Bağımlılık yapan diziler

Yaklaşık dört aydır Cine5'te şifresiz olarak ekrana gelen Oz (ki bu, kablolu televizyonu olan herkesin izleyebileceği anlamına...

OZ
Cine5, Çarşamba, 22.00
Yaklaşık dört aydır Cine5'te şifresiz olarak ekrana gelen Oz (ki bu, kablolu televizyonu olan herkesin izleyebileceği anlamına geliyor), televizyonda izlenebilecek en cüretkâr, karanlık ve şiddet dozu en yüksek dizilerden biri. Hele şu sıralar, TV'deki en ilginç seçenek. İncir çekirdeğini fazla fazla dolduracak gelişmeler, her bölümde garanti. Oz, Oswald Maksimum Güvenlik Hapishanesi'nin kısaltması. Olaylar hapishanenin özel bir bölümünde, Emerald City'de cereyan ediyor. Em City sözde yüksek randımanlı, tam anlamıyla rehabilitasyona yönelik olarak tasarlanmış. Mahkûmlar, demir parlaklıklar yerine şeffaf camların arkasındalar ve hücre sistemi de yok. Böylece isteyen isteyeni daha bir rahatça bıçaklayabiliyor. Tam bir 'samimiyet' ortamı. Bu 'Em' tipi sistem pek de akla yatkın olmasa da, dizide olan bitenler oldukça gerçekçi görünüyor. TV'de detaylarıyla karşılaşmayı beklemeyeceğiniz kadar sert bir dünya. İçeride canlı kalmak da, inanın şu arkalardaki uzuv dışında daha bir sürü şey istiyor. Her bölüm bir miktar telefe tanık oluyorsunuz. Kimin sezon sonuna, hatta onu bırakın, bölümün sonuna kadar ayakta kalacağını kestirmek güç. Başka bir deyişle, çayların demlendiği yanık özlem şarkıları ve 'abi' muhabbetleriyle çile doldurulan bir atmosferden bahsetmenin imkânı yok.
Dizinin yaratıcısı Homicide: Life on the Streets adlı, suç ortamlarında geçen ve çok başarılı olmuş başka bir TV dizisinden referanslı Tom Fontana (Kendisi aynı zamanda,
Oz'un açılış jeneriğinde üzerine dövme yapılan kolun sahibi). Fontana, Oz'un konseptini oluştururken zihninin üretebildiği
tüm acımasızlığı, zırnık sansüre sokmadan salmış olsa gerek. Yarattığı dünya,
'Merhamet mi, o da ne?' denilen bir yer olmanın yanında, büyük ölçüde de çeşitlilik arz ediyor. Savaşların çokluk uyuşturucu ticareti üzerinde döndüğü Oz âleminde vali, hapishane müdürü, kalleş ve görece
az kalleş gardiyanlar, siyah İslamcılar,
İtalyanlar, Latinler, gay'ler, gangster
tayfası ve 'buyursunlar' gibi davetkâr
bir laf etmek istemeyeceğiniz tipte çeşit çeşit grup yerini alıyor.
Oz'da dayak var!
Dizinin (iyi oyunculuk, iyi yönetim vs. dışında) kayda değer taraflarından biri, sempati duymamız üzere senaryoya yerleştirilmiş suçsuz karakterleri barındırmaması. Hepsi de 'mapusa düşmelerini'
haklı kılacak bir halt yemişler. Üstelik bunların çoğu da cidden ağır suçlar. En bir masum sayılabilecek kişi, beyaz bir avukat. O alkollü araba sürerken ölüme sebebiyet vermekten içerde. Fakat o bile, Oz'da vakit geçirdikçe gaddarlar kervanına katılmaya doğru yavaşça ilerliyor. Zaten dizi de rehabilitasyonun, hapishanelerin ancak hayali işlevleri arasında yer aldığına getiriyor sözü.
Hani dizilerin reklamını yapmak için, 'aşk, entrika...' gibi başlıklar çıkarılır. Oz'dan çıkarılacak başlıklar arasında şunları bulabilirsiniz: Cinayet, kargaşa, ıstırap, tecavüz, uyuşturucu, pedofili, dayak,
'tecavüzcüye aşık olma', aşağılanma... Ve dilerseniz entrika tabii ki.
C.S.I.
TRT 1, Cumartesi, 22.45
CBS'in rekorlar kıran dizisi Kanıt Peşinde, her zamanki TRT 'sükunet'iyle, kısa bir süre önce yayınlanmaya başladı. Eğer henüz keşfetmediyseniz, fazla bir şey kaçırmış sayılmazsınız. Dördüncü bölümü bu gece. Con Air, Armageddon, The Rock'a imza atmış Jerry Bruckheimer'ın yapımcılığını üstlendiği C.S.I.:Crime Scene Investigation/ Kanıt Peşinde, bir yoruma göre, "Adli bilimi seksi hale getiren dizi". Dizinin bilimsel adli araştırmaları, sınırlarını hafiften genişleterek ve tabii kahramanlarını da mümkün mertebe çekici kılarak iyice cazipleştirdiği doğru. Fakat, zaten ana malzemesi de yeterince ilgi çekici. 911 ya da cinayet masası araştırmalarına dair belgeseller bile büyük merakla izleniyor nasılsa.
