Banka kredisiyle yapılan festival

Banka kredisiyle yapılan festival
Banka kredisiyle yapılan festival
10'uncu yaşını kutlayan Bach Günleri'ni, organizatörü Hakan Erdoğan anlattı. İlk kez Kültür Bakanlığı'ndan destek alan Erdoğan: "Banka sponsorluğunda konserler yapılırken ben banka kredisiyle konser yaptım."

Bach Günleri 10 yıldır düzenleniyor. Buradan yola çıkarak İstanbulluların Bach Günleri’ni sevdiğini söyleyebilir miyiz?
Bach Günleri başlangıcından itibaren çok büyük ilgi gördü. Hatta birincisinde bu ilgi ve seyirci kalitesi gelen bütün sanatçıların çok dikkatini çekti. Bach Günleri’nin en önemli özelliği seyircisidir diyebilirim. Biz de onları hiç yanıltmadık. 1. Bach Günleri’nde Alexander Rudin Aya İrini’de Çello Süitlerini çalmıştı. Her iki konseri de tamamen doluydu, yani her birini 1000 kişi izledi. Bu, dünyanın her yerinde bir solo enstrüman konseri için çok önemli bir sayıdır ve az rastlanır. Rudin iki konserinde de 1000 kişi görünce çok şaşırmıştı. Hatta bu konserden bir süre sonra bana: “Keşke kaydetseydik, hiçbir zaman bu kadar güzel çalmadım” demişti. Biz Bach Günleri’nin gördüğü ilgiyi canlı tutmak için elimizden geleni yapmaya çalıştık. Her işimizde yaptığımız gibi Bach Günleri de üzerinde çok düşünülmüş bir tasarımın sonucudur. Bu konuda kendimi çok şanslı ve ayrıcalıklı hissediyorum. Başlangıcından itibaren reklamcı-tasarımcı arkadaşım Uğurcan Ataoğlu’nun direktörlüğünde genç arkadaşlarımız bize her zaman olağanüstü güzellikte afişler hazırladılar. Işıl Döneray, Elif Özüdoğru, Handan Tepe... Son afişimizdeki çay içen Bach’ı da Deniz Yükselci yaptı. Hepsine minnettarım. 

Organizasyon kapsamında belli isimler sık sık geliyor İstanbul ’a. Bunu neden tercih ediyorsunuz?
Gustav Leonhardt, Andreas Staier, Alexander Rudin, La Petite Bande, Pierre Hantai, Musica Antique Koln, Reinhartd Goebel (artık çalmıyor) en sık gelen isimlerdendir. Bu soruya yanıt teşkil etmesi için Belçikalı klavsenci dostumuz Chris Maanen’den bahsetmeliyim. Klavsen yapımcısı Chris Maanen bize birçok kez Belçika’dan kendi klavseniyle birlikte geldi ve hiçbir ücret almadan festival boyunca klavsenin bakımını ve akordunu yaptı. Türkiye ’de klavsen bulmak çok zor bir iştir. Chris Maanen’e arkadaşları neden bu kadar çok İstanbul’a gittiğini sormuşlar, bir de şu soruyu: “Kimler çalıyor bu klavseni?” O da “en iyileri” diye cevap vermiş. Bu en iyileri sık getirerek seyircilerin bize olan güvenini pekiştirdik. 

Bazı konserlerde yerli ve yabancı sanatçıların aynı sahnede olmalarını sağlıyorsunuz. Bu denkleştirmeyi yaparken neleri göz önüne alıyorsunuz?
Bunu çok sık olmasa da fırsat bulduğum zaman yapmaya çalışıyorum; bu seyircinin çok istediği bir şey. Bu sene düzenleyeceğimiz, piyanistimiz Hüseyin Sermet ile Alexander Rudin’in buluşacağı konseri ben de heyecan ve merakla bekliyorum örneğin. 

