Başka bir zamandan gelen adam

Başka bir zamandan gelen adam
Başka bir zamandan gelen adam
72 yaşındaki Seasick Steve, 20. yüzyılın blues tarihinin yükünü omuzlayıp 21. yüzyıla taşıyor adeta. İlk albümünü 63 yaşında yayımlayan Steve'in yeni çalışması 'Hubcap Music' çıktı.
Haber: DERYA BENGİ / Arşivi

Rolling Stones gitaristi Keith Richards, ‘ Hayat ’ adlı otobiyografisinde, blues üstadı Muddy Waters’la 1964 yılındaki ilk karşılaşmasını anlatıyor: “Chess Stüdyoları’na girdiğimizde siyah tulumlu bir adam tavanı boyuyordu. Bu adam Muddy Waters’tı, merdivenin tepesine çıkmıştı, suratına kireç damlıyordu”. Plaklarını dinleyerek büyüdüğü en büyük kahramanlarından birini, 50’li yıllarda siyahi bir müzisyenin çıkabileceği en yüksek zirveye çıkmış Muddy Waters’ı bir kol emekçisi olarak tanımak Keith Richards’ı belli ki afallatmış. Oysa tam da blues’a yaraşır bir öykü bu. Blues işçi sınıfının, ırgatların, kölelerin (bildiğimiz Afrikalı kölelerin ya da ücret kölelerinin) müziği olduğuna göre, Chess plak şirketinin patronları stüdyonun tavanını boyatmak için bir blues’cudan iyisini mi bulacak!
Bu günlerde blues deyince akla Seasick Steve geliyor. Çünkü blues’un tam ‘içinden’ ses veriyor. Bu uzun ak sakallı, hırpani kılıklı, 72 yaşındaki görmüş geçirmiş adam, 20. yüzyılın blues tarihinin yükünü omuzlayıp 21. yüzyıla taşıyor adeta. Hayatı, bir blues şarkısından farksız. Nerede ne bulduysa eşek gibi çalışmış, ömrü günde bir-iki kap yemeğe talim etmekle geçmiş. Sanki Bob Dylan’ın ‘Workingman’s Blues No:2’ şarkısında anlattığı proleterin ta kendisi: “Yaşar giderim pilavla fasulyeyle/ Kimileri hayatta bir gün olsun çalışmamış/ Çalışmak nedir bilmezler bile”. Dylan’ın bıraktığı yerden Âşık Mahzuni tamamlıyor gibi: “Yoksulun sırtından doyan doyana/ Bunu gören yürek nasıl dayana/ Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana/ Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?”
Steve’in esas adı Steven Gene Wold, sahiden deniz tuttuğu için ‘Seasick’ lakabını almış. Gemilerin değil, trenlerin çocuğu. California’nın Oakland şehrinde 1941’de doğmuş. 14 yaşında, üvey baba zulmüne başkaldırıp kendini yollara vurmuş, yük trenleriyle oradan oraya kaçak seyahat ederek ‘hobo’ yaşantısı sürmüş. Hobo’lar, yani sigortasız, güvencesiz, kayıt dışı mevsimlik işçiler ama serde özgürlük arayışı, maceraperestlik de var elbet, belki biraz da Turist Ömer’lik: “Hiçbir işte tutunmam, hepsinden de bıkarım amaneeey”.
İki Jack’in (London ve Kerouac) bizzat tecrübe ederek yazıya döktüğü, ABD folk ve blues literatürünün ana damarlarından birini oluşturan hoboluk kültürü Steve’in iliklerine işlemiş. Muddy Waters’ın ünlü ‘Rollin’ Stone’ şarkısındaki gibi bir yuvarlanan taş, bir yuvasız kuş olup çıkmış. Tarlalarda, çiftliklerde, panayırlarda çalışmış, dedesinden kaptığı müzik görgüsünü ilerletip sokak çalgıcılığına başlamış. Bazen gitarı onu Paris’in, Oslo’nun sokaklarına, metrolarına kadar sürüklemiş. Stüdyolarda, rock turnelerinde yevmiyeli işler tutabildiğinde Janis Joplin, Kurt Cobain gibi yıldızlarla ahbaplık etmiş.
Seasick Steve ilk albümünü İngiliz dostları sayesinde 63 yaşında yayımladı. O gün bugündür el üstünde tutuluyor. Konserlerine John Paul Jones’la (Led Zeppelin) birlikte çıkıyor, Nick Cave’le şarkı söylüyor, Jack White’la (White Stripes) gitar düetleri yapıyor. Jant kapaklarından, teneke konserve kutularından ve bahçe çapasından imal ettiği gitarına adadığı altıncı albümü ‘Hubcap Music’i yeni yayımladı.
Steve’in gitarından bahsedip de traktörünü es geçmek olmaz. Bir şarkısında “İhtiyacım yok Porsche ya da Ferrari’ye” deyip eline geçen parayı 1960 model bir John Deere traktöre nasıl yatırdığını anlatıyordu. Bu kalender adamın yeni albümü de traktör homurtusuyla açılıyor ve ‘Home’ şarkısında emektar traktörüne övgüler düzüyor. Albümün bütününe yayılan, modern rock’çıların rüyalarını süsleyen yüksek perdeli blues ve boogie şarkılarını traktörle karşılaştırmayıp neyle karşılaştıracağız?
Galiba ona en çok 2009’daki albümünün ismi yakışıyor: ‘Man From Another Time’. Başka bir zamandan gelen adam.