"Bak bunu şimdi duyuyorum"

"Bak bunu şimdi duyuyorum"
"Bak bunu şimdi duyuyorum"
Gezi zamanı çocuklarına "Gaz maskeni unutma" öğüdü veren ebeveynlerin belgeseli 'Ben Bir Slogan Buldum...' !fistanbul'un yerlilerinden.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

“Bir kitabı kapağına göre değerlendirmemeli” deyişi, Gezi sürecine bilfiil katılanlar için artık daha kanlı canlı bir ifade. O günleri hatırlayalım; kitaba kafalarındaki kapağı biçmek isteyenlerin ‘Beyaz Türk öfkesi’, ‘Ulusalcı kalkışması’ gibi ‘analizimsi’leri havalarda uçuşuyordu. Sürecin içindekiler için ise bambaşka dinamikler yürürlükteydi. Direnişi halen dumanı üstünde tutarken kategorize etme çabasının yol açtığı bir talihsizlik diyelim. (Bundan ibaret olmadığı aşikârsa da) Ve şimdiye bakalım. Yaklaşık altı ay sonunda, Gezi’nin ne ‘Beyaz Türk öfkesiyle’, ne ‘körü körüne AKP karşıtlığıyla’ açıklanamayacak dinamikleri daha da ön planda. Bu damarı görünür kılan işlerden birisi de 13 Şubat’ta başlayacak !fistanbul’un ‘Ev’ bölümünde gösterilecek ‘Ben Bir Slogan Buldum: Annem Benim Yanımda’ belgeseli. Hepsi aynı zamanda -yine !f programındaki- ‘Mavi Dalga’ filminde oynayan Yeni Metin Yeni Tiyatro ekibinin, yani Albina Özden, Ayris Alptekin, Fehime Seven, Nazlı Bulum ve Sefa Tokgöz’ün kolektif çalışmasının ürünü... ‘Gezici gençleri’ anne babalarıyla beraber kamera karşısına geçiren belgesel, içeriği dolayısıyla bildik ‘konuşan kafa’ filmlerinden çok daha ilginç bir akışa sahip. Yönetmenlerin de aralarında bulunduğu eylemciler, tam da zamanında anne ve babalarıyla Gezi’nin üzerinden geçiyor. Bir anne “Ayaklarım tutsaydı, ben de Gezi’ye dolma götürürdüm” diyor. Bir diğeri “İyi ki bu kadar bireysel yetiştirmişiz bu 80 sonrası kuşağı, yoksa bu direniş olmazdı” diyor. Bir başka baba, kızına “Biz meydanı aldık, için rahat olsun” diye telefon açtığını anlatıyor. Direnişin öyle kolaycı kavramlarla açıklanamayacağını, bildik kuşak çatışmasını aşan bu manzaralar söylüyor. ‘Ben Bir Slogan Buldum...’ ekibine bağlandık, projenin kolektif ruhuna hürmeten sorularımızı da
toplu cevapladılar. 
‘Ben Bir Slogan Buldum’un çekimleri hangi aşamada başladı? Filmde Gezi direnişi sırasında da yapılmış çekimler var? Bu çekimler yapılırken aklınızda bu belgesel var mıydı?
Direnişin ilk gününden beri ekip olarak alandaydık. İlk başta çekimleri kendimiz için yapıyorduk. Direnişin ilk haftasında, aramızda yaptığımız konuşmalar ve medyada ‘90 jenerasyonunun’ konuşulmaya başlanmasıyla belgesel fikri ortaya çıktı. Hızla röportaj çekimlerine başladık. Çünkü yaşananları mümkün olduğunca sıcağı sıcağına kaydetmeyi önemsiyorduk. Direniş ilerledikçe, ailelerimiz parka ve alanlara gelmeye başladıkça, aile kavramı üzerine yoğunlaştık. Süreç boyunca parkta, eylem anında çekimler yaptık bir yandan da ailelerin evlerinde röportajlar yapmaya devam ettik.
Filmde dikkat çeken unsurlardan biri de anne babaların röportaj sırasında “Bunu şimdi duyuyorum” dediği anlar. Bu çekimler sırasında sık sık başınıza gelen bir şey miydi?
Bu bahsettiğiniz anlar bizim için çok özel ve önemli çünkü arkadaşlarımızın ve ailelerin bizimle sohbet ederken rahat ve güvenli olduğunu işaret ediyor. Bizim de baştan beri röportajlarla ilgili hayal ettiğimiz şey buydu. Ailelerin birbirleri hakkında yeni fark ettiği, öğrendiği, karşılaştığı anlar sıkça yaşandı. Bu anları biz de kendi evlerimizde yaşadık. Çekimleri Gezi süreci sırasında yaptığımız için, ailelerin de birbirlerine henüz anlatmadığı ya da tercih etmediği detaylar olabiliyordu. Biz de bunlara tanık olduk.
Kişisel olarak anne babalarınızın Gezi direnişi sırasında bu kadar destekleyici olmalarını bekler miydiniz?
Hepimiz için farklı bir süreç işledi aslında. Genel olarak bu kadar destekleyici olacaklarını, en azından faal olarak katılacaklarını beklemiyorduk. Belgeselde kendi ailelerimiz de var, onlar kendileri de anlatıyorlar filmde bu süreçlerini ama genel olarak hepimiz için değişik bir deneyim olduğunu söyleyebiliriz. Hepimizin ailelerimizi anladığımız noktalar da farklı düşündüğümüz noktalar da vardı, hâlâ var. Ama fikir ayrılıklarına rağmen, Gezi sayesinde kurulan iletişimi ve paylaşımı kendi ailelerimizde deneyimlemeseydik bu filmi yapamazdık.
