Barcelona 'milli' mi kalacak 'yerli' mi olacak?

Barcelona 'milli' mi kalacak 'yerli' mi olacak?
Barcelona 'milli' mi kalacak 'yerli' mi olacak?
'Milli ve yerli vekil' tartışması aslında bizim değil, İspanya'nın gündemi. Barcelona'da bugün yapılacak parlamento seçimleri, gayrıresmi bağımsızlık referandumuna dönüşmüş vaziyette. Doğal olarak futbol da siyasete dahil. La Liga yönetimi, "Eğer Katalonya bağımsızlığını ilan ederse, Barcelona İspanya liginden atılır" resti çekti. Ama bu rest, Barcelonalıları yıldırmış gözükmüyor. "Gerekirse Fransa Ligi'nde oynarız" diyorlar. Üstelik Pep Guardiola da ayrılıkçı gruptan milletvekili adayı... Bu durumda Arda'yı Fransa'ya mı yolluyoruz? Hürriyet'ten Gökçe Aytulu yazdı...

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘550 milli ve yerli vekil’ istemesinden herkes kendine göre bir yorum çıkardı. Yorumların özeti mahiyetinde Başbakan Davutoğlu, “Millilik ve yerlilik gönül bağıyla olur” diyerek konuyu bağladı. Herhalde Türkiye bu meseleyi Anayasa’nın 66. Maddesini “Türk devletine gönül bağıyla bağlı herkes milli ve yerlidir” şeklinde değiştirerek aşacak. Ama aslında milli ve yerli vekil tartışması şu anda bizden çok İspanyolları ilgilendiriyor.

Bugün , İspanya’da özerk durumdaki Katalonya Bölgesi’nde parlamento seçimleri var. 135 üyeli Katalan parlamentosunda, liderliğini Artur Mas’ın yaptığı bağımsızlık yanlısı blok, eğer 68 sandalye kazanabilirse İspanya’dan ayrılmak için ilk adımı atacak.


Kamuoyu yoklamaları bunun uzak bir ihtimal olmadığı yönünde. Keza yine Artur Mas’ın öncülüğünde gerçekleştirilen ve İspanya hükümetinin tepkisine yol açan geçen seneki ‘bağımsızlık referandumu’nda Katalanların yüzde 80’i ‘Evet’ oyu kullanmıştı.

Tabii, siyaset sadece siyaset değildir. Katalanlar, İspanyollarla evlerini ayırdı diyelim, futbola ve sanata ne olacak? Diyelim ki İspanyollar Miro’dan vazgeçti, Picasso ve Dali kimde kalacak? Ve asıl önemli soru; Ardalı Barcelona ne yapacak?

Messi, Fransa Ligi’ne mi?
Hafta içinde İspanyollardan bu konuda ‘milli’ bir çıkış geldi. Spor Bakanı Miguel Cardenal, Katalan hükümetine, “Siyaseti spora alet etmeyin. Sporculara baskı yapmayın” dedikten sonra şedit uyarısını yaptı: “Eğer İspanya bölünürse, La Liga da bölünür”. Futbol Federasyonu Başkanı Javier Tebas daha açık konuştu: “Böyle bir durumda, Barcelona ve Espanyol, La Liga’da yer almayabilir”.


Barcelona Başkanı Bartomeu’dan savunmaya yönelik “Katalonya seçimleriyle, kulübümüzün doğrudan bir bağlantısı yok” açıklaması gelse de Barcelona’nın ‘bir kulübün ötesinde’ olduğu biliniyor. Nitekim takımdaki Katalan oyuncuların ‘bağımsızlıktan’ yana olduğu sır değil.

Mesela, geçen yıl çocuğunu sırtına alarak referandumda oy kullanmaya giden ve her fırsatta bağımsızlık kararını desteklediğini açıklayan Gerard Pique… Üç hafta önce oynanan İspanya-Slovakya maçında İspanyol taraftarlar sırf bu yüzden maçı bırakıp Pique’yi ıslıklamaya başladı. Doğal olarak protestolar maçın önüne geçti. Pique, “Katalanlar kendi kararlarını kendileri verecek” diyerek geri adım atmadı ve protestocuların Real Madrid taraftarı olduğunu söyledi. İşin ilginci Pique’ye destek Real Madrid’in iki sembol ismi Sergio Ramos ve Iker Casillas’tan geldi. Ramos, milli takım arkadaşı için “Onun kim olduğunu biliyoruz. Protestolarla değişecek değil”.

