Beni soğuk ve sert bir adam zannediyorlar

Beni soğuk ve sert bir adam zannediyorlar
Beni soğuk ve sert bir adam zannediyorlar
Altın Portakal ödüllü oyuncu Murat Han, şimdilerde FOX TV'nin fantastik türdeki yeni dizisi 'Sana Bir Sır Vereceğim'de oynuyor. Han, "Diziler fastfood gibi. Köftesi hazır, malzemesi belli" diyor.
Haber: ECE ÇELİK - ece.celik@radikal.com.tr / Arşivi

Yıllar önce ‘Mutluluk’ filminde kendisine Altın Portakal kazandıran Cemal karakteriyle hatırladığımız Murat Han şimdilerde FOX TV’nin fantastik türdeki yeni dizisi ‘Sana Bir Sır Vereceğim’de evhamlı bir aile babasını canlandırıyor.
ABD’den döndüğünden beri yalnızca iki sinema filminde oynayan Han, şu ana kadar gelen senaryolardan çok azını beğenmiş. Oyuncu, esas sorunun kimsenin kendi işini yapmaması olduğunu söylüyor. 

‘Sana Bir Sır Vereceğim’ dizisinin senaryosu ilk elinize geçtiğinde ne düşündünüz? 

Senaryo ilk geldiğinde “Acaba bu iş ‘sitcom’ tarzında mı olacak? Efektler iyi olmazsa komik mi durur?” diye endişelendim. Ama okuduğum zaman senaryoyu beğendim. Türkiye ’de denenmemiş bir tarz. Ben ABD’de böyle fantastik işleri takip ederdim. Zaten bizimki de İspanyol bir diziden uyarlama. Tek korkum efektlerin yeterince gerçekçi olmayıp işin dramatik yönünü komik duruma düşürmesiydi. 

Çözüm ne oldu? 

Bunun için yapımcıyla görüşmek istedim. ‘X-Man’, ‘Heroes’ gibi bir iş geldi gözümün önüne. Yapımcıyla konuştuğumuzda onların da bu işe ciddi baktıklarını gördüm. Bir de ben yıllardır sert karakterleri canlandırdım. Hep ataerkil, testesteron yüklü roller geliyordu. Hep bunu kırmak istedim. Ben bir oyuncuyum. Bu benim canlandırabileceğim karakterlerden yalnızca birisi. O kadar çok bu tarz karakter oynadım ki insanlar beni öyle bir insan zannettiler. Ben aslında soğuk ya da sert bir adam değilim. Bu bir iş ve ben işimi yapıyorum. 

Yine de sitcom yerine ciddi dram projelerinde yer almayı daha çok seviyorsunuz galiba… 

Komediyi de çok seviyorum. Şu ana kadar hiçbir komedi işinde yer almamamın sebebi hem yapımcıların hem de seyircinin bana ciddi rolleri yakıştırması. Bu dizide belki biraz bu yargıyı yenebileceğimi düşünüyorum. Canlandırdığım baba biraz sakar, endişeli, telaşlı, aynı zamanda çocuklarına arkadaşça yaklaşan bir adam. Yani daha yumuşak bir karakter. Karakterin iç ritmi de hoşuma gitti. Ben normalde kararlı soğukkanlı ve ne istediğini bilen bir tipim, garanticiyim. 

Baba rolünün teklif edilmesi sizi yaş konusunda telaşlandırmadı mı? 

Yok, bu konu beni endişelendirmiyor. Henüz ‘sürekli baba rollerinin geleceği noktaya’ geldiğimi düşünmüyorum. Ama tabii ki her yaşı da canlandırabilirim. Zaten genç göründüğüm için gözlük takmamı istediler. Böyle daha oturaklı duruyor. 

Bilkent Üniversitesi’ni bitirdikten sonra oyunculuk okumaya ABD’ye gittiniz. Orada kaç sene kaldınız? 

ABD’de dokuz sene kaldım. Orada Oyunculuk Akademisi’ni bitirdim. Benim istediğim, oyunculuğa farklı yerlerden bakmaktı. O yüzden orada bir tane daha üniversite okudum. Ardından iki sene de asistan hoca olarak görev yaptım. 

ABD’ye giderken star olma hayaliniz var mıydı? 

Yok, benim hiçbir zaman böyle bir derdim olmadı. Kendimi eğitmek, daha farklı açıları görebilmek için, benim burada fark edemediğim eksikliklerimi görebilmek için gittim. Zaten orada kendini var etmek çok zor. Bir ajans bulup onunla çalışabilmek bile bir başarı. Los Angeles’ın yüzde 90’ı oyuncu diyebilirim. Bence Türkiye’de bu işler biraz daha kolay. Biraz yakışıklı olsun hemen kamera önüne alabiliyorlar. Hatta seslendirmesini bile başkalarına yaptırıyorlar. ABD’de “Sokaktan geçiyordum keşfedildim” diye bir sistem yok. Herkes birkaç tane okula gidiyor, workshoplar’a katılıyor. 

Oradan umduğunuzu bulabildiniz mi peki? 

Buldum. Döndükten sonra çektiğim ilk filmle Altın Portakal aldım. Bu benim için çok anlamlı bir ödül oldu. 

Oyunculuk anlamında Türkiye’ye ilk döndüğünüz dönemle şimdi arasında bir fark görüyor musunuz? 

