Barış Bıçakçı’dan ‘Bizim Büyük Çaresizliğimiz’i anlatacağını duyunca hiç tanımazken yakın hissetmiştim Seyfi Teoman’ı. Bu yüzden de hüzünle coşku arasında savrulup durdum gece boyunca. İlgili herkese teşekkür ederim; hem bu vefalı , zarif selam ediş , hem de yeni yola çıkanlara verdikleri ilerleme gücü için.