Ben bir aktristim ve aktivist olmak zorunda değilim

Ben bir aktristim ve aktivist olmak zorunda değilim
Ben bir aktristim ve aktivist olmak zorunda değilim
14 yıldır pek çok sinema filmi, dizi, reklam ve sayısız tiyatroda oynayan Doğa Rutkay koşuşturmalı gibi görünen yaşamının aksine sakinliği seven biri. Komedi programı Güldür Güldür'de ikinci sezonuna başlayan Doğa Rutkay'la BKM kulisinde bir araya geldik.
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

‘Güldür Güldür’ programıyla bir yılı bitirdiniz şimdi ikinci sezon başlıyor. Televizyon tiyatrosu mantığını sevdiniz mi?
Çok seviyorum çünkü ben tiyatrocuyum. Konservatuvar mezunuyum ve en iyi bildiğim tiyatro. Projeyi duyar duymaz “Evet kesinlikle olmak istiyorum” deyişimin temel sebebi bunun bir drama olmaması, bir sitcom ya da komedi de olmaması. Baya seyirci biletini alıyor. Perde açılıyor ve siz iki saat boyunca onlarla göz göze can cana bir macera yaşıyorsunuz. İki saat sonunda perde kapanıyor ve evinize dönüyorsunuz. Bu benim yıllardır yaptığım bir şey olunca seve seve kabul ettim. Hem de televizyonla çok daha farklı bir kitleye ulaşıyorsunuz.
Adrenalini yüksek bir iş bu...
Tabii adrenalini var. Dizide hep aynı rolü oynuyorsunuz. Ama biz burada her hafta yedi ayrı rol oynuyoruz. Ezberi, provası, kostümü, yürüyüşü her seferinde farklı farklı tipler çıkarıyorsunuz. Dizide bir karaktere bürünüp karakter oyunculuğu yapıyorsunuz ama burada tipsiniz. Bir şey hazırlıyorsunuz seyirciden tepki geliyor onlara dönüyorsunuz.
Bu işi bu kadar sevmeniz zoru sevmenizden mi kaynaklı?
Bence bu işi çok iyi bilmemden kaynaklanıyor. Tiyatroda kendimi çok rahat hissediyorum. Düşünsene 17 yıldır haftada dört akşamı sahnede geçiriyorum. Tiyatroda izleyicilere “Ben seni güldüreceğim, seni mutlu edeceğim, iki saat boyunca seni sıkıntılarından arındıracağım, kahkaha atmanı sağlayacağım” diyorsun. Bu harika bir alışveriş.
Sanki ben kendimi bildim bileli Doğa Rutkay diye bir oyuncu var. Sahi siz ne zaman girdiniz bu işlere?
‘Aşkım Aşkım’ dizisiyle girdim. O dizide oynayarak bir günde hayatım değişti. Ben Mimar Sinan Üniversitesi’nde tiyatro okuyordum. Bana nedense çok teklif geliyordu. Okurken TRT’de Selçuk Yöntem’le bir dizide oynuyordum. Mezun oldum iki ay sonra Mehmet Ali Erbil ve Emel Sayın’ın rol aldığı Aşkım Aşkım’dan teklif geldi. Müthiş bir kadroydu. Oradan sonra insanların beni tanıdığı döneme geçmiş oldum. Turneler için Anadolu’ya gittiğimde hâlâ beni oradaki ismimle çağırıyorlar. Düşün 99 yılıymış o diziyi çektiğimizde. Ama ben çok fazla televizyonda olmayı tercih etmedim. Televizyonda çok az bulundum ama tiyatroda her sezon bir iş yaptım. O açıdan tiyatro askeriyim diyebilirim.
Bu mesleği seçmenizde içinde büyüdüğünüz ortamın bir etkisi var mı?
Çok samimi söylüyorum ki yok. Ben çocukken de şimdiki gibi sadece tiyatro metninden anlıyordum. Bir karakter çıkarmaktan ve sahnede olabildiğine özgür olmaktan zevk aldım. Çünkü tiyatroda kendinizin efendisisiniz. Tiyatroda yönetmen oyunu ortaya koyar. Ama ne oynadığınız ve seyirciyle ne paylaşacağınız size kalmıştır. Televizyonda ve sinemada efendi, yönetmen ve kurgudur. Sen onun ekseninde hareket edersin. Ben biraz kendi başına buyruk alanlarını belirlemeyi seven ve özgürlüğüne düşkün bir oyuncuyum.
Çocukken başka bir meslekten olma isteği duymamış mıydınız?
Ben altı yaşında bile Ankara Devlet Tiyatroları oyuncusuydum. Keşanlı Ali Destanı’nda oynadım üç sene. Aslında arkeolojiye çok meraklıyım, tarih hocası olmak isterdim. Ama çok da parlak bir okul yaşamım yoktu. Sürekli tiyatro kolunda ve aktivite içinde bir çocukluk geçirince o çalışma mantığına hâkim olamadım ve konservatuvara gittim. Zaten öyle devam etti ve böyle oldu. Biraz şanslıydım, biraz babamın desteği ama tabii ki tiyatrodaki disiplinim ve tiyatroya duyduğum ilgi beni bu noktaya getirdi.
Dizi ya da sinemanın önünde tiyatro var diyorsunuz. Hiç kabul etmediğiniz için pişman olduğunuz bir proje oldu mu?
Olmadı ama iyi ki oynamamışım dediğim çok proje oldu. Zaten öyle bir karakterim yok. Her yerde olayım diye bir düşüncem yok. Haftanın üç günü bir tiyatrom ve kulisim olduğu sürece başka bir şeye ihtiyacım yok. Ben de Yıldız Kenter’in yaşına geldiğimde onun gibi sahnede olmak istiyorum.
Babanız istedi mi tiyatrocu olmanızı?
Evet çok istedi. Çok destekledi.
Babanız önünüzde aşmanız gereken bir eşik gibi durmuyor mu?
Ben o eşiği atlamayı hiçbir zaman istemedim. Ben onun gölgesi altında kalmayı tercih ettim. Ondan öğreneceğim çok şey var.
Sonuçta taşıdığınız soyada layık bir insan olma kaygınız var mı?
Eğitim her engeli aşar kampanyasının yüzüsünüz, bir bankanın yüzüsünüz, tiyatro kurumunda kadın oyuncusunuz, böyle bir babanız var. Tüm bunlar sizin kimliğinizi puzzle gibi tek tek oluşturuyor. Ben zaten kontrolcü olmayı ve terbiyeye uygun davranmayı severim. Bana duyulan sevgiyi korumak istiyorum.

