'Ben de bir çeşit Justin Bieber'dım'

'Ben de bir çeşit Justin Bieber'dım'
'Ben de bir çeşit Justin Bieber'dım'
Burak Kut'la Pasaj Müzik etiketiyle yayınladığı son albümü 'Sevginin Her Hali' vesilesiyle buluştuk, yeni albümünden, ailesinden, kızından konuştuk. Geçmişi anmadan da edemedik...
Haber: ELİF EKİNCİ / Arşivi

Yeni albüm ‘Sevginin Her Hali’ nasıl bir dönemin ürünü?

Açıkçası son bir senenin içinde toparladım bu albümü. 2009 tarihli ‘İlaç’ albümünden sonra evlilik, çocuk, onun heyecanı, alışma süreci derken fark etmeden geçmiş zaman . Ama bir şevk de verdi tüm bu gelişmeler bana. Bir gün bilgisayarımı açıp elimde 30 tane yeni şarkımın olduğunu görünce artık harekete geçtim.

Modaya uyup elektronik altyapılar kullanmışsınız.

Elbette güncel soundların etkilerin var. Özellikle hareketli şarkılarda, insanların kulağının duymak istediği bazı şeyler var; hareketli bir bas, dubstep esintileri, elektronik altyapı vs. Özellikle yapıldı bunlar. İki tane de slow şarkı var albümde ki okuması bana hareketli şarkılara oranla çok daha büyük haz veriyor.

‘Bebeğim’ ekolünden mi?

Onu çok fazla kullanmak istemiyorum çünkü insanlar hemen “Üzerine yapıştı, yıllardır hep aynı şarkı” diyor. Ne yapayım, ilk albümden böyle hitler çıkarmak ve bunların kalıcı olması benim şansımdı.

Şans mıydı sizce? Artısı kadar eksisi de olmadı mı?

Ticari anlamda öyle denebilir. Hep aynı başarıyı beklediler benden. Ama ben sanatçıydım. Şarkılar bulayım, söyleyeyim, o şarkılar dönsün, para kazanalım, tekrar şarkı, tekrar klip vs. gibi bir döngünün içine girmekten yana değildim. İnsanlar “Tutmadı, şimdi böyle konuşuyor” diye düşünüyorlar ama öyle değil. Zaytung’un çok komik bir haberi var bu konuda. Çok seviyorum. Başlığı şu: Dünya starı olacağı inancıyla Burak Kut’a bel bağlayan hayranları ‘Hayal Kırıklığının 18. yılı’ konferansında bir araya geldi. Çok komik! İnsanların, bir jenerasyonun böyle bir beklentisi vardı üzerimde. Ben bu beklentileri karşılamak için kendimi acımasızca paralamadım. Bunu tercih etmedim. Erken fren yaptım. Müzik eğitimime devam ettim. Başka bir müzikal yolculuğa çıktım. Deneysel çalışmalar yaptım. Ticaretten çok uzaklaştım. Başka bir hayatın içinde buldum kendimi. Olgunlaşmıştım. Daha çok okudum, düşündüm, kafa yordum. Bu da birçok çıkmaza yol açtı. O dönemi geçirdim ama. Şimdi bir albüm elbette ticari olmalı diye düşünüyorum.

Peki 20’li yaşlarınıza bakınca ne düşünüyorsunuz şimdi?

Zamanın ötesinde bir şey yapmıştık o zaman. İlk albümde parayı ve başarıyı yakaladığım andan itibaren sanki 20’li yaşlarda bir adam değildim, içten içe bir patlama yaşadım. Sınırları aşmaktı gayem o zaman. “Batı yapar, biz yapamayız” kafasına çok karşıydım. Karşı atak olarak da o çalışmaları yaptım. O yaşlarımla ilgili pişmanlıklarım hiç yok. Genelde yakın çevrem tarafından kafama kakılan şeyler var; yatırım yapsaydın vs. gibi. ‘Dünya malı dünyada kalır’a inanıyorum ben. O yaşın getirdiği şeyleri, şöhret psikolojisini falan düşününce, çıldırmadan, gayet başarılı sıyrılmışım gibime geliyor.

Ne çılgınca bir atmosfer vardı değil mi o dönemde? Şimdi böyle bir şöhret kavramı yok.

90’larda biraz da özel televizyonların etkisiyle, bir sıçrama söz konusuydu. Benim olmadığım program yoktu, o zamanki rakiplerimizle hangimizin posterinin verildiği gün gazete daha çok satmış, bunları konuşurduk. Burak Kut muhabiri vardı mesela, sabah kalkıp evimin önüne gelirdi, takip ederdi vs. Bir çeşit Justin Bieber’dım aslında. Evimin önünde yatıyordu insanlar, katıldığım televizyon programlarının kanalları basılıyordu, konserde izdihamdan sahne çöküyordu, anormal hikayeler var. Uzatmak da istemiyorum, geçmişte yaşadığımı zannetmesin insanlar. Ama o talebe cevap veremiyor oluşuma üzülüyorum şimdi. Yıllar geçmiş bir genç kız büyümüş şöyle bir tweet atıyor mesela; “Bizim zamanımızda böyle şeyler olsaydı, Burak Kut’a mention atabilseydim, kafayı yerdim”. Ya da biri “Mektubuma cevap gelmedi, yıkıldım” diyor. Bugünkü imkanların, örneğin sosyal medyanın o günlerde olmasını arzu ederdim.

