'Benden vazgeçmek anılardan vazgeçmektir'

'Benden vazgeçmek anılardan vazgeçmektir'
'Benden vazgeçmek anılardan vazgeçmektir'
Altı yıl aradan sonra 42'nci albüm projesi 'Tam Zamanında'yı piyasaya süren Nükhet Duru'nun hedefi eski hayranlarını mest etmek, yeni dinleyicilerini de kaliteli müziğe alıştırmak. Divayla yeni albümünü, müzikal kırgınlıklarını ve Sezen Aksu ile 'yol arkadaşlıklarını' konuştuk.
Haber: ASLI BARIŞ - asli.baris@radikal.com.tr / Arşivi

Yakın zamana ait en renkli anılarımdan biri; geçen haziran ayının başında, The Sofa Hotel’in üst katındaki Frankie adlı restoranda Türkiye ’de pop müziğin üç divası Nükhet Duru, Sezen Aksu ve Nilüfer’i bir arada sahnede izlemek... Kalabalıktan nispeten daha genç olanları, doğumlarından itibaren belleklerine kazınmış şarkıları, anılarına dalan olgun kalabalıkla bir arada söylüyor. O sırada Nükhet Duru, mikrofonu eline alıyor, yeni albümünden bir Sezen Aksu şarkısı söylemeye başlıyor. İsmi ‘Hicran.’ Herkesin ilk kez duyduğu bu parçadan, ezberlerindeki klasikler kadar keyif aldığı belli....
‘Tam Zamanında’ adlı 42’nci albümünü piyasaya süren Nükhet Duru “Valla o geceden doğru düzgün bir şey hatırlamıyorum” diyor. “Nilüfer’in doğum günüydü. Hastalığı sonrası kutladığımız ilk doğum günü olduğu için aşırı duygusallıktan iki bardak şarapla zom oldum. Ne zaman sahneye çıkmışız, ne söylemişiz, defile mi yapmışız, koptu film... ‘Hicran’ı söylediğimi anımsıyorum, orkestra da tam bilmiyordu, bir gayret söyledik. Güzel geceydi. Üçümüzü bir arada görme zenginliği herkesin çok hoşuna gitti...”

‘Fazla kaliteli, satmaz!’
Türk müzik tarihinin en ünlü üç kadın sanatçısını bir arada görmek nasıl hoşumuza gitmesin? Duru, seyircinin kendilerine verdiği değerin de farkında olduklarını söylüyor: “Nilüfer de ben de Sezen de yol arkadaşıyız. 37 yıldır arkadaşız, şaka değil, bir ömür... Bu zaman zarfında birbirimizi hiç kırmadık, münakaşa ortamı olmadı, kalıcı bir hasar bırakmadık birbirimizde. Birbirimize seçilmiş kardeş gibiyiz. Türk seyircisine çok emek verdik, onlar da bize...Vazgeçmeleri, gençliklerinden, anılarından vazgeçmeleri demek. Gençlerin ise bizi keşfetmeleri demek, kendi ebeveynlerini de keşfetmeleri demek... Hangi duygularla coşup, hangileriyle içlenmiş, onu bilmemeleri demek. ‘Melankoli’ birilerinin nişan, ‘Sen Ağlama’ düğün parçası olmuş... Bu yüzden biz çok hatalı davranmadıkça, bizden vazgeçmeleri çok zor. Çünkü biz de bizden vazgeçmiyoruz. Umarım gelecekte üçümüz birlikte konser de yaparız. Bunu insanlardan esirgemememiz gerektiğini düşünüyoruz.”
1974’ten beri şöhretli olan, 21 stüdyo, altı toplama albüm ve 15 maxi single çalısmasına imza atan Nükhet Duru, bu albüm için neden bunca yıl beklediğini şöyle anlatıyor: “Piyasaya sürülmesi gereken bir ürün değil, bir sanat olayı olduğu için kendimi ne zaman rahat hissedersem, öyle yaptım. Annemin beş yıl süren bir rahatsızlık süreci, sonra onun bizi bu dünyada bırakıp göçüp gitmesi... Toparlanmaya çalıştım ama baktım olmuyor, kendimi işime verdim. Ama iş olsun, kendimi toplayayım diye eksik bir çalışmaya da imza atamazdım, titizlendim. Titizlenirken üretim çok büyüdü; herkes bir single’la, sekiz, dokuz şarkılık ‘albümsü’ tatlarla raflarda yerini alırken, biz 15 şarkılık bir albüm yaptık...
Şarkılar birbirlerinin hikâyelerini tamamlayarak eklendiler. Daha da vardı ama CD ancak bu kadar aldı. Şimdi plağı da çıkacak, o da çift plak olacak, çünkü sığmıyor.”
Duru albümün gecikmesini ‘titizlenmeye’ ve ‘duygusal çalkantılara’ bağlarken aklıma, ister istemez iki yıl önce yaptığı “Müziği bırakıyorum” açıklaması ya da altı ay önce verdiği bir röportajında söylediği “Öldükten sonra ‘Kıymetini bilemedik’ desinler” cümlesi geliyor. 58’indeki diva, işin içinde kırgınlık da olduğunu dolaylı itiraf ediyor: “Ülkede sosyolojik yapı, bizim şöhret olduğumuzdan beri hızla değişti. Ekonominin ve liberalizmin gelmesiyle birçok alanda yozlaştık. Sokak diliyle yapılan şarkılara yöneldik. Burnumuzun dibindeki Yunanistan kadar olamadık; rock’tan operaya, çeşitliliğe yer vermek düşünülmedi bile. Tek tip müzik dinler hale geldik. Hal böyle olunca, ben çaresiz kaldım. Piyasada konuşulan şey, ‘Fazla kaliteli söylüyor, satmaz, ona yatırım yapmayalım’ oldu. Bu, kıymetimin bilinmediği hissini yarattı. Küskünlükle içime kapandığım dönemler oldu. Neyse ki şimdiki yapım şirketi, beni hayrete düşürecek kadar, kalıcı eser yaratan insanları desteklemeye kararlı ve vizyonu açık.”

