Ben bilmem büyüklerim bilir

Ben bilmem büyüklerim bilir
Ben bilmem büyüklerim bilir
Haber: NAZAN ÖZCAN - nazan.ozcan@radikal.com.tr / Arşivi

Allah’ın sopası yok, sıra Meclis’e de gelecekti elbet. Hakan Şükür, bazen önünde duran toplara vuramayarak yıllar yılı futbolseverleri intihar eşiğine getirmişti. Televoleler zamanı da 70 milyonu. Ne ölümcül esprilerdi onlar: “Makbuz cumhuriyetine, ay pardon Çek Cumhuriyeti’ne maça gidiyoruz” ya da “İnşallah gol rekoru kırarız, kaburgaları kırmadan!” Bırr, evlerden uzak! Şimdi de Meclis’tekiler delirmek üzere. Bir tek muhalefet de değil çileden çıkan. Ama vekil Şükür hiiç tınmıyor. Neden? Çünkü sayın mebusum icazeti yüksek yerlerden almış. “Meclis Başkanı böyle küçük şeylerle meşgul edilmez.” Çok doğru! “Beyefendiye (Başbakan) sorulmuş, ‘Kanuna bakın, engel yoksa olur’ demiş. Yasaya aykırı bir durumum yok. Gerisi lafügüzaf.” Bana biat ettiğim kişiden başkası laf geçiremeze getiriyor yani. Çok mu şaşırdınız? Şükür hep bir büyüğüne, bir güce ve güçlüye biat etmedi mi?
Bu ‘Büyüklerimiz ne derse o’ durumu çok fena. Ama onun da hatası değil. Efendi, söz dinler, itaatkâr çocuk olarak yetiştirmiş babası. Sakarya’da hem futbol hem de basketbol oynarken, yeteneğinin getirdiği şansını değerlendiren babası olmuş. Daha el kadar çocukken bir maçta tekme yemekten korkunca, baba Şükür sahaya giriyor ve basıyor sabiye tekmeyi: “Hayatın boyunca sana atılan tekmelerin hepsi bunun binde biri kadar acıtacak canını. Bak bir şey oluyor mu, öldün mü, sakatlandın mı?” Baba sözü dinliyor ve başarıyı ve parayı kazanmaya başlıyor. Galatasaray’ın ‘Kral Hakan’ı, Avrupa’nın ‘Boğaz’ın Boğası’sı oluyor. Sonra çok ayıptır söylemesi, ‘Torinolu Şaban.’ Aslında bu şabanlığın sebebi var: “Ben pozisyona girdiğimde golü atacağıma o kadar eminim ki, golü atınca hangi tribüne koşacağımı düşünüyorum. İşte böyle düşünürken de golü kaçırıyorum!” Resmen süper komik! Lakin aşrı aşrı memleketlere dayanamıyor, hep Galatasaray’a dönüyor. Babasının sözünü dinleyen çocuk, sonra antrenörlerinin, kulüp başkanlarının sözünden de çıkmıyor. İçten içe bir şeyler söyleyesi vardı, hep söyleyecek gibi yapıyor ama hep büyükleri bilir. Mesela Adnan Polat kendisine haber vermeden jübilesini yaptı, ağzını açıp da bir şey demedi, o kadar efendiydi! Ya da güçlüye mi ses çıkaramıyordu? Ahh, kim bilebilir!
Şükür’ün futbolculuğuyla ilgili ahkâm kesecek değiliz. İşten anlayanların dediğine göre “Allah için iyi oynarmış.” Zaten o da iman gücüyle oynuyordu. “Golü kaçırırım ama namazı asla” diyordu. 17 Ağustos depreminde ölen ilk eşi Esra Hanım evliliği kabul etmeyince, önce devreye güçlü bir büyüğü olan Tansu Çiller’i sokmuştu. Nikâh şahidi olarak Fethullah Gülen’i görmüştük. Zaten kendi de “O günkü dönem içerisinde birçok devlet büyüğü, birçok büyük insan ona danışıyordu. Açıkçası ben ona sempati duyuyorum” demişti. Olabilir, normal ama aradan bir vakit geçtikten sonra “Ama ben ve ailem Cumhuriyetçi ve Atatürkçüyüz” diye tashih etmişti. Nikâhı kıyan ise o zamanlar belediye başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan ’dı. Yani Şükür yaş tahtaya basmıyor, işini sağlama alıyor ve her şeyi bir büyüğüne, olmadı mı, daha bir büyüğüne havale ediyordu.
Mebusumuz, çok değil daha üç beş yıl önce Mehmet Ağar’ın filan siyaset teklif ettiğini ama asla ve kat’a siyasete girmeyeceğini beyan ediyordu. 2008’de Galatasaray’dan ayrıldıktan sonra TRT’de spor yorumculuğuna başlamıştı. Vakti zamanında “Yedek kulübesinde de otururum, paramı aldıktan sonra” şiarıyla gittiği için “Yedi sülaleme yetecek kadar param var”a gelmiştik ama, üç çocuk da vardı, ‘Baba süt’ diye ağlayan. O da Ankara’da bir iki restoran açıvermiş, işadamlığına soyunmuştu, arada Sedat Peker’le fotoğrafının ortaya çıkıp canını sıkmasını saymazsak, keyifler âlâsından yerindeydi. Ve fekat lakin! Dayanılmaz teklif geldi: “Başbakan’la yıllara dayanan bir hukukumuz var. Eskiden beri çok sık görüştüğüm bir büyüğümdür.” Bakınız yine büyüğü, devam: “Teklif benim için çok özeldir. Çünkü Başbakan’ın doğum günüydü o gün. Başbakan beni makam arabasına aldı. ‘Hakan nedir planların? Siyasette beraber olalım’ dedi.” Büyük ricası kırılır mı hiç? “Kendisi böyle bir teklif sununca herhangi bir kimseye danışmama gerek kalmadı. Demek ki benim bir şeyler yapabileceğime dair bir beklentisi, umudu vardı.” Büyük ihtimal Şükür’ün de spor bakanı olma umudu. Hesap tutmadı. O da ne yapsın, Meclis’te sıkılacağıma (gerçekten sıkıcı bir yer) iki futbol yorumu yapayım dedi. Gerçi Meclis TV’de hayrına yapsa, arada da en iyi bildiği futbolun şike yasasında vekiller birbirine girerken, bir cümle eder de, biz de fikrini öğrenmiş olurduk, fena mı? Yoksa yorum sırasında büyüklerine saygısızlık yapmaktan mı korkar? Burada tosun gibi bir çelişki var: Kendisi de artık koca mebus! Bildiğin bir büyük, farkında mı değil acaba?