Rahatsız olmuyor muydunuz hiç bu ilgiden?

Çok rahatsızdım. Hatta birçok tartıştığım gazeteci-televizyoncu abilerim oldu. Bana çok kızmışlardır, işimizi yapıyoruz diyerek. Hatta, “Seni biz var ettik” gibi tehditvari sözler de söylendi. Ama kişilik hakları vs. o kadar gelişmemişti sanırım o zamanlar. Komşularım tarafından keç kez kameraya alındım, o görüntüleri basına sattılar. Çok çok fazla anı var.

Özlüyor musunuz o günleri?

İçinde yaşarken öyle dışarıdan görüldüğü gibi değil. Etrafınızı bir çember sarıyor ve onun dışını pek göremiyorsunuz. Sevilmek, idol olarak görülmek elbette güzel, özellikle de çocuklar, gençler tarafından. Ama hep iyi olma, yarış atı gibi görülme vs. bunlar beni aşağı çekti. Orkestran, menajerin için çalışmaya başladığın zaman, ticari bir meta gibi hissediyorsun kendinizi. Bir de sahte dostlukları, sevgileri vs. fark edince iyice uzaklaştım.

Ve askere gittiniz...

Benim öyle deli kararlarım vardır, evet.

O zamanlar ünlülerin askerden kaçması “moda”ydı. Siz düşünmediniz mi hiç bu seçeneği?

O zaman Londra’da bir okula kayıtlıydım ben aslında. Ama ben memur aile çocuğuyum. Birkaç haber çıktı; “bunlar vatan evladı değil mi” minvalinde. Zaten bir ayrıcalık beklemiyordum ama kafam attı bir anda, uzun dönem askerlik yaptım. Kariyerimi büyük sekteye uğrattı aslında ama bana kişilik olarak çok şey kattı. Bir yolculuğa çıkmış oldum. Etrafımda pervane olan kimselerin bulunduğu bir ortamdan herkesin eşit olduğu bir ortama geçtim. Ben de bocaladım, oradaki askeri yetkili insanlar da bocaladı; başına bir iş gelir mi acaba vs. diye. Bir süre sonra alıştık birbirimize.

Döndüğünüzde nasıl bir ortam buldunuz? Bıraktığınız gibi değildi sanırım.

Aslında benim, mevzuyu tekrar algılamam zor oldu. O arada tamamen doğal bir şekilde kilo aldım, 20-25 kilo daha fazlaydım şimdiki halimden. Kilo aldıkça bunalıma girdim, bunalıma girdikçe kilo aldım. Sonra silkindim, tuttum çenemi, verdim kiloları ve ikinci raunt başladı.

Eski bir röportajınızda ‘Bütün hayallerimi gerçekleştirdim’ demişsiniz. Yeni hayalleriniz var mı şimdi?

Bunu fark ettiğim an ilginç bir andı benim için. Video kasetler tarihe karışmadan önce, bir gün, röportajlarımın olduğu bir kasedi izliyordum. Onlardan birinde söylemişim o sözü. Ama şimdi düşünüyorum hep maddi şeyler. Herhalde memur çocuğu olmanın bir sonucu olarak öyle şeylere öykünmüşüm. Hemen araba almıştım mesela. Konservatuara arabayla gidiyordum, hocalarım kızıyordu. Hayal kurmanın sınırsız olduğunu çok sonra keşfettim. Kontrollü de olsa daha başka hayaller kurmaya başladım artık. Kızım Aden de değiştirdi, olgunlaştırdı beni.

Nasıl bir baba-kız ilişkisi var aranızda?

Çok iyi anlaşıyoruz. 3 yaşında, bıcır bıcır ve bu bana da enerji veriyor, negatifliğimi alıyor. Müziğe de meyli var. Eğleniyoruz birlikte.

'Yokluktan varlığa çok hızlı geçtik’

Memur bir aileden geliyorum dediniz. Aileniz nerede duruyor sizin kariyer yolculuğunuzda?

En üstte. Yokluktan varlığa çok hızlı geçtik biz. Ben Çapa-Kocamustafapaşa’da doğup büyüdüm. Memurdu babam. 14-15 yaşlarıma kadar sokakta oyunlar oynayan bir çocuktum. İyi bir çocukluk yaşadım. Ortaokulda müzik öğretmenim beni güzel sanatlar lisesine yönlendirdi. Orayı birincilikle kazanınca aydık biz bazı şeylere. Para ve şöhret için yola çıkmadım yani ben. Beni şöhret yapmak isteyen babamdı aslında. Beni çocuk yıldız yapmaya çok uğraşmış ama göremedi rahmetli. Onu kaybettikten 5-6 ay sonra şöhret geldi. Emekli olduğunda serbest muhasebeci olacaktı, açacağı yazıhane için hazırladığı bir sümen takımı vardı, ben alıp açtığım ofiste kullandım daha sonra onu. İronikti.