Ben normalde çekingen bir insanım

Ben normalde çekingen   bir insanım
Ben normalde çekingen   bir insanım
Akşamüstleri televizyonda insanlara sorduğu kelimelerle hayatımıza giren Ali İhsan Varol oyunculuğa el attı. Ahmet Kural ve Murat Cemcir ikilisinin yeni dizisi 'Kardeş Payı'nda kendi deyişiyle 'Mahallenin yapısından uzak fakat orayla zamanında kurduğu bağlantı üzerinden hayalini gerçekleştirmeye çalışan bir adam'ı oynayan Varol ile buluşup oyunculuk sürecini ve öncesini konuştuk.
Haber: Muhsin TOPYILDIZ / Arşivi

Sizi ‘Kardeş Payı’nda görmeye başladık. Nereden çıktı oyuncu olma fikri?
Bir istek ya da heves doğrultusunda ortaya çıkmadı. Evde makarna yapmaya başladığım dönemde Selçuk Aydemir’den bir telefon aldım. ‘Kardeş Payı’na başladıklarını söyledi. Karakterin dış görünüşüyle ilgili ipuçlarını verirken hep benim üzerimden anlatmış insanlara. Okuma provasına çağırdılar beni. Biraz da tereddüt ederek gittim ama provada biraz pohpohladılar. Çok keyifli ama tereddüt ettirici bir işmiş. Bazen televizyonda izleyemiyorum bazı yerleri.
Bir röportajınızda sunuculuğa başlayışınızın deneme çekimi sırasında bir anda oluverdiğini söylemiştiniz. Oyunculuk hikayeniz de buna benziyor öyleyse...
Benziyor tabii de orası daha hâkim olduğum bir alandı. Ben metin yazarlığı yapıyordum ve sunucunun ne söyleyeceğini yazıyordum. Sunucuya her gün neler yapması gerektiğiyle ilgili brief veriyordum. Kendi hazırlığımı kendim yapabilecek durumdaydım yani sunuculuğa başladığımda. Dizide işler değişti.
Sevdiniz mi oyunculuk yapmayı?
İşin içerisinde koştururken ritmi tutturabilirseniz çok güzel. Fakat bazen ritmi tutturduğumu zannediyorum, izleyince tutturamadığımı görüyorum. O zaman keyifli olmuyor. Yarışmadayken de kendimi çok izleyemiyordum ama sanırım çok yapmanın vermiş olduğu bir rahatlık vardı.
Yarışma sunarken olduğu kadar rahat olamıyor musunuz dizi setinde?
Senaryo geldikten sonra o karakterin neler yapacağını düşünmek zorunda hissediyorum kendimi. Aslında buna gerek var mı bilmiyorum. Düşündüğün şeyi hareketlerine yansıtabilmek zor bir . Bazen %30 bazen %50 ulaşabiliyorum hedefime. Sağ olsunlar Selçuk Aydemir, Murat Cemcir ve Ahmet Kural bana çok yardımcı oluyor. Yine de bir tereddüt yaşıyorum tabii. Yarışmada günahıyla sevabıyla oraya çıkıyordum. Oradaki özne yarışan kişiydi. Onunla bir etkileşim içindeyim fakat ne söyleyeceğini bilmiyorum. Senaryo öyle değil ki... Ne söyleyeceğini bildiğin için hazırlanıyorsun. ‘Şöyle tonlamalıyım, böyle yapmalıyım, elim orda mıydı, kolum burda mıydı’ derken birkaç tekrar yaptırdığım oldu ekibe. (Gülüyor)
Dizi seti ile ‘Kelime Oyunu’nun seti birbirinden farklı mı?
Tabii ki. Yarışmayı altı kişi birlikte hazırlıyorduk. Burada herkesin başka bir işi var. Dinamikler çok başka. Yarışmada bir motor vardı ve o motorun merkezindeydim. Burada bir çarksınız sadece. İşinizi yapmazsanız işleyişi etkileyebileceğinizi biliyorsunuz ama kimse kimseye gebe değil. (Gülüyor)
Dizi için uzun zamandır birlikte çalışan bir ekibe eklendiniz. Zor olmuyor mu?
Çok sıcak insanlar hepsi. Bir zorluk yaşamadık. Aralarına girebilmem için benden bazı şeyler istemediler. (Gülüyor) Ahmet ve Murat daha evvelden benim programıma gelmişlerdi ve o gün de uzun zamandır tanışıyor gibiydik. Selçuk Aydemir ile görüşememiştik ama birkaç kez telefonla görüşmüştük. Çok sıcak ilişkiler gelişmişti telefonda. Sonrasında ‘Kardeş Payı’ için bir araya gelince kaldığımız yerden devam ediyor gibi olduk. Ben normalde çekingen bir insanımdır. Onlar o kadar rahat insanlar ki seni de rahatlatıyorlar.
‘Kelime Oyunu’ geçenlerde yeniden yayından kaldırıldı. Yine mi sansür?
Bana “Şu sebeple programınızı kaldırıyoruz” demediler. Hiçbir zaman da demezler zaten. “Birkaç program yayından kalkıyor, biri de sizin programınız” dediler. Olsun. ‘Kelime Oyunu’ güzel giden ve hâlâ insanların aklında olan bir program. Benimle ya da bir başka kişiyle daha sonra tekrar yapılabileceğine inanıyorum. Başkasıyla yapılırsa da zerre kadar üzülmem. Selçuk Yöntem’in ‘Büyük Risk’i gibi ekranda görmek istediğim bir format ‘Kelime Oyunu’.