Guardiola siyasete girdi

Katalanların bağımsızlığına destek verenler arasında Barcelona’nın eski teknik direktörü Pep Guardiola’nın da bulunması sürpriz değil. Kendisi her ne kadar Bayern Münih’i çalıştırıyor olsa da fırsat buldukça Camp Nou’da Barcelona’yı izlemekten vazgeçmiyor. Bağımsızlık yolunda da desteğini esirgemiyor. Hatta bugün yapılacak seçimlerde tarafını belli etmek için ismini, ayrılıkçıların aday listesinin sonuna yazdırdı. Büyük olasılıkla, milletvekili seçilemeyecek. Zaten amacı bu değil, bağımsızlık hareketine sempatiyi artırmak.

Şunu belirtmek gerek. İspanya ve Katalanlar arasındaki mücadele, alışılagelen ayrılıkçı hareketlerden farklı boyutlar taşıyor. Meselenin özünde tabii ki yıllarca yok sayılan kültürel haklar, diktatörlük döneminde bastırılmaya çalışılan bir halk var. Ama Katalonya, İspanya’nın genelinden daha yüksek bir refah düzeyine, sanayiye, turizm gelirine sahip. ‘İspanya’nın Fransızları’ denen Katalanların, ekonomik açıdan İspanya’nın yükünü çektikleri düşünülebilir.

Özetle yıllarca ‘yerli’ ekonomisiyle ‘milli’ ekonomiyi besleyen ‘snop’ Katalanlar bugün, İspanyollara “Artık kendi çarenize bakın” diyor. İspanyollar da ellerindeki en değerli ürünle onlara gözdağı veriyor: “Giderseniz, La Liga’yı unutun”.  Fakat Barça taraftarı, bu resti yemiş gözükmüyor. Monaco, Celtics gibi başka liglerde oynayan takımları örnek verip “La Liga yoksa, Fransa Ligi’nde oynarız” diyorlar.


Barcelona'nın yıldızlarından Gerard Pique.
Şüphesiz bu durumda en şanssız takım Espanyol olur. Keza Federasyon Başkanı, Barcelona’nın yanı sıra Katalonya’nın diğer temsilcisinin de ligden çıkarılacağını söyledi. Her ne kadar Katalonya bölgesinde bulunsa da adından anlaşılacağı üzere, bağımsızlıkçılara inat İspanyol merkeziyetçiliğine destek veren ve adını bile Katalanca söylemeyen Espanyol, ironik bir şekilde ‘yerlilere’ karşı savunduğu ‘milli’ hükümet tarafından ligden atılacak. Ne demişler; “Milliyetçilik milliyetçiliğin düşmanıdır”.

Siyaset futbola nasıl bulaştı?
İspanyol spor bakanı “Futbolla siyaseti karıştırmayalım” dese de mesele, bugün ortaya çıkmış değil.  Barcelona’nın en politik zamanı, Franco diktatörlüğü sırasında resmi düzenin takımı Real Madrid’e karşı hem Katalanların hem ezilen halkın takımı olduğu dönemlerdi. Halkın, diktatörlüğe karşı sesini yükseltebildiği yegâne yer tribünlerdi. Ama bilinenin aksine Barcelona, Franco’dan önce politikleşmişti. 1925’te bir maç öncesinde Britanya marşı alkışlanıp, İspanyol marşı ıslıklanınca devlet cezayı kesti. Barcelona Kulübü 6 aylığına kapatıldı. Kulübün Başkanı Joan Gamper İspanya’yı terk etmek zorunda kaldı. Ama bu ceza ters tepti. Katalanların kenetlenmesini sağladı. Hiçbir futbolcu takımdan ayrılmadı, bütün üyeler aidatlarını yatırdı, şehir takımı, bir milli takım oldu. Yani Barcelona tribünlerine kesilen siyaset cezası, keskinleşen bir ideolojiyi yarattı. (Yazı: Gökçe Aytulu/ HÜRRİYET)