Dizilerde oyunculuğu geliştirme şansı pek olmuyor. Dizilerin başı belli ama ortası ve sonu belli olmadığı için ve sürekli değiştiği için sizin çizmeye çalıştığınız karakterler çok başka bir noktaya gidilebiliyor. Siz de nasıl oynayacağınızı şaşırıyorsunuz. Bu diziler fastfood gibi. Köftesi hazır, arasına konulacak malzemeler belli. Oturup güzel bir akşam yemeği çıkarabilecek vakit yok.
Yine bu süre içinde sizi yalnızca iki sinema filminde gördük…
Sinema filmi olarak maalesef çok az iyi senaryo yazılıyor. İki tane sinema filmim var ama herhalde bir 25 tane falan da senaryo atmışlığım vardır. 

O attıklarınız arasında “Bu film çok güzel oldu kabul etmediğime pişmanım” dediğiniz proje olmadı mı? 

İnanın bana hiç olmadı. Keşke birkaç kere pişman olsaydım. Reddettiğim her filmi izlediğimde “iyi ki reddetmişim” dedim. Türkiye’de yılda 50-60 film çekiliyorsa içlerinde sadece bir, iki iyi film çıkıyor. 

Sizce temel eksiklik nerede, neden kaynaklanıyor? 

Bence en büyük eksiklik senaryolarda. Senaryo yazarı yok gibi bir şey. Bunun sebebi de senarist güzel bir senaryo yazıyor. Ama ertesi yıl bir bakıyorsunuz yönetmen olmuş. Herkes yönetmen olmak istiyor. Bu yüzden sektörleşemiyoruz. “Ben iyi bir senaryo yazarı olayım, kendimi geliştireyim” diyen yok. C düzeyinde bir senaryo yazarı A sınıfı senaryoyu henüz yazmadan yönetmen oluyor. Bu yüzden A sınıfı senaryolarda oynayamıyoruz. Türkiye’de bu işi bir piramit zannediyorlar. “Önce senarist, yardımcı yönetmen, yönetmen, sonra da yapımcı olup kendi işimi çekeceğim” diyorlar. Böyle birbirinden kopuk işlerin bir basamak gibi algılanması Türkiye sinemasının zararına oluyor. Biri merdivense diğeri zemin, diğeri duvar. Zeminin yoksa merdiveni nereye dayayacaksın? 

Peki bu az sayıdaki beğendiğiniz filmler hangileri? 

Açık ve net söyleyeyim son dönemlerde benim beğendiğim bir iş olmadı. 

Çok mükemmeliyetçi bir yapınız mı var? 

Sinema konusunda mütevazı olamayacağım. Dokuz sene okul okuyup pek çok iş yaptıktan sonra “Bu iş burada iyi yapılıyor” dersem kendime saygısızlık yapmış olurum. Çünkü Türkiye’de bu iş iyi yapılmıyor. Yurtdışında 60 yaşında senaristler var, görüntü yönetmenleri var. Türkiye’de 70 yaşında görüntü yönetmeni var mı? Türkiye’de neredeyse bütün görüntü yönetmenleri benden küçük. Ben bunlara sinirleniyorum. Tepkiliyim. Önüne gelen yönetmen olduğu için biz de güzel işlerde oynayamıyoruz. 

Bu sektör sizi umutsuzluğa sokmuyor mu? 

Sokuyor. Ben bu kadar yıl eğitim aldım. Yıllarca hocalık da yaptım. Ama biri bana “yönetmen ol” dese yapmam. Bu, bilginin getirdiği bir sorumluluk. Cehaletin getirdiği sorumsuzluk her şeyi yaptırır insana. 

Oyucular sendikasının çalışmalarını nasıl buluyorsunuz? 

Olumlu buluyorum tabii ki ama yasal altyapı olmadan bir şeylerin mücadelesini vermek çok zor. Bizler dizi çekerken günde 15-16 saat çalışıyoruz. Sekiz dokuz ay boyunca bunun sürdüğünü düşünün. Dizide çalışırken hiç sosyal hayatın olmuyor. Bir süre sonra surat yoruluyor, mimikler düşüyor. Oyuncu için sağlıklı koşullar yok. 

Spor ne zamandan beri hayatınızda var? 

Eski sporcuyum zaten. Atletizmden basketbola pek çok spor yaptım. 11 yaşından itibaren Ankara’da pek çok takımda yer aldım. Şimdi fitness yapıyorum, bazen boks ve karate... Sağlıklı yaşayan biriyim. Gündüzü severim, gece hayatını hiç sevmem. Sabah erken kalkar spor yaparım, içki, sigara hiç içmem. Akşam da 11 gibi yatıyorum zaten. Bence bir oyuncu vücuduna iyi bakmalı. Yaşamına dikkat etmeli hatta örnek olmalı. 

Örnek olma kaygısı ağır bir sorumluk değil mi? 

Bu işin getirisi varsa eğer, bunun götürüsü de bu topluma örnek olma sorumluluğu. Ben oyuncuların fütursuzca hareketlerde bulunmalarını, serserilik yapmalarını saygısızlık olarak görüyorum. 

Evcimen bir tip misiniz? 

Boğa burcuyum. Evde zaman geçirmeyi çok severim. Evde kitap okumayı ve bir şeyler yazmayı çok seviyorum. Hatta üzerinde çalıştığım bir kitabım var. 

Geleceğe dair planlarınızdan bahsedersek eğer? 

Bir gün Los Angeles’a dönme hayalim var. Orada ufak tefek tiyatrolarda oynayıp daha sakin bir yaşama geçmek istiyorum.