Yekta Kopan programında sizi Artı Bir Tv’ye davet etti. Ne diyorsunuz?
Valla format benim değil ki hocam! (Gülüyor) O işlerin başka teferruatları var. Ama olabilirse isterim tabii. Şu an için bununla ilgili başka bir planım yok.
‘Kelime Oyunu’ neden bu kadar sevildi?
İşin içinde hırs olmayınca insanlar sevdi. Bir para ödülü olmadığı için insanlar sadece izlemekten keyif aldıkları şeyi gelip yarışarak yaşamak istediler. ‘Kelime Oyunu’nda kaybetmek kötü bir şey değildi. Her şey ardından geldi.
Gezi Direnişi sırasında ekranda yaptığınız hareketle bir anda o dönemin simgelerinden biri oluverdiniz. Fakat demeçlerinizde bu yakıştırmadan çok hoşnut olmadığınızı söylüyorsunuz...
Hoşnut olmamak değil de layık olduğumdan yüksek sıfatlarla nitelendirilmek kafa karıştırıcı. Ben bir düşüncenin, bir hareketin bayrağını taşıyan biri değildim. Şu anda da değilim. Sadece o sırada medyada yer almayan kelimeleri sorunun cevabı yaptık. Bu çok büyütülecek bir şey mi? Bence değil.
Gezi Direnişi, sizin medyada kullanılmayan kelimeleri kullanmanız ve üzerine programınızın kalkması sürecinde ne yaşadınız?
İş anlamında çok büyük değişimler yaşadığımı söyleyemeyeceğim. Ama İstanbul ’da yaşayan bir insan olarak günlük yaşam içerisinde gördüğümüz şeyler bizi yıprattı tabii ki. Evimize gittiğimizde televizyonda gördüğümüz, sokağa çıktığımızda karşımızda gördüğümüz gayet zorluydu. Bu sıkıntılı süreci işlerimize yansıtmışızdır mutlaka fakat “Bu olaylar yüzünden işimi yapamadım” diyemem.
Yaptığınız hareketin çok zekice olduğu konusunda şüphe yok. Basın üzerindeki baskıyı böyle arkadan dolaşarak kırabilir miyiz acaba?
Bir işin içerisinde aksaklık varsa bunu düzeltmek için kimse ‘Benim çapım buna yeter mi’ diye düşünmemeli. “Burada bir yanlışlık var kardeşim” diyebilmeliyiz. Bazı insanlar bana “Madem siyaset yapacaktınız başka bir minvalde yapsaydınız” dediler. Ben siyaset yapmadım ki. ‘Bu karadır, bu beyazdır’ demedim ki. Ortada yaşananların gösterilmesine ket vuruluyordu. Sokakta konuşulan kelimelerle ekrandakiler farklıydı. Biz de sokağın kelimelerini yarışmada kullandık. Bu siyaset midir? Bir insanın çalıştığı sistemin hatasından bahsetmesi siyaset yapmak mıdır? Beş kişi bir tesisat yapıyor olsak bir çırak olarak “Ustam oraya keten sarmadın, o conta sızdıracak” derim. Diyemez miyim? Belki ustam beni döver ama olsun. (Gülüyor) Benim yaptığım bundan çok da farklı bir şey değildi. Ne kahramanlık payesi almama gerek var ne de tu kaka olmama...
‘Kelime Oyunu’ devam ederse ‘eylemleriniz’ devam edecek mi?
Bunu daha önceden de yapıyorduk biz. KPSS skandalının ardından ‘sehven’ kelimesini öğrenmiştim. Henüz konu tazeyken yarışmada bu kelimeyi sordum. Kimse “Sen niye bunu soruyorsun” dedi. Gündem ısınınca bu kelimeleri kullanmak sivrilikmiş gibi algılandı. Demek ki bunun mümessili ben değilim. Yarın yarışma yine başlasa gündemde ne varsa o kelimeyi kullanmak isterim.
Televizyonda yaptığınız şeyleri biraz basite indirgiyor gibi bir tavrınız var sanki...
Bu belki bir bakış açısıdır. Ben yaptığım işi seviyorum. Siz öyle söyleyince “Gerekli değeri vermiyor muyum” diye düşündüm. (Gülüyor) Televizyon dediğiniz şey çok da önemli bir şey değil. Milyonlarca kişiye hitap ediyor olabilirsiniz ama başka noktalar da var işin içinde. Bir ev hayal edin. O evde iki hafta televizyon seyredilmezse hiçbir şey olmaz. Hatta belki daha güzel bile yaşarlar. Fakat iki hafta su tesisatı bozulsun, hasta olursun. Demek ki bir su tesisatçısının bu hayata kattığı şey televizyoncunun kattığından daha fazla. Televizyonun etki alanı geniş fakat etki belirgin değil. İki ayda unutulur gidersin. Benim en sevdiğim dizi TRT’de yayımlanan Haluk Bilginer’in ‘Cesur Kuşku’ dizisiydi. Türk televizyon tarihinin en güzel dizilerinden biriydi, kim hatırlıyor? Ben bu bakış açısındayım. Ne kadar pohpolayabilirim ki kendimi?