Badi Ekrem'i ararken...

Onu ilk olarak 1970'li yıllarda, çocukluğumda
gittiğim sinemada seyrettiğimi hatırlıyorum.
Haber: CENK KIRAL / Arşivi

Onu ilk olarak 1970'li yıllarda, çocukluğumda
gittiğim sinemada seyrettiğimi hatırlıyorum. O yılların mütevazı Levend semti, küçük bir meydandaki az sayıdaki dükkânlardan başlar, Nispetiye Caddesi üzerinden Etiler Meydanı'na
uzanırdı. O zamanlar civarın en önemli aktivite merkezi Ankara Sineması'ydı. Onu ilk defa Ankara Sineması'nın, o yılların sinema salonlarında çokça rastlanan patlamış mısır ve deri koltuk kokuları eşliğinde,
'Badi Ekrem' olarak seyretmiştim. Hababam Sınıfı'nın muzip öğrencilerinin karşısında, en az onlar kadar afacan, ama her şeyi bildiğini sanan yüce bilgelikteki havasıyla bizlere doyumsuz anlar yaşatmıştı. Kung-Fu tekniğini öğretirken gözlerini kaydırarak yaptığı trans hareketi sonucunda kiremitlerde
elini kırışını, atletik olmayan vücuduyla kıvrak beden hareketleri yapmaya çalışarak okulun içi geçmiş bakire hocasına hava atarken yere çakılışını hâlâ hatırlarım ve her seyrettiğimde hâlâ doyasıya gülerim.
Sonraları 70'li yılların unutulmaz Adile Naşit-Münir Özkul komedi serilerinde yardımcı
rollerde görünmeye başladı. Bazen umutsuz damat adayı ve beceriksiz pilot Vecihi'yi,
bazen de Münir Özkul'un hiçbir işte dikiş tutturamayan kardeşini oynadı. Derken Kemal Sunal ve arkasından gelen İlyas Salman komedi furyası başladı. O furya içinde de filmi tamamlayan temel oyuncuydu. Tosun Paşa'da, Süt Kardeşler'de, Şekerpare'de, Kibar Feyzo'da ve daha nicelerinde öylesine komikti ki, çoğu zaman esas başrol oyuncusunu
es geçip onu izlerdim. Hem vücut hareketleriyle hem yüz mimikleriyle, hem de sesiyle muhteşemdi. Perdede tam anlamıyla her şeyini ortaya koyan, rolünü doya doya izlettiren bir aktördü.
Bu muhteşemliği onu kısa zamanda başrol mertebesine kadar getirdi. Türk sinema tarihinin en görkemli filmlerinde başrol
oynadı. Muhsin Bey ve Züğürt Ağa'daki hali, Şen'in daima hatıralarımızda yaşayacak unutulmaz portrelerinden sadece bazıları.
Yıllarca usanmadan Türk sinemasının zorlu ve kısıtlı imkânları içinde sabırla yaşamasını ve ayakta kalmasını bilenlerdendir Şener Şen. Her şeyden önce her dönemin ve her rolün üstesinden kalkabilecek yetenekte bir aktördür. Öte yandan Türk halkının en temel özelliklerini son derece doğal olarak sergileyebilen ve önemli rolleri fazla zorlanmadan ortaya koyabilen bir sanatçı olduğunu da ispatlamıştır. Şaşkın, beceriksiz adamın mimikleri de, Güneydoğu Anadolu köy ağasının aksanı da, eski
İstanbul beyefendisinin asilliği de, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni'nin hüznü de onun oyunculuğunda yansımıştı gözlerimize. O zamanlar Şen'i Peter Sellers ile Steve Martin karışımı bir oyuncu çizgisinde görüyordum. Eğer Türkiye'de değil de ABD'de yaşayan bir aktör olsaydı, çok daha başka konumlarda olurdu herhalde. Onlar kendi sinemaları için neyse, Şener Şen de bizim için oydu ve hatta belki de fazlasıydı.
90'lı yılların ortalarına doğru, nedense, farklı bir çizgiye çekti kendisini. Artık eskisi gibi çok film yapmıyor, yapsa bile çok daha ağdalı, dramatik yönü ağır basan rollere çıkıyordu. Eşkıya böylesi bir filmdi onun için. Hakkında okuduğum bazı yazılarda meslektaşları onun hastalık düzeyinde senaryo
merakından bahsediyordu. Gelen teklifleri, detaylı senaryoları yoksa değerlendirmediğini
anlatıyorlardı. Sonra tüm Türkiye'yi ekranlara mıhlayan İkinci Bahar dizisiyle, Ali Haydar olarak göründü. Çok az sayıda ama içerikli yapımlarda, dramatik yönü ağır basan karakterleri oynamayı seçmişti. Artık komik olmayı bırakmıştı.
Geçenlerde interneti taradım. İçinde Şener Şen geçen bir yığın yer buldum, ama hepsi kısa film eleştirileri veya günlük TV programları tanıtımlarıydı. Halbuki onun gibi oyuncuların hayranları tarafından kurulan web siteleri, o sitelerde sürekli yazışmaların yapıldığı forumlar olmalıydı. Şimdilerde bir bankanın reklamlarında her gece defalarca ekrana çıkıyor. Ama artık çocukluğumuzun ve gençliğimizin komik oyuncusu değil o. Komik olmak için bir şeyler
yapıyor ama geçen yıllar içinde, sebebini bilemediğim nedenlerden ötürü, çok değişik bir çizgide. Konuşurken ağır, boğuk bir ses tonuyla, hatta bazen son derece ciddi yüz ifadesiyle, bambaşka bir tip karşımda artık. Onu her gece gördüğümde, reklamı baştan sona bilmeme rağmen garip bir umutla, sanki bu defa başka bir replik ve mimikle güldürecek beklentisiyle, hafif bir gülümsemeyi yüzümde hazır ederek bekliyorum ama nafile. O artık güldürmüyor, veya güldürmek istemiyor.
Bu durumun aynısını rahmetli Kemal Sunal'ın son dönem filmleri için de hissetmiştim. Propaganda filminde gördüğüm Sunal, benim çocukluğumda hiçbir filmini kaçırmadığım
İnek Şaban değildi. O da Şen gibi yıllar içinde, sanki eski tiplemelerinden utanırcasına farklı çizgide, komik olmayan bir aktör haline gelmişti. Neden böyle oldu? Neden o muhteşem komedi ustaları zaman içinde komikliklerini yitirdiler? Bir anlasam, bir bilsem. Ben ve benim gibiler onları Badi Ekrem olarak, İnek Şaban olarak tanıdık ve öyle sevdik. Ali Haydar'ı da sevdik ama başka bir boyutta. Şimdilerde belki çok daha ulvi yapıtlara imza atmayı bekliyor, çok daha içerikli filmlerde oynamayı istiyor Şener Şen. Ama ben hâlâ, umudumu yitirmeden, dünya komiği Badi Ekrem'i arıyorum.