Belçika'dan 'Bataklık Gülleri'

Belçika'dan 'Bataklık Gülleri'
Belçika'dan 'Bataklık Gülleri'

Çağlar Yiğitoğulları (arkada) Abbattoir Ferme nin dışarıdan kabul ettiği sayılı oyunculardan.

Metinle değil, tiyatronun farklı unsurlarıyla hikâye anlatan Belçikalı ekip Abbatoir Ferme, görece en 'edepli' işleriyle Garajistanbul'da.
Haber: ZEYNEP AKSOY / Arşivi

Önce bir sis var sahnede, güney iklimine özgü bir buğu ve ıslak, çürümüş bir toprak kokusu. Sis usulca dağılırken her yeri kaplayan bir eğreltiotu cangılı karşılıyor sizi. Artık Amerika’nın güneyinde, unutulmuş bir bataklık köşesindesiniz; Mississippi, Louisiana ya da Alabama ve buralara özgü her şey o eğreltiotlarının arasından çıkıp grotesk biçimlere bürünecek: Kel bir sapık, ‘voodoo’ yapan bir zenci, koca memeli bir mama, şaşkın bir “southern belle”, telefon promosyonları, silah fetişizmi, televizyon manyağı obezler, cinayet, kokuşmuşluk, akıl tutulması ve blues.
Belçikalı tiyatro grubu Abattoir Fermé yeni prodüksiyonları ‘Ghost/Hayalet’i 12-15 Haziran’da Garajistanbul’da sahneliyor. Belçika’nın küçük bir kasabası olan Mechelen bazlı grup, 1999 doğumlu. 2009’da Platform 0090 onları ilk kez İstanbul ’a getirmişti, ‘Mythobarbital’ isimli işlerini sahnelemişlerdi. Küçücük bir grup (3 devamlı oyuncu ve bir yönetmen) olmasına rağmen yaklaşık 15 yıldır 25’i aşkın prodüksiyonla bütün dünyada turneye çıkıyor ve özellikle Avrupa’da çok iyi tanınıyorlar. Onları bu kadar özel ve ilginç kılan, feyzini özellikle yönetmen ve artistik direktörleri Stef Lernous’un vizyonundan alan alışılmadık tiyatro algıları. Görsel bir tiyatro yapıyorlar, tekstin neredeyse hiç olmadığı ama yine de bir anlatının, bir öykünün izini sürebildiğiniz, atmosfere, özellikle müziğe, ses tasarımına, “soundtrack”e ve ışığa, bedensel, simgesel, göstermeci oyunculuğa önem veren, bol makyaj ve kostümle sahne üzerinde oyuncu dönüşümünü sık kullanan, çıplaklıktan sekse, şiddetin ve tuhaflığın, sapkınlığın her türlüsünü sahneye taşıyan, “postdramatik” tabir edebileceğimiz bir tiyatro anlayışı onlarınki. Yönetmen Stef Lernous film ve dizi de çekmiş bir yönetmen ve bir nevi “sinefil”, dolayısıyla tiyatrosunun sinemadan, özellikle korku filmlerinden, B filmlerinden, Lynch’imsi bir sinema dilinden etkilendiğini söyleyebiliriz. Tekinsiz, kara/karanlık mizahla yüklü, groteskle burleski, fiziksel tiyatroyla melodramayı, postmodernle dadayı bir arada içinde barındıran ve eşi benzeri de dünyada pek olmayan bir tiyatro Abbattoir Fermé.
‘Hayalet’i 0090 ve AF’nin davetlileri olarak Belçika’da izledim. Oyuncuların birkaç mırıldanma hariç hiç konuşmadığı, sadece ses tasarımı (müzik:Kreng), görsellik, oyunculuk ve atmosfere dayanan ama yine de öykü anlatan, bu tarz başka bir iş izlememiştim daha önce. Amerika’nın güneyinin çürümüşlüğü, bataklıkların hayaletleri, tüketim kültürünün zombileri, kâbuslardan ve korku filmlerinden fırlamış ve kostümle, makyajla sürekli transformasyon geçiren dört oyuncuyla hayat bulmuş sahnedeydiler. Işığın, sahne tasarımının, ses tasarımının, müziğin ve oyunculuğun yarattığı bütünlüklü atmosfer gerçekten çok etkileyici ve yeni bir tiyatro dili oluşturuyor. Provalarda doğaçlamalarla oluşturulmuş oyunun (grubun çalışma yöntemi bu) bizim için önemli özelliklerinden biri de aralarına dışarıdan kimseyi almayan AF’nin bu oyunda Şehir Tiyatroları’ndan Çağlar Yiğitoğulları’yla çalışmaları. ‘Hayalet’in tek sorunu zaman zaman tekrara düşmesi. Sırf görselliğe ve atmosfere dayanan bir yapıda tekrarlar iyice göze batıyor.
AF’nin başka 3 oyununu da izledim daha sonra, iyice anlamak için. Aynı biçim ve gusto, aynı atmosfer, aynı transformatif oyunculuk, ses tasarımına verilen aynı önem, aynı metinsiz öykü anlatımı. Fakat ‘Hayalet’in içlerindeki en “edepli” iş olduğunu söyleyebilirim. AF’nin seveni de sevmeyeni de çok. Ancak sevseniz de sevmeseniz de farklı bir tiyatro dili yaratmış olduklarını ve bunun için önemli olduklarını kabul etmelisiniz.
‘Hayalet’ 12-15 Haziran’da Garajistanbul’da.

Yönetmen tam bir ‘provokatör’

Bilkent oyunculuk mezunu, performans alanında da çalışan, Afife ‘yılın en başarılı yardımcı erkek oyuncusu’ dahil birkaç ödülün sahibi Çağlar Yiğitoğulları AF deneyimini şöyle anlatıyor: Abattoir Fermé’yle bir workshop sırasında tanıştım ve 2 yıl sonra 0090 ve Abattoir Ferme arasında oluşan ortaklıkla beni davet ettiler. Önce Belçika’ya başka bir oyunlarını izlemek üzere davet edildim. O süreden beri proje üzerine yazışmaya başladık ve sonunda prova süreci için Belçika’da buluştuk. 3 oyuncu ve yönetmenden oluşan kemikleşmiş bir yapı. Beni seçme nedenleri klasik tiyatro eğitimi almış olmama rağmen daha fiziksel anlamda sahne sanatlarında kendimi ifade etme arzum oldu sanırım. Yönetmen Stef sadece oyuncudan üretmesini talep eden ve bununla “tetiklenmeyi” bekleyen bir provokatör. Hikâye, malzeme o gördükçe ve hikâye oluşturmaya başladıkça birikiyor ve sonrasında onun kurduğu bir yapı oluşuyor. Seyirci için de durum çok benzer. Gündelik hayatımızın sınırlarından kurtululup, böyle bir dünyada hayal kurmayı, kurdurmayı ve sahne üzerinde kurgulanmış bir dünyada yeniden özgürleşmeyi, özgürleştirmeyi hedefliyor Abattoir Ferme.