Ben Affleck: Aslında hep yönetmen olmak istedi

Ben Affleck: Aslında hep yönetmen olmak istedi
Ben Affleck: Aslında hep yönetmen olmak istedi
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Baştan kabul edelim... Ben Affleck, yakın bir zaman öncesine kadar film çekimleri için ziyaret ettiği şehirlerde üstü açık arabada giderken görülme ihtimaliyle heyecanlandırırdı en fazla. Aslında kariyerine 90’ların en özgün seslerinden Kevin Smith filmleriyle başlamış, ‘Chasing Amy’de, ‘Dazed and Confused’da hâlâ daha iyisini yakalayamadığı performanslarla hayatımıza esaslı bir giriş yapmıştı.
1997’nin bağımsız hitlerinden ‘Can Dostum’ ise olağan koşullardaki bir kariyerde daha da yukarı çıkılmasına vesile bir başarı olarak yer alırdı. Gerçek hayattaki ‘kankası’ Matt Damon’la - âdeti olduğu üzere onun kadar başarılı olamayan arkadaşı rolünde- kamera karşısına geçtikleri filmin ortaklaşa yazdıkları senaryosuyla Oscar sahibi olmak, pek de genç yıldız adaylarına kısmet olacak cinsten bir başarı değil malum. Ama niyeyse ‘Can Dostum’, Matt Damon’ın aksine Ben Affleck’in kariyerinde “Ve Oscar sahibi...” unvanını sağlamaktan öteye geçemedi. Damon, kariyerine Oscar’lık filmleri, Hollywood’un liberal sol kanadında sağlam bir yeri, hatta ‘Geçmişi Olmayan Adam’la aksiyon yıldızlığını bile ekledi. Ama Affleck, 12 yaşından beri tanıdığı Matt Damon’ın aksine filmografisinin büyük bir bölümünü odağı tutmayan gişe devleriyle (‘Pearl Harbour’u, ‘Armageddon’u kim hatırlamak ister ki?) doldurdu, bir zamanlarki uzatmalı aşkı Jennifer Lopez’le beraber gazetelerin yaşam/magazin servislerini ‘Bennifer’ hadiseleriyle bunaltarak zaman geçirdi.
Bu uzun girizgâhın sebebi, Affleck’in kariyerinde şu aralar tam tersi bir istikamette ilerlemesindeki öneme daha da vurgu yapma ihtiyacı. Üçtür yönetmenliğini iyice bileyen (‘Kızımı Kurtarın’, ‘Hırsızlar Şehri’ ve şimdi de bu yazıya vesile olan ‘Argo’), endüstrideki saygınlığını adım adım geri kazanan başarılı Ben Affleck’in hemen gerisinde “bir zamanların harika çocuğu...” unvanıyla anılmasına ramak kalmış bir Ben Affleck var çünkü. Zümrüdüanka benzetmesi yapılacaksa ondan daha ideali yok gibi... Ben Affleck için işlerin tersine döndüğü, dalga konusu gişe devlerinden sonra tekrar performansıyla göz doldurmaya başladığı filmin, kendi gibi şöhretin dezavantajlarından mustarip bir oyuncuyu, George Reeves’i canlandırdığı ‘Hollywoodland’ olması gayet manidar. George Reeves rolünün gerektirdiği kırılganlık, eline geçen şöhretle ne yapacağını bilememe hali Ben Affleck’in performansının en önemli parçasıydı ‘Hollywoodland’de. Affleck başarılı performansının karşılığını Venedik’te en iyi erkek oyuncu ödülüyle aldı. Ancak bu başarı sonrası, yeteneğini Bruckheimer gibi dev yapımcıların hizmetine vermektense bu sefer kartlarını daha sakin oynadı. Kardeşi Casey Affleck’i kamera karşısına geçirdiği, makul bir bütçeyle çektiği ‘Kızımı Kurtarın’ı yönetti. Sonuç, Matt Damon’ın “O, eskiden beri kafasında yönetmendi zaten” lafını doğru çıkartacak serinkanlılıkta bir polisiye. Son dönemde ‘He’s Just Not That Into You’, ‘State of Play’ gibi oynadığı filmlerle değil de kendi yönettiği filmlerle gündemde olması, Ben Affleck’in gönlünün ne taraftan yana olduğunu gösteriyor. Affleck, Kevin Smith gibi bir yönetmenin sinemasının ayrılmaz bir parçası olduğundan beri bir hikâyenin içinde yer almak istiyor. Bu, Douglas Sirk melodramlarını yeniden gündeme getiren ‘Bounce’ da olabilir, kendi kendisiyle dalga geçmeyi göze aldığı ‘Man About Town’ da... Tüm zamanların en batık filmlerinden ‘Gigli’yi, ‘Daredevil’ı ise bir kenara koyun... Zaten Affleck de oralarda resmin dışında, ne yapacağını bilmez hallerde gibiydi.


    ETİKETLER:

    Hollywood

    ,

    Magazin

    ,

    Erkek

    ,

    Yaşam

    ,

    film

    ,

    zaman

    ,

    genç

    ,

    Dalga