Batı'nın kayıp sesi Doğu'dadır

Batı'nın kayıp sesi Doğu'dadır
Batı'nın kayıp sesi Doğu'dadır
'Sonbahar' ile büyük beğeni toplayan Özcan Alper, yeni filmi 'Gelecek Uzun Sürer'in çekimlerini sürdürüyor. Alper, film hakkında fazla sır vermese de ilk kareleri Radikal okurlarıyla paylaştı
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Özcan Alper, sessiz-sedasız ve mütevazı bir şekilde geldiği 2008 yılının Altın Koza Film Festivali’nde bir anda en fazla konuşulan isim olmuştu. Yeşim Ustaoğlu’nun asistanlığını yapan, ‘Mommo’ isimli bir de kısa filmi bulunan bu genç yönetmenin ilk uzun metraj filmi ‘Sonbahar’ın gösteriminin ardından seyircide, sinemacılarda ve sinema yazarlarındaki şaşkınlık ifadesi unutulmazdı.
Alper’in ölüm orucunda vucudu iflas etmiş bir devrimcinin peşine takılan kamerası, hikâyeyi Karadeniz’in eşsiz manzarasıyla buluşturuyor ve Türkiye sine-masında yepyeni bir şiirsel dilin kapılarını aralıyordu.
Özcan Alper, ‘Sonbahar’ın hemen ardından senaryosuna başladığı, yine sessiz, sedasız bir şekilde çalışmalarını sürdürdüğü ve ismini ünlü filozof Louis Althusser’in aynı adlı kitabından alan ‘Gelecek Uzun Sürer’in çekimlerini şu sıralarda sürdürüyor. ıstanbul, Diyarbakır , Siirt, Van ve Hakkari’de çekilen filmin Diyarbakır’daki setine çekimlerin son günlerinde konuk olduk. Ama bu o kadar kolay olmadı. Çünkü Özcan Alper, daha ‘motor’ denmeden filminin reklamına başlayanların aksine, kendisinin değil filmin konuşması gerektiğini düşünüyordu ve film seyirci karşı-sına çıkana kadar konuşmaya pek de niyetli değildi. Ama öte yandan ‘Sonbahar’ı izleyen ve Alper’in yeni filmini bekleyenlerin merakını az da olsa gidermek de gerekiyordu. 15 gün süren baskının ardından seti ziyaret etme izni geldi. 

Tarihe ağıtlarla yolculuk
12 saat süren ziyaret sırasında Özcan Alper çekim aralarında filmini, çektiği bazı sahneleri anlattı; hikâye konusunda ipuçları verdi. ‘Yazılmamak’ kaydıyla ayrıntılara da girdi. Filmin ana karakteri, Hemşinli Sumru isimli ses araştırmacısı, ağıt derleyicisi genç bir kadın. Bir şarkının köklerini bulmak için Doğu’ya yolculuğa çıkan Sumru, önce Diyarbakır’a geliyor. Sumru’nun Diyarbakır’da yaşadıkları onu Siirt, Van ve Hakkari’ye kadar uzanan bir yolculuğa zorluyor. Doğu’nun seslerini topladıkça, Batı’daki seslerin eksik yanlarını tamamladığını düşünen Sumru, bu yolculuk sırasında aynı zamanda kişisel tarihinde de zorlu bir yolculuğa çıkıyor.
Özcan Alper, film hakkında fazla bilgi vermekten kaçınsa da, sözlü ve yazılı edebiyattan yürek burkan örneklere ve bölgede yaşananların 100 yıllık tanıklıklarına kadar pek çok hikâyenin filmde yer bulduğunu söylüyor. Konu bugünde geçse de ‘Gelecek Uzun Sürer’in söz söylemek istediği dönem 90’lı yılların ilk yarısı. Özcan Alper, ‘Sohbahar’da da aynı yılların ‘yaraları’na değinmişti. Çünkü, 90’lı yılların dünyada ve Türkiye’de önemli kırılmalar yarattığını düşünüyor ve bugün yaşadığımız sıkıntıların köklerinin o döneme uzandığına inanıyor. Alper’in ‘Gelecek Uzun Sürer’den kastettiği biraz da bu. Geçmişin kırılma anlarını iyi anlamadan, bugünün dünyasının iyi kavranamayacağını düşünüyor çünkü. Film ağıtlar, acılar ve tanıklıklarla yüz yıllık bir bölge gerçeğine değinmeye çalışsa da 90’lı yıllardaki kırılmanın Türkiye’nin sosyal dokusunu oldukça değiştirdiğini düşünüyor Alper. Sumru’da ‘kayıp sesin’ peşinden koştuğu hikâyesinin hem kişisel, hem de ülkeye dair her durağında bu dönemin yaralarıyla karşılaşıyor. 