‘Genç kuşağı iyi tanıyorum’
Eski hayranlarını sevindirme ve üçüncü kuşaktan yeni dinleyiciler kazanma amacında olan Duru, genç kuşağın bu albümle kendisini seveceğini düşünüyor: “Gençleri ebeveyni olmadan en iyi anlayabilecek kıdemde ve olgunluktayım. Anne olduğum için neleri isteyip, nelere isyan edebileceklerini biliyorum. Çünkü gençleri ve çocukları sevmeyen olgunların ‘acı’ olduğunu düşünüyorum. İkincisi, müziğimi, derinliğimi keşfetmelerini isterim. Bu armonileri duyduktan sonra altı boş bir loopun üzerine oturtulmuş parçalar, onları tatmin etmeyecektir.”

‘Albüm kapağı kısa film gibi’
 
Konu, Sezen Aksu’yla işbirliğine geliyor. Kendisini müziğe ‘yol arkadaşı’ Aksu’nun döndürdüğünü söyleyen Duru, dokularının tuttuğunu anlatıyor: “Sezen iki, üç şarkıda vardı, sonra zincirleme büyüdü iş. ‘Hicran’ bir film için yaptığı bir müzikti, ben işte o filmden yükseldim. Gerçi bu ilk çalışmamız değil, daha önce bir albüm yaptık birlikte, 1994’te. Birbirimize çok hayran olduğumuzdan, o ne demek istediğimi herkesten iyi biliyor, ben onun ne yazabileceğini, ondan neleri isteyebileceğimi biliyorum. Edebiyat olarak, çok donanımlı Sezen, Türkiye’nin en iyi söz yazarı. ‘Ben Nükhet Fan’ıyım’ diye dolaşıyor ortalıkta ‘Komik oluyor’ diyorum. Oda ‘Hayır, olmuyor’ diyor.” Albüm kapağını kısa metrajlı film gibi kurguladıklarını anlatan Duru, resimli roman ya da film afişi gibi grafik bir tasarıma yöneldi: “Bu saatten sonra yeni imaj çalışması yapacak halim yok. İmaj oturtmak zaten kolay değil, neden yenileyeyim? İnsanların kapakta üstüme başıma bakmaları yerine, hikâyesi olan bir kapağa bakmalarını istedik; resimli roman, animasyon gibi... Maceradan maceraya, aşktan aşka, duygundan duyguya hareket ettiğini düşünerek yaptık.” Fatih Kısaparmak’tan, Sıla’ya Mustafa Ceceli’den Nazan Öncel’e farklı sound’lardan besteci ve söz yazarının imzası var albümde... Peki en iddialı bulduğu parçalara hangileri? “Her şarkının hikâyesi, duygusu, hitap ettiği insan kitlesi var. İki cover var, onlar bile diğerlerinin yanında tamamlayıcı bir mana oluşturuyor. İlle ‘ayırdına var’ diyorsan, benim jenerasyonumdaki insanlar ‘Anılar’ şarkıma çok vurgundu. 2012 model ‘Milyoner’, ‘Anılar’ı çok sevenler için, bir ‘Anılar’ daha arıyorlarsa... Ama birkaç tane ‘ Melankoli’ ve ‘Ben Sana Vurgunum’ var...”

Kariyerinde tek bir kötü şarkısı yoktur’
NAİM DİLMENER
Nükhet Duru, Türkçe popun ‘4 Büyüklerindendir’. Popülerlik anlamında dört büyükten biridir ama yorumcu olarak diğer üç isimden öndedir. 70’lerin ilk yıllarında başlayan müzik hayatı boyunca tek bir kötü şarkısı olmamıştır. Diskografisinde elbette kötü şarkı vardır ama bu şarkılar onun sesiyle orta hatta iyi şarkı katına çıkmıştır. Böyle bir özelliği vardır, hayati bir özellik; her şarkıya yeni bir can/kan verir. Türkçe popun ‘En İyi Albümü’ de onundur. Çoğu eleştirmen ‘Bir Nefes Gibi’ albümünü en iyi 10 albüm arasına koyar zaten. Ama bana göre doğrudan doğruya en iyi albümümüzdür. Oradaki şarkıların yapısı (besteler Cenk Taşkan’ındır), sözleri (Mehmet Teoman) ve Duru’nun ölçülere/hesaplara sığmaz vokal yeteneği nedeniyle albüm, dört dörtlük bir bütünlüğe sahiptir. ‘Tam Zamanında’da, biraz daha ‘pop’ bir yola sapmış ama böyle birinin yapacağı pop da ancak böyle olabilirdi: EVLADİYELİK.