Ben her şeyi insanda arıyorum

Ben her şeyi insanda arıyorum
Ben her şeyi insanda arıyorum
Mustafa Ata'nın 1966'dan günümüze uzanan sanat yolculuğu tek bir kitapta toplandı. Bununla paralel olarak 150 yapıtının yer aldığı sergisi de devam eden Ata ile geçmişi ve bugünü konuştuk
Haber: DİLŞAD BUDAK - dilsad.budak@radikal.com.tr / Arşivi

Eserleri, imzasına bakmaya gerek duyulmadan tanınan usta ressam Mustafa Ata’nın; 1966 yılından günümüze kadar süregelen sanat yolculuğu, Beşiktaş Belediyesi’nin katkılarıyla kitap oldu. ‘Mustafa Ata – Retrospektif 2012’ adlı, ustanın yaklaşık 1000 eserine yer veren kitaptaki yapıtlarından 150 tanesi ise; 30 Ocak 2013’e kadar Mustafa Kemal Merkezi – Beşiktaş Çağdaş Salonları’nda sergileniyor. Ressamla, eserlerini ve sanat yaklaşımını konuştuk. 

Resimleriniz insanı merkeze alıyor. Ama bu ‘insanların’ kollarını, bacaklarını, simalarını detaylandırmıyorsunuz. Görülebilen detayların, dikkati daha önemli görünmez detaylardan dağıtacaklarını mı düşünüyorsunuz? 
Benim için iç dünya önemli. Ben her şeyi insanda arıyorum. Bizim akademi eğitimimizde bir Rönesans eğitimi vardı. Rönesans’ta insan kendisini ve çevresini keşfetmeye ve her şeyi Tanrı’ya bağlamak yerine, kendi çözümlerini bulmaya başlamıştır. Rönesans da insan odaklıdır. Resimlerimdeki figürlerin suretleri detaylı olsaydı, bu lokalize bir yaklaşım olurdu. Ben portre çiziyor olsaydım, o insanın hem iç dünyasını yakalamalıydım, hem de kişiyi gerçeğine benzetmeliydim. Fotoğraf makineleri çıktığından beri, bu işi fotoğraf sanatçılarına bırakmalı diye düşünüyorum. 

Bir yandan insanın ‘figürlük hali’ ile varoluşun sonsuzluğu içinde ne kadar ‘tek bir an’lık ve dolayısıyla kendisini fazla önemsememesi gerektiğini hissettiriyorsunuz. Diğer yandan alıp o figürü merkeze yerleştiriyorsunuz, hem de uzay boşluğunun tam ortasına, yanına başka hiçbir şey koymadan. Siz insana haddini mi bildiriyorsunuz, yoksa onu yüceltiyor musunuz? 

Rönesans’ta da insanı tüm artı ve eksileriyle merkeze koymuşlar. İnsanı keşfetmek için, her şeyiyle üzerine gitmeniz gerekir. Ben de eserlerimle irdeleyerek keşfediyorum insanı. Bir de insanlık olarak onca zamandır ahlaksızlığa ve savaşlara karşı geliyoruz. Ama tüm bunları ortadan kaldıramadık. Hangi sanatçı bunlara karşı duyarsız kalabilir? Ben bu tabloyu çizerek hayatı dramatize etmek istemiyorum, tersine yaşanabilir hale getirmek istiyorum. Ama bunun için gözlemlediklerimi farklı açılardan yansıtmam gerekiyor. 

Goethe demiş ya: “Anne babalar evlatlarını yetiştirirken, onlara hem yere sağlam basabilmeleri için bir ağaç gibi güçlü kökler, hem istedikleri yere uçabilmeleri için kanatlar vermeliler.” Sanatçı kimliğinizin anne babaları sizi bu şekilde mi yetiştirdi? 

Evet. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü Adnan Çoker Atölyesi’nden mezunum ben. Adnan Çoker gibi bir hocanın öğrencisi oldum, çok şanslıyım. Çünkü Çoker, sanatın eğitim dönemine, bilimselliğine bütün varlığıyla inanmış bir insan. Doğal olarak bu eğitimine de yansıdı. Fakat tabii bu, eğitimini herkesin alabileceği anlamına gelmiyor. Sanat kaygan bir zemindir. Düşmemek için önce yere sağlam basılması, bunun için temelin iyi bilinmesi gerekir. Daha sonra da yeni bir şeyler getirilmelidir. Bunsuz da olmaz, çünkü sanat, bir öneri getirmek demektir. 

Yeni serginiz ve kitabınızı da konuşalım son olarak. Bir sanatçının ‘Retrospektif’ zamanı ne zaman gelir? 

Ben her sanatçının belli bir üretim aşamasını tamamladıktan sonra mutlaka retrospektif yapmasından yanayım. Çünkü bir sanatçının tek bir sergisini izleyip, onun hangi sanatsal veya ideolojik kulvarda olduğunu yorumlamayı doğru bulmuyorum. Retrospektif sergiler ve kitaplar sanatçıyı daha ayrıntılı ve geniş kapsamlı yansıtabilir. Bu yüzden tüm sanatçılar böyle bir çalışmayı arzularlar.