Beklediğimize değecek

Konsepti ve seyircisi uzun süredir hazırdı. Tek sorun, ne zaman ve nasıl olacağıydı ki, artık işin bu kısmına da vakıfız.
Haber: YEŞİM TABAK / Arşivi

Konsepti ve seyircisi uzun süredir hazırdı. Tek sorun, ne zaman ve nasıl olacağıydı ki, artık işin bu kısmına da vakıfız. Şehrin her yanını saran rengârenk afişini görmeyen kalmadı. 'Bilet kalmayacak' telaşındakiler çoktan sinemadaki koltuklarını garantiye aldı bile. Yazının meramı tepedeki spotta asılıyken, lüzumsuz gizemi uzatmadan konunun adını da koyalım: 1. AFM Uluslararası Bağımsız Film Festivali.
Hal Hartley ve Darren Aranofsky, film gösterimlerinin yanı sıra panelleri de kapsayan festivale iştirakı kesinleşen isimler. 27 Ocak'a dek sürecek festival pek yakında, ayın 19'u cumartesi günü başlıyor. Açılışı, 18 Ocak gecesi Seventh House'da verilecek bir partiyle yapılacak. Festivali duyup da neresinden tutacağını henüz bulamamış olanlar için faydalı bilgiler şöyle: Gösterim mekânları, Beyoğlu AFM Fitaş Sinemaları'nın 1. ve 2. salonları. Tam biletler 6, öğrenci biletleri 5 milyondan satılıyor. Bu arada festival kitapçığı çıktı; İstanbul'daki tüm AFM sinemaları ve Biletix gişelerinde satılmakta. Festivalin resmi sitesi 'http://www.ifistanbul.com' ise tıkır tıkır işlemekte.
'Hit'ler
Programda ne var ne yok gezisine 'Hit Filmler'den başlayalım. Adı üstünde, bu bölümde yönetmenine tav olup çoğumuzun ilk bakışta listesine alacağı hit'ler var. Bağımsız sinemanın en yaratıcı ve özgün birkaç yönetmeninden Hal Hartley'nin son filmi 'No Such Thing/Öyle Bir Şey Yok', neresinden bakılsa heyecan sebebi. Öncelikle, Hartley'nin tarzı yeni filmiyle kabuk değiştiriyor olabilir. Ayrıca Cannes Film Festivali'nden sonra ilk kez
İstanbul'da gösteriliyor. Henüz hiçbir yerde vizyona girmedi.
İnanılmaz doğallıktaki durumları, gerçeküstü,
absürd tatlarla (ya da tam tersi biçimde) içimize işleyen Hartley'nin bu filmine, serbest bir Güzel ve Çirkin uyarlaması denebilir. 'Hit' kıvamındaki bir başka film de, 'Pi'yle gönlümüzü çalan Darren Aranofsky'nin 1999 yapımı 'Requiem for a Dream/Bir Rüya İçin Ağıt'ı. Madde bağımlısı dört karakterin yaşamını, birbirine paralel biçimde aktaran 'Bir Rüya İçin Ağıt' hakkında kalem oynatanlar hemfikir: Aranofsky, kurgusundan kamera açılarına tüm seçimleriyle, kusursuz bir yönetmenlik becerisi sergiliyor. 'Oyun Evine Hoşgeldiniz' ve 'Mutluluk'la parlak bir çıkış yapan Todd Solondz, yazıp yönettiği
'Story Telling/Öykü Anlatımı'nda, öykü anlatımının doğasını teftişe çıkıyor. Filmin başarısı hakkında 'Mutluluk'ta olduğu gibi tam bir mütabakata varılamadı ama, Solondz'un
balyozunu yine hem kendisinin hem de bizlerin
kafasına sertçe vurduğu söyleniyor.
'Hit Filmler' arasında yer alan, Coen kardeşler imzalı 'The Man Who Wasn't There/Orada Olmayan Adam', 1940'larda geçen bir kara film örneği. Şantaj, cinayet, ters giden karanlık planlar gibi, Coenvari her şeyden barındırıyor. Türkiye'de büyük olasılıkla vizyona girecek.
Aynı bölümde gösterilecek 'Following/Takip', sondan başlayan bir kariyer takibini geriye doğru genişletme fırsatı sunuyor. 'Takip', geçen yılın ustalıklı beyin egzersizi
'Memento/Akıl Defteri'nin müsebbibi Christopher Nolan'ın ilk filmi.
Sadece 69 dakikanızı alacak bu karanlık filmi, Empire dergisi, Nicholas Roeg filmlerinin acid etkili versiyonu olarak tanımladı ki, buna sadece 'leziz' denir.