Zorlu çalışma temposu
Özcan Alper ile saat 09.00’da sette buluştuğumuzda 5 saatlik bir çalışma geride bırakılmıştı. Çünkü bütün ekip saat 04.00’te Dicle üzerindeki sis bulutu dağılmadan çekilmesi gereken sahneler için görev başındaymış. Bu sahnede ortaya çıkan kareleri görünce görsel olarak yine çok güçlü bir film olacağı izlenimi uyanıyor. Alper de bu konuda kendisinden oldukça emin. Kafasında kurguladığı bazı sahneleri anlatıyor. Daha çekmediği sahnelerin her ayrıntısına o kadar hâkim görünüyor ki, eğer kafasındakileri perdeye yansıtmayı başarabilirse, gerçekten tam bir görsel şölen ortaya çıkacak gibi.
Duruma bu kadar hâkim olmasının bir nedeni de Alper’in mekânları daha senaryo yazım aşamasında tespit ediyor olması. Birçok yönetmen senaryo bittikten sonra metne uygun mekanlar arar. Ama Özcan Alper, senaryoyu yazarken kafasındaki hikâyeye uygun mekanlar bulmak için defalarca bölgeye gelmiş. Böylece senaryosunu da bulduğu mekanlara göre yazma fırsatını yakalamış. Mesela son bir yılın yaklaşık üç ayını Diyarbakır’da geçirmiş. Senaryo yazım sürecinin bu kadar uzun sürmesinin nedenlerinden birisi olarak bunu söylüyor. Ama sohbet sırasında bu yöntemin mekanın sunduğu olanakları kullanmada büyük bir avantaj yarattığını vurgulamadan edemiyor. Alper’in film hakkında en rahat konuştuğu bölüm de burası: “Mekanlar ve sesler üzerine bir film bu, daha doğrusu mekânlar ve sesler üzerinden tarihe bir yolculuk.”
Sohbetten çıkan sonuçlardan birisi de, Alper’in ‘Sonbahar’daki ‘imza’larını bu filmde de kullandığı. Pencerelerden sokağı izleyen insanlar, zamanın acımasızca geçişini hissettiren ‘tik tak’ sesleri ve ‘uğursuz’ olarak kabul edilen karga. Özcan Alper, karganın ‘uğursuz’ olmasıyla değil daha çok uzun yaşamasıyla ilgilendiğini söylüyor. Bu filmde kullandığı kargayı 1910 doğumlu gibi düşündüğünü ifade eden Alper ekliyor: “1915’te de vardı o karga ve bütün olanları gördü. Uzun yaşadığı için unutmamayı temsil ediyor aslında.”
Aralık ayının ilk haftasında çekimleri tamamlanacak ‘Gelecek Uzun Sürer’ ilk kez yurt dışında bir festivalde görücüye çıkacak. Türkiye serüvenine ise 2011 yılının son baharında başlayacak.

OYUNCULAR KÜRTÇE VE HEMŞİNCE ÖĞRENDİ
Biraz da oyunculardan bahsetmek gerek. ‘Haziran Gecesi’, ‘Asi’ ve ‘Makber’ gibi dizilerde rol alan Gaye Gürsel filmin ana karakteri Sumru’yu canlandırıyor. Özcan Alper, Sonbahar’da Onur Saylak ile yaptığı gibi burada da oyuncularını ‘kampa almış.’ Gürsel, sete gelmeden birkaç ay önce yönetmeninin verdiği bazı kitapları okumuş ve hikâyenin geçmişine ilişkin hazırlık yapmış. Ayrıca Hemşinli bir karakteri canlandırdığı için Hemşimce öğrenmiş. Filmin asıl sürprizi ise Ankara Devlet Tiyatrosu’nun parlayan yıldızı Durukan Ordu. Bugüne kadar birçok film yönetmeni ve dizi yapımcısını geri çeviren Ordu’yu Özcan Alper bir biçimde ikna etmeyi başarmış. Ordu da filmden önce Alper ile yoğun bir çalışma gerçekleştirmiş ve Kürtçe öğrenmiş. Bilkent’te kimya okurken ve parlak bir bilim adamı olma yoluna ilerlerken bir anda dümeni kırıp oyuncu olmaya karar veren Osman Karakoç ise filmin diğer oyuncusu. Özcan Alper, Karakoç’un canlandırdığı Harun karakteriyle ilgili fazla konuşmak istemedi. Ama ‘Harun’ isminin 1968’in devrimci gençlik önderlerinden Harun Karadeniz’e bir saygı duruşu olduğunu belirtmek bir ipucu olabilir. Fimin sürprizlerinde birisi de Diyarbakır’da yaşayan son Ermeni’yi canlandıran AGOS gazetesinin Ermenice sayfalarının editörü Sarkis Seropyan.