Filmde 80 sonrası kuşağa algı da Gezi sonrası değişim de sık sık dile getiriliyor. Bu gündelik hayatınızda da hissettiğiniz bir değişim mi?
Bu bizim kendi aramızda da sıkça konuştuğumuz bir mesele. Sokakta, okulda, sosyal medyayı kullanma biçimimizde, ailelerimizle ve arkadaşlarımızla kurduğumuz ilişkilerimizde bir değişim görüyoruz. Sokakta daha güvende hissediyoruz mesela çünkü herhangi bir durumda insanların yardım edeceğini biliyoruz. Evde veya dışarıda herhangi bir sohbette kendimizi politik olarak daha iyi ifade etmeye başladık. Gündemlerimizin de değiştiğini, siyasi meselelerle ilgili birçok sosyal ortamda daha çok konuştuğumuzu ve fikir paylaşımında bulunduğumuzu fark ediyoruz. Hem kendimize hem kendi yaşıtlarımıza karşı algımız değişti ve tabii yaşayışımız da.
Görüşünüzü alacağınız isimleri nasıl seçtiniz? Anne babalardan kamera karşısına geçmek istemeyen olmadı mı?
Belgeseldeki insanlar da çoğunlukla eylemler sırasında iletişim halinde olduğumuz arkadaşlarımızdı. Öncelikle kendi arkadaş çevremizden yola çıktık. Aslında beşimiz de birçok açıdan farklı insanlarız. Yani Gezi’de tadına baktığımız şeyi biz hem hem arkadaşlık hayatımızda yan yana dururken diyebiliriz. Dolayısıyla hepimizin arkadaş çevresiyle bir şekilde Gezi’ye dair pek çok rengi gösterme fırsatı bulduk. Bizimle görüşmek istemeyen insanlara dair hiçbir zaman ısrarcı bir tutum sergilemedik, böyle bir tercihi oldukça anlaşılır buluyoruz. Alanda ve Gezi’de tanımadığımız insanlarla yaptığımız röportaj sayısı da oldukça fazlaydı. Önceden tanıdığımız arkadaşlarımız ailelerine sordular ve olumlu bakarlarsa tanışıp, kendimizi anlattık. Aslında bizim için röportajlar daha çok misafirliğe gitmek gibiydi.
Can Candan’ın ‘Benim Çocuğum’u da LGBTİ anne ve babalarının hikâyesini anlatıyor. Sizin filminiz de düşünülünce kuşaklar arasında daha kabullenici yeni bir ilişkinin filizlenme imkânı var mı Türkiye ’de?
‘Benim Çocuğum’ tabii ki bir örgütlenmenin sonucunda ortaya çıkan bir film. Bizim filmimizdeki, yani Gezi’deki ailelerde böyle sürekli bir birleşme ve mücadele halinden bahsedemeyiz belki ama ilerisi için çok doğru bir örnek belki de. ‘Benim Çocuğum’da ailelerin kendi içlerindeki yüzleşme anılarından, toplumsal baskıya kadar büyük bir mücadelenin ve paylaşımın uzun soluklu, yıllara dayanan hikâyesini dinliyoruz. Ama Gezi’de ortaya çıkan sahiplenme ve destek duygusu, ileriki zamanlarda gelişebilir ve bizim, belki bizden sonraki kuşak için, ailesine, anne babasına daha açık olan, daha cesur bir nesil çıkabilir ortaya. Neticede biz Gezi’ye katılan gençler olarak birçoğumuz önce “Gitme” diyen ailelerimize karşı çıkarak gittik alanlara. Anne babalar da böyle dinlemeye başladı çocuklarını ki iki, belki üç kuşak arası birlik oldu. Bu iletişim, bu anlayış sürdürülürse, belki LGBTİ anne babaların çocukları için örgütlenme hikayesi gibi büyür bu kazanım ve Türkiye genelinde çok daha büyük bir değişim başlar.
Filmin kurgu süreci ne kadar sürdü? Kullanmadığınız röportajlar oldu mu?
Hepimiz hâlâ öğrenci olduğumuz için, okulların başlamasıyla belirli aralıklarda buluşabildik. Filme ve meseleye dair fikrimizi geliştirmek, estetik bakışımızı bir şekilde dahil etmek ve anlatmak istediklerimizi hangi röportajlardan hangi kısımları kullanarak daha iyi verebileceğimizi sürekli tartıştık. Görüntüleri defalarca izledik. Bize röportaj veren insanların tamamını filmde görüyoruz. Röportajların her biri üç saate yakın sürdüğü için kurguda dışarıda bırakmak durumunda kaldığımız birçok konu, birçok görüş oldu. Bu yüzden uzun bir kurgu süreci oldu bizim için. Dramatik yapımızda hemfikir olduktan sonra danışmanımız Ceren Ercan’la da paylaştık ve fikirlerimiz son halini aldığında yaklaşık 15 günlük bir kapanma süreci yaşadık. Sonrasında bir ara verdikten sonra da ince kurguya başladık. Neredeyse yılbaşına kadar sürdü. Gezi ve geziyle ilgili konuların hassasiyetinden, hem de kendimizi iyi anlatma isteğimizden, yavaş ama emin adımlarla ilerlemeye çalıştık.
‘Ben Bir Slogan Buldum: Annem Benim Yanımda’ 14 Şubat 17.00’de Cinemaximum Fitaş Salon 1’de.