'Hit Filmler' başlığı altında gösterilecek diğer filmler, Dogma serisine başarılı bir halka (dördüncü) olarak eklenen, 'Kral Lear' eksenli 'The King is Alive/Kral Yaşıyor',
'Büyük Umutlar'dan tanıdığımız Alfonso Cuaron'un ecstasy çağında 'Jules ve Jim'e benzetilen ve bu yıl 'yabancı dilde en iyi film' dalında Altın Küre adayları arasında bulunan 'Y Tu Mama Tambien/Ananı da!'sı,
'The Anniversary Party/Yıldönümü Partisi' ve 'Hotel/Otel'. 'Yıldönümü Partisi' iki iyi oyuncunun, Jennifer Jason Leigh ve Alan Cumming'in yazıp yönettiği, ayrıca da hatırla ikna ettikleri Gwyneth Paltrow gibi ünlü arkadaşlarıyla birlikte rol aldıkları, yapım süreci sapına kadar bağımsız ruha sahip bir film. Bilhassa oyuncu kadrosu ve senaryosuyla takdir topladı. 'Otel'e gelince,
Mike Figgis imzası kâfi herhalde. Figgis, çok sevdiği 'split screen' ('bölünmüş ekran' denebilir belki!) tekniğine sıkça başvurduğu 'Otel'le, "sinemadan ne anlıyoruz"
sorgusuna devam ediyor. Bir diğer deyişle, bu bölümün kılavuza pek ihtiyacı yok; köy açıkça görünmekte.
Taze yönetmenlerden
Programdaki diğer altı bölümden film seçerken, haritası henüz çıkarılmamış, keşfe daha açık sulara dalmamız gerekiyor. Böyle festivallerin ana işlevlerinden biri de bu olsa gerek. En 'riskli' ve bu yüzden de her festivalcinin yüreğinin sesine en fazla ihtiyaç duyacağı bölge 'İlk Filmler' tabii ki. Bu bölümün en çok ilgi çekecek filmlerinden biri 'Chopper/Katil'.
'Uygulamalı şiddet'te sınır tanımamış Mark Chopper Read'in, hapishanede yazdığı bestseller otobiyografisine dayanıyor. Chopper'ın yaşamına ve işlediği suçlara sansürsüz bir yaklaşımla baktığı için,
"Sansürleyin bu filmi" naralarıyla karşılandı. Yer yer 'Katil Doğanlar' ve
'Henry: Portrait Of A Serial Killer'a benzetilen film, eleştirmenlerden çok olumlu tepkiler almıştı.
Kaçıranları üzeceğe benzeyen bir ilk film olarak, 'Fa Talai Jone/Kara Kaplanın Gözyaşları' da öne çıkıyor. Kitsch düşkünlerinin kült filmleri arasına girme olasılığı taşıyan 'Kara Kaplanın Gözyaşları', farklı popüler kültür unsunlarını, ait oldukları dönem ve mekândan fütursuzca kopararak aynı düzleme taşıyan, baştan aşağı göz alıcı renklerle boyanmış bir film. Şiddeti kullanış biçiminde, Leone ve Peckinpah tatları 'tespit edildi'.
Yine 'İlk Filmler' bölümünden 'Long Island Karayolu', kapı gibi bir NC-17 damgasına sahip. Yani 17 yaşından küçüklerin izlemesi, katiyen 'önerilmiyor'. Pedofiliye karşı takındığı yargılamaktan uzak tavır yüzünden epey kavga gürültü kopardı. Aynı tavrı, beğenilmesinin de sebepleri arasındaydı.
Gökkuşağı filmleri
Gay ve lezbiyen filmleri, aslen festivalin her bölümüne serpiştirilmiş olmakla birlikte,
'Gökkuşağı Filmleri' başlığı altında özel bir kuşağı da oluşturuyor. Aynı anda hem gerçekçi hem de şen şakrak olabilen yapısıyla
takdir kazanan 'Hint Usulü Patlamış Mısır' ve 'Kıyakçı', bu kuşağın ilk bakışta dikkat çeken filmlerinden. Pop psikolojisi, kara film şiddeti, düşük bütçe gerçekçiliği ve melodrama aynı anda göz kırpan 'Kıyakçı'nın iki yönetmeninden biri olan Wash West, sabık bir gay pornosu yönetmeni. 'Gökkuşağı Filmleri'nin en parlak yıldızı, İstanbul Film Festivali sayesinde tanıdığımız François Ozon'un toplu kısaları ve orta metrajlısı 'Denizi Gör'.
Müzik ve film
Festival, 'Müzik+Film' bölümünde 'Müzik filme, film müziğe ilham verirse ne olur?' sorusunun cevabını arıyor. Mesela 'BBC Sound on Film'de, usta müzisyenlerle usta yönetmenlerin, sinemanın en özgür alanı kısa filmde buluşmasına tanıklık edeceğiz. Söz konusu usta yönetmenler arasında, Hal Hartley, Werner Herzog ve Nicholas Roeg gibi üslubu belirgin isimler var.
'Müzik+Film'in içinde başlı başına bir bölüm olarak, Philip Glass'ın müziği ile sinemadan, ortak bir dil yaratmayı hedefleyen
çalışmaların toplandığı 'Philip on Film' de var. Bunlardan en şanlısı, doğacı 'qatsi' serisinden 'Koyaanisqatsi'. Godfrey Reggio'yle Glass'ın ortak çalışması, National
Geographic'ten fırlamış gibi duran, öyküden ve diyalogdan arınmış çarpıcı görüntülerin new age müzik eşliğinde sunumuna tekabül ediyor.
