Bavulun sesi

Bavulun sesi
Bavulun sesi
'Babamın Sesi', gücünü fısıldamasından alan bir film. Zeynel Doğan'ın kendi hikâyesini, annesiyle birlikte canlandırması, filmi kurgusalın da ötesine taşıyor.
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinar.ogunc@radikal.com.tr / Arşivi

Bir erkek konuşuyor. Teypten yükselen erkek sesi evin köşelerini dolduruyor. Diyor ki “Çocuklara Türkçe öğret, toplum içinde kendilerini açığa vurmasınlar”. Bu hafta vizyona giren ‘Babamın Sesi’ (Dengê Bavê Min), aralarındaki bağı bilmesek dahi ‘İki Dil Bir Bavul’u, hani mavi önlüğü, ABC desenli yakasıyla Zülküf’ü hatırlatırdı bize. Bir Zülküf’ün başına sonra neler gelebilirdi? Kaldı ki iki film de aynı ellerin, toplumsal tarihe aynı yerden bakan gözlerin mahsulü.
Orhan Eskiköy ve Zeynel Doğan’ın yönettiği filmi özetlemesi kolay: Maraş Katliamı’nı bir yalanla, başka türlü yaralanarak atlatan, şimdi dört yana dağılmış Kürt-Alevi bir ailenin hikâyesi. Yurtdışında çalışan baba ölmüş, o sürece şahit olduktan sonra dağa çıkan Hasan yurtdışında yeni bir hayat kurmak zorunda kalmış; anne kaybedilen her şeyi beklemek vazifesini kendine biçerken, küçük oğul Mehmet bavulun kapağını açmaya çalışıyor. O dönem aileyle baba arasında mektup yerine gidip gelen ses kayıtlarını tesadüfen bulmasıyla hatırlatıyor bavul kendisini. O kasetler bireysel bir tarihin olduğu kadar, bir dönemin de kaydı aslında. Arabistan’da bütün gün vinç başında çalışan bir adam, akşam bir teypten Türkiye ’deki karısına seslenip neden çocuklarına Türkçe öğretmesini ister? ‘Devlet baba’, mağdur ettiği bir babanın sesine nasıl karışır böyle?
‘Babamın Sesi’, gücünü fısıldamasından, incelikle işlenmesinden alan bir film olmuş. Yönetmenlerden Zeynel Doğan’ın aynı zamanda başrolde birçok açıdan kendi hikâyesini, annesi Asiye Doğan ve karısı Gülizar Doğan’la birlikte canlandırması, ‘tarihi bir olayı anlatan kurgusal film’in de ötesine taşıyor ‘Babamın Sesi’ni. Sinema yapmak kaygısını aydınlatıyor; kıyımlar tarihi içinde sağalmak arzusunu hakiki kılıyor. O yüzden de misal çokça kendisini oynayan, varlığını yok olan oğlu Hasan’a adamış Asiye Doğan’ı ‘Ah, ne güzel oynamış’ diye tebrik etmekten ziyade, ‘Ah, Basé Teyze…’ diye boynuna sarılma arzusu uyanıyor insanda. O yüzden sinemanın ötesinde, tamamına yayılan o sükûnetle bir çağrıda bulunuyor film, bavullarımızı açmayı öneriyor. Bu ülke bize neler yaptı, bu ülke yapmayacağımız neler yaptırdı bize?