'Bazen sahnede nefessiz kalıyorum'

'Bazen sahnede nefessiz kalıyorum'
'Bazen sahnede nefessiz kalıyorum'
Pop müziğin en 'enerjik' isimlerinden Atiye, 4. albümü 'Soygun Var'ı yayımladı. Genç sanatçıyla buluşup yeni albümü, müzikal macerası ve "tek aşkım" dediği dans üzerine konuştuk.
Haber: ELİF EKİNCİ - elif.ekinci@radikal.com.tr / Arşivi

Yeni albüm ‘Soygun Var’da ilk kez kendi besteleriniz ön plana çıkıyor. Nasıl bir pratikti sizin için beste yapmak? 
Aslında aklımda hep olan bir şeydi. Bu kez albüme başlamadan önce kendi bestelerime demo yaptırdım, merak ettim çünkü aklımdaki müziğin nasıl tınlayacağını. Ve tam istediğim gibi çıktı ortaya. Bunda İskender Paydaş’ın da katkısı büyük elbette. Onunla çalışınca çok daha iyi bir noktaya geldi albüm. ‘Atiye’ albümünü de İskender Paydaş ile yapmıştık. Farklı yapımcılarla çalıştığım albümler de oldu ama tek bir yapımcıyla çalışmak sound bütünlüğü açısından çok daha iyi.
Nasıl bir araya geldiniz İskender Paydaş’la? 
İskender Paydaş’la Nazan Öncel sayesinde tanışmıştık. 2006’da Nazan Öncel’le birlikte turneye çıkmıştık, ben öngrup olarak sahne alıyordum. Hatta benim ilk sahne deneyimimdi o. Nazan Öncel’in orkestrasında İskender Paydaş da vardı, orada tanışmıştık. Şimdi bu albümün ilk şarkısı ‘Uyan da Gel’ de Nazan Öncel imzalı.
R&B sounduyla çıkmıştınız ama o yolu takip etmediniz. Yeni albümde Hindistan’dan, Yunanistan’dan besteler de var, elektronik altyapılı şarkılar da var...
Ben genel anlamda pop yapıyorum ama farklı tarzlar denemeyi ve karıştırmayı da seviyorum. Bu albümde Balkan ve reggae’yi, R&B ve elektroniği karıştırdığım şarkılar var, hatta hafif rock dokunuşlar da var. Çıkış şarkımız ‘Soygun Var’, Hindistan’dan geliyor örneğin. Aslında hiçbir zaman saf bir R&B albümü yapmayı istemedim. Ben her zaman karıştırmayı sevdim.
Türkiye ’de hem şarkı söyleyip hem de bir koreografi içinde dans edebilen az sayıda insandan birisiniz. Gerçekten çok mu zor bu koreografi meselesi?
 
Çok büyük kondisyon isteyen bir şey. Üç şarkıyı art arda söylediğimde, hepsinde koreografi varsa eğer, nefessiz kalabiliyorum mesela bazen sahnede. Üstelik yıllardır
dans ettiğim halde. Dans her zaman hayatımın bir parçası oldu benim; çok küçük yaşta başladım. En büyük aşklarımdan biri. Dolayısıyla bende durum, dünyada süperstarlar sahnede dans ediyor ben de yapayım gibi gelişmedi,
kendiliğinden geldi.
Koreografiler size mi ait?Bazen kendim yapıyorum, bazen dansçılarımla birlikte yapıyorum. Sabit bir dans ekibim var. Profesyonel yerli-yabancı koreograflarla da çalışıyorum zaman zaman. Şu ara mesela Candaş Baş ile çalışıyoruz. Dans konusunda kendimi sürekli geliştirmek istiyorum. Sesim için de geçerli bu. Bitmeyen bir eğitim bu çünkü, sesi de diğer kasları da her zaman çalıştırmak gerekiyor.
Dans eğitimi aldınız mı peki?
5 yaşındayken, Bremen’de, bale yapmaya başladım. Daha sonra bir dans okuluna yazıldım. 16 yaş üstü gençlerin gittiği bir okuldu benimki, ben 9 yaşındaydım ve okulun en genç dansçısıydım, sahneye çıkamıyordum büyüklerle. Daha sonra yaşıtım bir başka kız kaydoldu okula ve onunla birlikte sahneye çıkmaya başladık. Hatta orada ilk defa dans ederek para kazandım, 9 yaşındayken. Daha sonra Amerika’ya taşındık ailemin işi dolayısıyla. Orada pek faal değildim, zaten fazla da kalmadık Amerika’da. 10-12 yaşlarımda İzmir’de yaşadık, oradan da anne memleketim olan Hollanda’ya taşındık. Okulun yanı sıra her gün dans okuluna devam ediyordum Hollanda’da. Bale, folklor, caz, modern, step her türde eğitim gördüm. Daha sonra Almanya’ya geri döndüm ve hip-hop tarzı danslara
eğildim. Orada müzikle iç içe bir arkadaş grubum vardı. O zaman ilk kez bir şarkı kaydettim arkadaşlarımın stüdyosunda. Sonra bir grup kurduk orada; ben back vokal yapıyordum. O grupla küçük konserler bile verdik hatta. İlk şarkım ‘Don’t Think’i orada yazdım ve bir de klip çektim. Hatta klipte, dans okulunda benim yaşıtım olan tek arkadaşım dediğim Talisa Gressmann oynadı.
‘Don’t Think’ internet üzerinden epey yayılmıştı. Bekliyor muydunuz bunu? 
O sırada üç aylığına staj için İzmir’e gelmiştim. Şarkı birkaç ay içinde 1 milyon tık aldı. Şaşırıyordum çünkü meşhur olmak için yaptığım bir değildi o, öylesine bir şeydi. Ve 17 yaşımdaydım o zaman. ‘Küçük Atiye’ydim... (Gülüyor) Röportajlarda hep “Çok gençsin, neden bu kadar erken başladın?” diye sorarlardı. Ama bence ne kadar erken başlarsan o kadar iyi, çünkü kendini geliştirebilmek için daha fazla vaktin oluyor o zaman.
Ailenizde müzikle ilgilenen kimse var mı?
Ben küçükken, annem dans etmeyi çok severdi, özellikle caz müzikle. Ben de misafirler geldiğinde hadi gel bize şarkı söyle filan demezdi kimse, ortaya bir örtü sererdim hemen, o benim sahnem olurdu, şarkı söylerdim, dans ederdim filan, insanlar da mecbur alkışlardı. (Gülüyor) Babam da darbuka çalmayı öğretmişti bana, yine küçük yaşlarımda. Zaten söz de yazıyor babam, hatta bu albümde de dört şarkının sözü ona ait. Ailede de sesi güzel insanlar var, müzik dolu bir aile ama profesyonel olarak bu işlerle uğraşan kimse yok.
Peki ailenizle birlikte bunca ülkeyi gezmek ne kattı size? 
Dünya vatandaşlığı algısı yarattı elbette. Algılarımı açtı, önyargısız olmamı sağladı; çünkü ben de gittiğim her yerde yabancıydım. Zordu ama aynı zamanda güçlendirdi beni bu. Bir de farklı dilleri öğrenebildim bu sayede. Annem evde Hollandaca, babam Türkçe konuşurdu benimle. Okulda Almanca, bir dönem Amerika’da İngilizce vs. Gerçi bu dilleri bilip her gün konuştuğunda, hiçbirine yüzde 100 hâkim olamıyorsun, öyle bir dezavantajı var. O yüzden bazen biraz karışıyor dillerim. Ama yine de şanslı buluyorum kendimi bu konuda.