Festivali düzenleyen Kolektif'in,
'Müzik+Film'in bonus parçası ilan ettiği
'Amerikalı Astronot', kayıtsız kalınamayacak,
'Daha neler!' dedirten bir türler karışımı: bilimkurgu-western-müzikal.
Meraklısına...
'E-Şıkkı Filmleri'nin ağır topu, günümüzün en büyük animasyon ustalarından Jan Svankmajer'in 'Küçük Otik'i. (Animasyon meraklılarına duyurulur; festival kapsamında bir animasyon atölyesi de mevcut.) E-şıklarından 'Bay Ölüm', belgesele soluk aldıran ve keskin bir mizahı da sızdıran Errol Morris'in en iyi işlerinden biri olarak görülüyor. Festival kitapçığını edinmemiş olanlar için, üç ayrı noktaya da 'meraklısına' diyerek kısaca değinelim. Matthew Barney'nin 'Cremaster 5 ve 2'si, performans sanatıyla sinemayı bir araya getiren, epey ilginç çalışmalar. Taze tatlara, yerli yapım kısa filmlerde de rastlamak mümkün. Üstelik gösterimleri ücretsiz.
'En çok merak edilenler' listesinde hangi filmin tavan yapacağını kestirmek güç sayılmaz: 'Soft' falan değil, ciddi anlamda pornografik sahneleriyle olay yaratan ve festivalde sansürsüz kopyası gösterilecek olan 'Baise Moi / Düz Beni' tabii ki. Yönetmenlerinden biri bizzat porno oyuncusu olan filmin ne ölçüde başarılı olduğu, bilhassa da yolu yordamı hakkındaki tartışmalar fazlasıyla hararete yol açmıştı.
Otuz küsur film, dokuz gün... Maksimum randımanlı, olabilecek en ideal kişisel programı oluşturmak için hesaplara başlayanlar ve 'Bir şeyler kaçırıyorum' endişesinin daimi taşıyıcılarına kolay gelsin.



'Bu kentte yapılacak çok iş var'
Festivalin düzenleyicisi Kolektif, elektronik
müzik, güncel sanat ve filmlerle ilgili projeler üreten genç bir oluşum.
Biri sahne tasarımcısı, biri gazeteci olan, biri de tarih master'ı yapan üç arkadaş evde oturmuş, nasıl bir iş yapsalar mutlu olacaklarını düşünüyorlardı. Günümüz gençlerinin çoğundan farklı olarak, Pelin Turgut, İlke Can Aladağ ve Serra Ciliv bir çıkış bulmayı başardı; kendi köşesinde sessizce güzel işler çıkaranları da bir araya getirmeye karar verdi. Bir sürü
'arkadaş-gönüllü'nün de desteğiyle Kolektif ortaya çıktı. Bu oluşumun tam olarak neye dönüşeceğiyle ilgili kesin bir yol çizmiş değiller. "Nereye gideceği gittikçe belli olacak" diyorlar. Belli olan bir şey varsa, o da elektronik müzik, sahne kavramının ortadan kalktığı güncel sanat ve filmlere ilişkin projeler üzerinde çalışacakları. Amaçları, bu çıkış noktaları üzerine kurulu bir platform oluşturmak, genç enerjiyi kolektif üretime dönüştürmek. 1. AFM Uluslararası Bağımsız Film Festivali, Kolektif'in ikinci projesi. İlk göz ağrıları, Orientnaiton serisiydi. Her etkinlikte İstanbul'un bir mekânını dönüştürerek, bir 'seri oyun'a giriştiler. Yeri ve içeriği hep son anda ve internette açıklanan 1000-2000 kişilik etkinlikler düzenlediler.
Bu kentte yapılabilecek, henüz dokunulmamış çok alan, çok çeşitli iş olduğuna inanıyorlar. Bir bağımsız film festivali, bunlar arasındaydı örneğin. Festival için çalışmaya koyulduklarında, her şeyin göründüğü kadar uzak olmadığını fark etmişler. Sponsorlara, dağıtımcılara ve sanatçılara dertlerini anlattıktan sonra, onları İstanbul'a çekmek çok da zor olmamış. Bir tek, 'Kids'in yönetmeni Larry Clark'ın son filmi 'Bully'yi getirtemediklerine yanıyorlar; Rotterdam'a kaptırmışlar. Hartley ve Aronofsky dışında İstanbul'a gelme olasılığı bulunan konuklar hakkında ise, ser verip sır vermiyorlar.
Bağımsız filmlerin gençler nezdinde en popüler alan olduğunu düşününce, akla ister istemez, şimdiye dek bu yapımları getirten başlıca etkinlik olan İstanbul Film Festivali'yle rekabet konusu geliyor. Ancak Kolektif, birbirinden seyirci yürütmek gibi bir rekabet hissinden epey uzak görünüyor.
"Hepimiz İstanbul Film Festivali'yle büyüdük ve hiçbirimiz vazgeçmeye hazır değiliz."