@ErkanAktug

'Benim Çukurovam Trabzon, Rize'

'Benim Çukurovam Trabzon, Rize'
'Benim Çukurovam Trabzon, Rize'
'Moskova'nın Şifresi Temel' filminin senaristi Yılmaz Okumuş, "Yaşar Kemal 'Herkesin bir Çukurovası vardır' diyor. Benim Çukurovam da Trabzon, Rize" diyor.
Haber: ERKAN AKTUĞ - erkan.aktug@radikal.com.tr / Arşivi

Rize’den çıktınız, Kabataş Erkek Lisesi’ni kazanıp İstanbul ’a gittiğinizde okulun yerini öğrenmeden Cağaloğlu’nda Gırgır’ı bulmuşsunuz. Nasıl bir tecrübeydi? Abim bir gün elinde Gırgır dergisiyle geldi. Onu gördüm, hayatım orada belirlendi. 9-10 yaşlarındaydım. Ben bu adamların arasında olmalıyım dediğim an benim hayatım değişti. İstanbul’a vardığım an ‘Cağaloğlu ne tarafta?’ diye sordum. Hırslıydım. Sen çizemezsin deseler de çizmeyi öğrenecektim, bereket solağım. Sonra aldılar beni, biçimlendirdiler. 1980’de kadrodaydım. Gırgır’ın en şaşaalı döneminde orada olmak, Oğuz Aral’ın yanında yetişmek büyük şanstı. Muhteşem bir ekipti.
Yılmaz Okumuş olarak pek çok şey yaptınız ama daha çok Laz Marks olarak tanınıyorsunuz. Hep Karadeniz’e özgü işlerle göz önündesiniz... Evet, sanki yörenin dışında hiçbir şey yapmamış gibi gözükebilirim. Gırgır’daki ‘Dursun’un Takası’, ‘İnce İnce Yasemince’deki Hamsiye, ‘Karl Marx Trabzon’da doğmuş olsaydı ne olurdu?’ sorusu etrafında gelişen, artı değeri hamsiyle oligarşiyi Fenerbahçe ’yle açıklayan ‘Laz Kapital’ ve şimdi de ‘Temel’ filmleri... Geçen Yaşar Kemal’in bir röportajını okudum, “Herkesin bir Çukurovası vardır” diyor. Marquez’in de vardır Çukurovası... Benim Çukurovam da Trabzon, Rize... İçinden geldiğim için burayı çok iyi biliyorum. Başkaları 12.00’den sonra Lazların aklı çalışmaz diyor ama öyle değil, benim aklım çalışıyor. O oryantalist bir bakış. 12.00’den sonra normale iniyor! Bizim 12.00’den önce aklımızın çalışma kapasitesi tehlikelidir. Bu coğrafya ile mücadele hali bizim karakterimizi fena halde etkilemiş. O inatçı hal ve pratik zekâ Trabzonspor’un başarısında bile etkilidir.
Temel karakterini nasıl tarif edersiniz?
Temel çok naif, çok sıradan biri. Arkadaşını satmaz, para pul konusunda süperegosu gelişmemiş. Diyor ki, “Ben bir erkeğim, bir kadını sevdim. Siz araya para-pul gibi başka başka şeyler sokuyorsunuz.”
İlk film, kendi kendine 1 milyon 700 bin gişe yaptı. Trabzonspor’un şampiyonluğu gibi şaşırttı insanları... Ne sinema yazarları çok yazdı ne de gazetelerde çok yer buldu. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz? Evet, Trabzonspor’un şampiyonluğu gibi. (Gülüyor) Biz biliyoruz ki bu bir gişe filmi. Bizi komedi filmleri içerisinde değerlendirmek gerekiyor. Komedi filmlerinde bir Trabzon lafı geçirelim olay bitsin diye bir durum yok. O kadar burnundan kıl aldırmayan bir topluluğuz ki. Canlarını sıkan bir film olsaydı ‘Gitmeyin ula’ diye bir laf çıkardı ve kimse gitmezdi. Sinemada doğru isimler bir araya geldik. Hepimiz bu yörenin çocuklarıyız. Şöyle konuşacaksın, böyle konuşacaksın demeden kendiliğinden biliyorlar şiveyi. İstanbul’da doğmuş Alper Kul bile şahane konuşuyor. İşte bu doğru oturmalarla başarı geldi.
‘Moskova’nın Şifresi Temel’i ilk üç günde 185 bin kişi izledi. Sizin beklentiniz ne? Ekip olarak kendi aramızda tahminde bulunduk, en az tahmini ben söyledim. Önceki rakama yüzde 20 ekledim. İnançsızlık değil benimkisi ama o söylenen devasa rakamların kolay olmadığını düşünüyorum. Bize iki eleştiri geldi. O ilk sahnede adamın çocuğuna ettiği küfür. Belki de yanlış yaptık ama tamamen küfürden arındırılmış bir iş de bana çok doğru gelmiyor. Küfür bir gerçeklik. Avni Aker’in etrafında bir yürü, küfrün âlâsını duyarsın.
Trabzonspor çok ağırlıklı filmde. Peki Fenerbahçeliler de benimsiyor mu filmi? O dönem, 3 Temmuz süreci başlamamıştı. Çekim senaryosunu koyu Fenerbahçeli Can Barslan’a gönderdim. “Senaryoya bak ama Fenerbahçeli gözüyle bak. Rahatsız ediyor mu?” dedim. “Bir de Galatasaraylı karaker oluştursaydın hiç sevmezdim” dedi. Hani oluşturulmuş bir şey gibi durmuyor. Örneğin Gazianteplilere sor. İlk takımım Galatasaray, ikincisi Gaziantepspor diyebilir. Trabzonluya sor bakalım! Trabzonsporluluk başka bir şey. Berbere girersiniz havlular bordo-mavi.
Üçüncü film ‘Barselona’nın Şifresi Temel’ olacakmış.
Üçüncünün hikâyesini tamamladım ve şimdiden çok sevdim. Açılış sahnesinde Avni Aker’in kapısından boynu bükük çıkıyor. Yenilmişiz birine. Trabzonspor’un orta sahasını güçlendirmek için Xhavi’yi Trabzon’a getirmeye karar veriyorlar. “Ula gelur mi?” diyor biri. “Niye gelmesun, onlar da bordo-mavi, biz da... Hem gelmesa kaçururuk” diyor diğeri ve yola çıkıyorlar. Mesela Konyalı bir karaktere bunu yapsam olmaz, ama Trabzon’da normal!