Beklenti yükselince baskı da artıyor

Beklenti yükselince baskı da artıyor
Beklenti yükselince baskı da artıyor

Fotoğraf: Muhsin Akgün

Altın Koza'dan beş ödülle dönen 'Yozgat Blues'un yönetmeni Mahmut Fazıl Coşkun, övgüler alan ilk filmi 'Uzak İhtimal 'den sonra oluşan beklentilerin biraz baskı oluşturduğunu söylüyor ve ekliyor: "Şimdi biraz rahatladım."
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

‘Uzak İhtimal’ ile Altın Koza’da en iyi yönetmen seçilmiştin. Şimdi de en iyi film ödülü. Adana sana uğurlu geliyor galiba?
Doğru gerçekten. Adana bir sinema şehri ve orada ikinci kez ödül almak beni çok mutlu etti.
Bu tür ödüller bir sonraki film için beklentileri de yükseltiyor. Bu durum bir baskı yaratıyor mu?
İtiraf edeyim ikinci film baskısı daha büyükmüş, aksine şimdi biraz rahatladım diyebilirim.
‘Yozgat Blues’dan önce vardı bu baskı yani?
Aslında filmi bitirinceye kadar yaşamadım. Bitirdikten sonra beklentinin yükseldiğini fark ettim. Ondan sonra biraz oldu açıkçası. Ben çok endişeli birisi değilim bir yandan da. Bazı kaygılarım oldu ama yüksek derecelerde olmadı.
“İlk filmde yapamadıklarımı burada yapmak istiyorum” demişsin bir söyleşinde. İlk filmde yapamadıkların nelerdi ve bu filmde yapabildin mi?
İlk filmin üzerinden zaman geçince, “Keşke bunu böyle yapmasaydım” dediğim yerler oldu. Biraz acemilikler vardı. Onları fark ettim. Mesela şu an ‘Uzak İhtimal’i yapıyor olsaydım müzik kullanmazdım. Yani o fazlalıktı aslında.
‘Yozgat Blues’da karakteri hep aynı şarkıyı söylerken görüyoruz. Müzikli bir film olacak havası veriyor ama öyle değil.
O şarkı bir tür karakterle özdeşleşen şarkı olsun istedik. Film müzikle ilgili bir film gibi algılanıyor ama öyle bir iddiası yok. İsminde blues olması da blues’la ilgili değil. Blues bir ruh halini de anlatır ya aynı zamanda ona karşılık geliyor. Bir müzik türüne değil.
Türkiye ’de taşraya dair filmlerin fazlalığı ve tekrara düşüldüğüne dair yorumlar da var. Bu durumu aşmayı nasıl başardın? Bir de filmde Yozgat’ın adı geçiyor ama Yozgat geçmiyor.
Zaten filmin merakını seçerken Yozgat’ı bilinçli seçtik. Senaryo ve hikâye çıktıktan sonra seçtik. Tarihi geçmişiyle bağlarını koparmış bir kent. Yozgat yerine Ümraniye’de çekseydik aynı mekânları da bulabilirdik. Biraz bunu anlatmaya çalıştık aslında. Kimliğin de kimliksizliğin de her yere girmiş olduğunu göstermek istedik. Bunun da sıradan insanların hayatında ve karakterinde nasıl etkiler bıraktığını sorgulamaya çalıştık.
Birbirlerinden çok farklı filmler tabii ama film bana biraz ‘Muhsin Bey’i de çağrıştırdı. Sen yazarken hiç böyle düşündün mü?
Ben ‘Muhsin Bey’i hiç düşünmedim. Yazarken de, çekerken de. ‘Muhsin Bey’ çok güzel bir film. Yavuz Turgul’un ‘dönemi biten adamların trajik’ hikâyesi. Ama o karakter daha klasik ve film onu ve müziğini yükseltmekten çekinmiyor. Bizim filmde öyle bir şey yok. Daha mesafeli durmaya çalıştık. Nasıl ‘Muhsin Bey’ dönemi o dönemin toplumsal koşullarını anlatmaya çalışıyordu. Bizimkisi de bu günü anlatıyor. Aynılaşma, taşra kent karışması, her yerin aynı hale gelmesini düşünüyorduk yazarken ve çekerken.
Hem ‘Uzak İhtimal ’de hem de buradaki karakterlerin hepsi yalnızlıktan mustarip. Bu hayata dair bir gözlemin mi, yoksa hayatı bu karakterler üzerinden mi anlatmayı seçiyorsun?
Doğrusu ben çok öyle okumuyorum. Bence yalnızlık daha çok Yavuz karakterinin yaşadığı bir durum. Diğer karakterler öyle değil. Ama bir yandan da olabilir çünkü çağımızda bir yalnızlaşma ve bireyselleşme söz konusu.
Taşraya dair biraz hesapçı, içten pazarlıkçı tiplemeler yapılır hep. Burada bunu görmüyoruz. Daha çok kendi varoluşlarının peşindeler…
Taşra ile ilgili bir sürü klişe var. Bunları elimine etmeye çalıştım. Mesela ‘taşrada zaman yavaş geçer’ gibi. Zaten filmin yaratmaya çalıştığı dünyadaki taşra biraz daha aynılaşmakla ilgili. Mesela Yozgat’ın eskiden çok sert bir şivesi vardı. Son dönemde İstanbul ’daki Türkçeye yakın bir Türkçe konuşuluyor. Taşralılığı tanımlamak için kesin veriler kullanmadım.
Sen oralısın ama Yozgat sanki biraz hem var hem yok bir kent değil mi?
Yozgatlıyız ama ben hiç yaşamadım ama yaz tatillerinde giderdik. Ama Yozgat imaj olarak küçük bir şehir, az bilinir, ulaşması güç. Cumhuriyet döneminde cezalandırıldığı söylenir, doğru mu değil mi bilmiyorum. Milliyetçilik ön planda. Ama bana göre herhangi bir orta Anadolu şehrinden farksız. Benim ilgimi çeken bu çağrışımlarından çok 1950’lerden sonra oluşan kendine has tuhaf konumu ve yapısı.
Oyuncular nasıl şekillendi. Senaryo yazılırken aklında olan birileri var mıydı?Daha senaryo yazılmadan önce Ayça Damgacı’yı düşünmüştüm. Nadir Sarıbacak’ın karakteri senaryo yazım sürecinde ortaya çıktı. Ama karakter çıktığında ilk düşündüğümüz isimdi. Tansu Biçer de ilk dahil olanlardan. Ercan Kesal biraz geç girdi. Ben ona başka bir karakter düşünüyordum, filmin çekimleri yaklaştıkça başrolde olmasına karar verdik.
Bir sonraki projenin senaryosunu Ercan Kesal ile çalıştığınızı duydum. Nasıl bir hikâye bekliyor bizleri?
Yeni filmi Ercan Kesal’la beraber yazacağımız için çok heyecanlıyım. Henüz başlardayız ve hikâye tam şekillenmedi, o yüzden nasıl bir film olacağını ben de henüz bilmiyorum.