Bebekten katil yaratmaya dair bir oyun

Bebekten katil yaratmaya dair bir oyun
Bebekten katil yaratmaya dair bir oyun

Soldan sağa; yönetmen Onur Karaoğlu, yapımcı Deniz Buga ve dramaturg İbrahim Halaçoğlu. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Euripides'in Orestes'i Orhan olmuş, saatler bugünü gösteriyor. Ama dert şu: Genç bir insan şiddete nasıl ikna edilir? Oyunları 'Atış Serbest' vesilesiyle Studio 4 Istanbul ekibiyle buluştuk, Ogün Samast'tan marjinalleşen muhalefete uzandık
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinarbihter@gmail.com / Arşivi

“Yaşı kaç olursa olsun; 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim...”
Yüz binleri buluşturan Hrant Dink ’in cenaze töreninde, eşi Rakel Dink ağlayarak ve ağlatarak bu toprakların temel meselesini ne kadar güzel özetlemişti: Bir bebekten katil yaratan karanlık... O karanlığı aydınlatmak bugünden yarına olmuyor, ama her şey de önce bunu talep etmekle başlıyor.
Sırtlarına fazla mesuliyet yüklemiş olmayalım ama tiyatro ve sinema mecralarında yeni ifade biçimleri aramak üzere 2002’de yola çıkan Studio 4 Istanbul, ‘Atış Serbest’ isimli oyunlarında bir bebekten katil yaratma süreci üzerine kafa yoruyor. En milliyetçi motivasyondan en ‘onurlu’ kılıfa sokulmuş namus gerekçesine, en sebepsiz şiddet gösterisinden en saçma ‘haklı’ nedene, bir insanın, özellikle de genç bir insanın şiddete ikna yolları üzerine düşünüyorlar. Üstelik komediye kadar uzanarak...
Oyun ilk kez 17, 18, 19 Ağustos tarihlerinde İstanbul’da, garajistanbul’da sergilenecek. Fakat mevzu itibarıyla sohbete şimdiden başlamak mümkün...

Orestes’ten Orhan’a...
Yönetmen Onur Karaoğlu, üç yıldır New York’ta tiyatroyla yatıp kalkan biri. Columbia Üniversitesi’nde burslu olarak okurken Anne Bogart, Andrei Serban gibi meşhur tiyatrocularla çalışma şansı bulmuş. Derleyip yönettiği de birçok oyun mevcut.
‘Atış Serbest’in metni de, onun daha önce çalıştığı Euripides yorumlu ‘Orestes’ten türemiş. Agamemnon, Troya Savaşı dönüşünde kendisini aldatan karısı Clytemnestra tarafından öldürülür. Çiftin kızları Electra, erkek kardeşi Orestes’i intikam alması için ikna eder. Orestes annesini öldürür ama bu işten kurtulmanın bir yolunu bulamayınca, intikamı nasıl daha ileri götüreceği üzerine düşünmeye başlar. Çok insan ölür, şehirler yanar kül olur.
Mitoloji âleminin abartılmış his dünyası, bugünün şiddet saiklerine dair nasıl ipuçları verir? Studio 4 Istanbul ekibinin, Orestes’i Orhan yaptığı hikâye, Türkiye ’den 20’li yaşlarında üç genç arasında akıyor. Ülke yönetiminde sözü geçen bir ailenin oğlu olan Orhan, sebebi açık edilmeyen bir cinayet işlemiş. Ama şunu biliyoruz ki anahtar kelimeler arasında ‘onur’ var; fikir ve his dünyasını paylaştığı arkadaşları tarafından gelen kışkırtma var...
İktidara oynayan politikacı amcası ve yüksek mahkemenin başı olan büyükbabası, kendi gerekçeleriyle ona yardım etmeye yanaşmayınca, yani bu işten kendini sıyıramayınca, Orhan’ın çıtayı nasıl yükselttiğini, şiddetin nasıl bulaşıcı bir salgın haline geldiğini göstermeye çalışıyor ‘Atış Serbest’. İnceldiği yerden kopsun noktasının ‘O zaman daha fazla karıştıralım dünyayı’ arzusuna evrilişine bakmak istiyor.
Yönetmen Onur Karaoğlu’nun sahiplendiği ve üzerine gitmek istediği tiyatro biçiminde, sohbetimizin diğer iki ayağını oluşturan yapımcı Deniz Buga ve dramaturg İbrahim Halaçoğlu da hararetle uzlaşıyorlar. ‘Seyirci tiyatronun neresinde durur?’, ‘Seyirci edilginliğinden nasıl kurtulur’ soruları arasında hem oyuncuya, hem seyirciye, gerçek bir açıklık bırakan, bu yanıyla da iki taraf için ürkütücü bir deneyim yaratmak istiyorlar öncelikle oyunlarında. Bu en düz çağrışımıyla, doğaçlamayla zenginleşip, her gelen seyirciyle değişebilen bir oyun demek. Ama konu olarak girdikleri şiddet cangılı, seçtikleri biçimle tehlikeli bir noktaya gelebilir de... Sahne denilen yerde seyirciyi kışkırtırsanız ve zaten özünde bir insanın şiddete nasıl ikna edilebildiğini sorguluyorsanız, seyircinin biri pekâlâ ikna olabilir de... Sordum; böyle bir ihtimale de açık olduklarını söylüyorlar zaten.

Şiddetin normalleşmesi
Fatih Gençkal, Zinnure Türe, Şafak Ersözlü’nün oynadığı, ışık tasarımını Mustafa Çiçek’in, müziklerini Çağrı Erdem’in yaptığı oyun, tamamı 80’li yıllarda doğmuş genç bir ekibin mahsulü... Bu da, sahneyi bir kuşağın politize olma ve bunu ifade etme biçimlerine dair analize açık bir alan haline getiriyor.
Bizim o akşamüstü sohbetimiz, şiddetin normalleştiği çağa, gündelik söylemin milliyetçiliğine uzandı haliyle.
Oyun vesilesiyle çevrelerine yönelttikleri ‘Haklı cinayet olabilir mi?’ sorusuna ‘Belli koşullarda, evet’ diyenlerin çıkmasından ürktüklerini anlattılar mesela. İnternet merkezli sosyal buluşma noktalarında kendini kolay afişe eden ayrımcı ve faşist dilden söz ettiler. Kimi zaman aynı sırada okudukları sınıf arkadaşlarından, kimi zaman akrabalarından duyduklarıyla, nazik ve sınırlı diyaloğa indirilmek zorunda kalınan ilişkilerden bahsettiler. Apolitik denen bir kuşağın, bir lokma muhalif olduğunda nasıl marjinalleştiğinden, yalnızlaştığından konuştuk.
Şu da var ki, her şeye rağmen tiyatronun biçimine dair daha hevesle konuşuyorlar sanki. Ben ne kadar lafı Ogün Samast ’a çeksem, ‘yeni tiyatro’ üzerine düşündükleri daha fazla heyecanlandırıyor onları. Diyeceksiniz, belki de ikisi aynı yere çıkıyor. Buradan da bir analize gidilebilir belki. Atış serbest...