Hakan Erdoğan organizasyonları farklı mekânlarda gerçekleşmeleriyle de ünlü. Ancak son dönemde bunun azaldığını söyleyebiliriz. Bu yıl yeni mekânlar var mı? Kahvaltı’da Caz, Taş Ocağı’nda Rapsodi geçmişteki bazı örnekler. Farklı fikirlerim de var fakat maalesef içinde bulunduğum işkolu sponsora çok bağlı. Ve bu mesele benim açımdan çok daraldı. Bu işe meraklı olduğu bilinen büyük sponsorlar kendi işlerini kendileri görmeye başladılar. Genelde sponsorluk yaklaşımı, ürün satışı ve pazarlamasına yönelik oluyor; hatta sponsorluk görüşmelerine satış müdürü de katılıyor. Kültür ve sanatın konusu olan müzik için bundan farklı bir yaklaşım gerekir. Aslında büsbütün karşı değilim, ürün pazarlaması da yapılabilir; ama bunu planlayabileceğimiz sağlıklı bir iletişim ortamı oluşturamıyoruz. Sponsorların haklı olarak müşteriye ulaşmak ve ürün pazarlamak amaçları var; ama şöyle bir yanılgıları da var: Şöhret üzerinden gitmek. Ben bunu yanlış buluyorum; çünkü konsept ve tema çok daha önemli bir pazarlama aracı. “Halk Bach dinlemez” yaklaşımındaki sponsorlara, “Nereden biliyorsunuz, hiç dinlettiniz mi?” cevabını veriyorum. Halk Bach dinler, hem de çok güzel dinler. Size 30-40 bin kişinin katıldığı konserlerin fotoğraflarını gösterebilirim. İşte size Bach dinleyen halk. 

Bach Günleri nasıl finanse ediliyor, sponsorsuz böyle etkinlikleri yapmak mümkün mü? Çok zor. Zaman zaman denediğim de oldu; fakat devamlılığı sağlamak mümkün değil. Banka sponsorluğunda konserler yapılırken ben banka kredisiyle konser yaptım. Sponsorlar genellikle kendi isimleriyle başlayan işleri tercih ediyorlar. İçeriğiyle kalitesini kanıtlamış ve kendi itibarını oluşturmuş, karakteri olan işleri tercih etmiyorlar. Bir noktaya kadar anlaşılabilir nedenleri var bunun. Sadece satış açısından düşünürsek haklı gerekçeleri var; fakat bir kurum için itibar çok daha önemli bence ve markayı da güçlendireceği kesin. Ben bu sorunların ileride aşılabileceğini umuyorum. Şöyle sevindirici bir şey de oldu; bu sene Bach Günleri ilk kez Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğini aldı. Bu çok önemli bir gelişme, ilerisi için umut verici.

Yerel yönetimlerden destek görüyor musunuz? Maalesef yerel yönetimlerin bir iki istisnai durum dışında bu tür etkinliklere ilgisini görmedim. 

Bach için küçük bir festival düzenleme fikri nereden çıktı, neden Bach da bir başka besteci değil? Bunda Bach’ın diğer barok besteciler gibi herkesin sevebileceği, daha kolay dinlenen, melodik bir besteci olmasının etkisi var mı? Estağfurullah, küçük değil, fakir ama gururlu bir festival. En büyük Bach dediğiniz zaman, size kimse itiraz etmez. Hem herkes öyle biliyor hem de doğru, bulunmaz bir isim bence Bach. Ayrıca Bach Günleri dediğiniz zaman sadece Bach’a bağlı kalmanız gerekmez, ki klasik müziğin Bach’tan sonraki tarihini düşündüğümüz zaman ondan etkilenmeyen hemen hiç kimse yoktur. Bu sebeple de geçen sene her ay ‘Bach Before & After’ başlığı altında klasik müziğin bütün dönemlerini kapsayan bir konserler dizisi gerçekleştirdik. 

Dünyada Bach için özel etkinlikler, festivaller, merkezler vardır mutlaka, onlarla işbirliği yapıyor musunuz? Kurumlarla değil fakat bu süreçte arkadaş olduğum müzisyenlerle devamlı iletişim halindeyim. Programı oluştururken de yardımlarını alıyorum.

PROGRAMDA NE VAR?
* Alexandru Tomescu BUGÜN St. Antuan Kilisesi/ 20.30
* Konstantin Lifschitz 29 Ekİm Salı Sakıp Sabancı Müzesi/ 20.30
*Thomas Gabriel Trio 30 Ekİm Çarşamba St. Antuan Kilisesi/ 20.30
* Alexander Rudin&Hüseyin Sermet 31 Ekim Perşembe Aya İrini/ 20.30
* Barocco Sempre Giovane&Jiri Barta&Nazlı Erdoğan 2 Kasım Cumartesi Aya İrini/ 20.30