Kardeşim olmaması beni yalnızlaştırdı


Babanızla siyasi olarak aynı kafada mısınız?
Babamla siyasi olarak farklı düşünmemin imkânı yok çünkü ben onun evladıyım. O benim gurur duyduğum bir insan onun çok ciddi bir çizgisi var. Hiçbir zaman kendisini değiştirmemiştir.
Peki sizin de onun gibi bir siyasi çizginiz ve duruşunuz var mıdır?
Benim öyle bir yanım yok.
Siyasi konular pek de ilgilinizi çekmiyor anladığım kadarıyla...
Yok gerçekten bu konulara ilgim yok. Ben bir aktristim ve aktivist olmak zorunda değilim. Ben dört beş senedir sosyal sorumluluk projesini yürüterek kendimce daha önemli bir iş yaptığımı düşünüyorum. ‘Eğitim her engeli aşar’ kampanyasının yüzüyüm. Omurilik felçlilerle, işitme ve görme engellilerle çalışıyoruz. Bununla ilgili daha büyük projelerim de var. Bir arsa bakıyorum, olursa engelli çocuklar için sanat merkezi acımak istiyorum. Bu konuda olumlu gelişmeler de var. Eskiden tekerlekli sandalyeliler tiyatro izleyemezken şimdi bu sorun ortadan kalktı. Bu ülkede sekiz buçuk milyon kadar engelli vatandaş var.
Koşuşturmayı seven bir haliniz var...
Aslında yaşamım çok sakin. Şehrin dışında bir köyde oturuyorum. Kapımın önünde ıhlamur ağacım, fesleğenlerim.
Bu kadar özgürlüğü sevmenizin altında ne yatıyor?
Bilmiyorum ki ben çocukken yalnız olmayı çok severdim. Arkadaşlarım sokaklarda oynar ben kendimi odaya kapatırdım. Kardeşim olmaması da beni yalnızlaştırmıştı. Hayatım tiyatrolarda geçti kulislerde insanların bacaklarının arasında geçen bir çocukluğum var. Yalnız kaldıkça bir şeyler üretebildim, yalnız kaldıkça daha çok okudum, seyrettim. Seyahatlerim de öyledir öyle arkadaşlarla falan seyahat etmeyi sevmem. Annemle giderim. Durum böyle olunca insan yalnız yaşamaktan ve yalnız kalabileceği yerde yaşamaktan keyif alıyor. Yalnız kaldığımda kendimi daha iyi keşfedebiliyorum.