Las Vegas'ta geçen dizinin kahramanları, kimselerin çözemediği suçları, bilhassa cinayetleri son çare olarak devralan ve tamamen bilimsel çalışan bir ekipten oluşuyor. Daha çok çıplak gözle görülemeyen, elle tutulamayan ve muhtemelen de suçlunun kendisinin bile aklından geçmeyen kanıtların peşinde koşuyorlar. Aslına bakılırsa birçok kez de, onlarla aşık atmak, zekâ yarıştırmak
isteyen suçluların vakalarıyla ilgilenmekteler. Başka bir deyişle, kaşınanları kaşıdıkları da söylenebilir.
Ekiptekilerin çoğu işkolik. 'Elebaşı' Gil Grissom (Manhunter'ın başrolündeki William Peterson), biraz tuhaf bir kişilik. Fakat adam işi cidden biliyor. Yanında çalışanlar onu her zaman anlayamasalar da saygıda pek kusur etmiyorlar. Zira güvenleri tam. Gil dışında, ekibin sürekli üyeleri arasında eski dansçı, bekâr anne Catherine , ara sıra duygularının işine karışmasını engellemekten kendini alamayan Sara, hiçbir şeyden çekinmeyen ve üstüne başına her daim dikkat eden Nick, kumara zaafı olan Warrick ve karanlık şahsiyet, deneyimli dedektif Jim var.
Ortaya çıktığı 2000 yılından bu yana, ABD'de hızla taklitleri türeyen Kanıt Peşinde, Emmy ve Altın Küre adaylıkları bulunan, birinci sınıf bir prodüksiyon. Her bölüm seyirciyi, kahramanlarıyla birlikte olayın peşinden gidip kafa patlatmaya zorluyor. Kanıt Peşinde, son ana kadar çözülmeyen, 60'ar dakikalık gerilim ve gizem paketleri sunuyor. Bu paketlere feci şekilde deforme olmuş ceset manzarası ve benzerleri de zaman zaman dahil oluyor.
Friends
MovieMax2, her gün, 20.00
Kimlerle çıktıkları, ne yiyip içtikleri, seyrettikleri dışında çok da fazla dertleri olmayan altı arkadaş... Rachel, Monica, Phoebe, Ross, Joey ve Chandler'ın bu dertsiz tasasız hayatı onlara milyonlarca dolar kazandırdı. Friends tüm dünyada en çok seyredilen, hakkında en çok konuşulan dizilerden biri oldu. Altı arkadaşın hayatı, iki apartman dairesi arasında ve Central Park'ta geçti durdu. Birbirleriyle çıktılar, evlendiler, boşandılar, taşındılar, ağladılar, güldüler ve güldürdüler. O kadar çok güldürdüler ki dizi izlenme rekorları kırdı, DVD'leri piyasaya sürüldü, oyuncuları bölüm başına en yüksek ücret alan (1 milyon dolar) kişiler olarak tarihe geçtiler. Neyse ki Jennifer Aniston, Courtney Cox Arquette, Lisa Kudrow, Matt LeBlanc, David Schwimmer ve Matthew Perry'yi bir arada tutan sadece bu inanılmaz para değildi. Arkadaşlıkları gerçek hayatlarında da sürüyordu. Hepsinin hayatları (En çok da Jennifer Aniston'ın
Brad Pitt'le evliliği) konuşulur, yazılır, çizilir oldu. Oynadıkları karakterlerle çok iyi uyum sağlayan bu oyuncular, Hollywood'un en sevilen oyuncuları arasına girdi.
Dizinin ilk bölümleri Temmuz'dan itibaren Digiturk'te yayınlanmaya başladı. Rachel'ın zengin şımarık kız tavırları, Ross'un başarısız evliliği, Monica'nın şef olma yolundaki adımları, Joey'nin şapşallıkları, Phoebe'nin tuhaflığı ve Chandler'ın bitmez tükenmez alaycılığı birbirinden komik bölümlerle ekranda. Oyuncuların saçlarına, kılık kıyafetlerine ve kilolarına özellikle dikkat. Zaman içinde nasıl bir değişime uğradıklarını görmeniz açısından iyi bir belgesel aslında ilk bölümler. Özellikle son yıllarda bir dergiden diğerine kapak olan incecik ve şık Jennifer Aniston'ın (Rachel) kabarık saçlarını ve kilolu halini görmek için iyi bir fırsat. Bir de tüm oyuncular -paraya boğulmadıklarından ve amatör ruhlarını
henüz kaybetmediklerinden olsa gerek şu anda yayınlanan yeni bölümlere göre çok daha komikler.