Benim iki sesim var

Benim iki sesim var
Benim iki sesim var
Selva Erdener'in eşi Turgay Erdener'in besteleri ve kendi tarzıyla yorumladığı türkülerden oluşan son albümü 'Nereye Aşkım' çıktı. Erdener ile operadan Lorca'ya uzanan bir sohbetteydik.
Haber: Muhsİn TOPYILDIZ - mahfuznecip@gmail.com / Arşivi

Operayla ilişkiniz nasıl başladı?
Nasıl başladı ben de bilmiyorum. Adının şan sesi olduğunu çok sonra öğrendiğim bir ses vardı bende ve o sesi çıkarmak çok hoşuma gidiyordu. Okul koroları ve iyi müzik öğretmenleri beni doğru yönlendirdiler. Enstrümanlar çalmaya başladım. Bir şeyler çalmaya başladığım günden beri de konservatuvarı istedim.
Sanat müziği ve halk müziği ile operayı sentezleme fikrine gelirsek…
15 yaşındayken konservatuvara giriş sınavında “Benim iki sesim var” demiştim. Birisi normal sesim, birisi de operacı sesimdi. O sınav için bir Alman şarkısı, bir de türkü hazırlamıştım. O günden beridir o iki seslilik hep devam etti. Hem Türkçe şarkılar söyledim hem de opera aşkım devam etti.
Türkiye ’ye özgü bu müzikleri operayla birleştirmek büyük bir cesaret değil mi sizce de?
Bu konuda cesur olduğumu düşünmüyorum. Çünkü inandığım ve bildiğim şeyi yaptım. Ayrıca yalnız değildim, benimle beraber Turkuvaz Beşlisi ve Turgay Erdener de aynı yoldaydı. Bence bu ülkenin sanatçısı kendine has çizgisiyle bunu yapmalı zaten.
Albümünüz ‘Nereye Aşkım’a gelecek olursak… Daha önceki albümlerinizde olduğu gibi yine Lorca’dan şiirler bestelenmiş. Nereden geliyor bu Lorca aşkı?
Lorca benden ziyade Turgay Erdener’in ilgi alanı. Tiyatro Oyunevi’nin oyunları için bestelediği Lorca şiirlerinden seçmeler yaptık. Bu şarkılar Turgay Erdener ve Tiyatro Oyunevi’nin eseri aslında.
‘Bali Maak’ isimli bir Suriye halk türküsünü de söylemişsiniz. Nedir bunun hikâyesi?
2006 yılında Şam ve Halep’e konser vermek için davet edilmiştim. Bu etkinlikler sırasında yetkililere bir Suriye şarkısı yorumlamak istediğimi söylemiştim. Bana getirilen iki şarkıdan birisi ‘Bali Maak’tı. Şam’da konser verdiğimiz opera binasını çok beğenmiştim. Her şey çok muhteşemdi. Suriye’deki iç savaş döneminde o binanın yıkıldığını görünce Bali Maak’ı albüme koymaya karar verdim.
Daha önceki albümlerinizi de göz önüne aldığımızda görüyoruz ki mutlu şarkılar söylemiyorsunuz. Hatta öyle ki ‘Ada Sahillerinde Bekliyorum’ gibi hareketli şarkıları bile kederli söylüyorsunuz. Bu bir seçim midir?
Genelde keyifli ve neşeli bir insanımdır ama şarkı söylerken hep böyle oluyorum. Belki de içimde bir hüzün vardır ve bu hüzün bu toprakların hüznüdür. Olamaz mı?
Albümünüz aslında aile içerisinde hazırlanıyor. Eşiniz ile birlikte çalışıyor olmak işleri değiştiriyor mu?
Başka biri ile çalışmaktan farklı tabii ki. Benim işlerimi geciktirebiliyor. (Gülüyor) Anında paylaşım durumu oluşabiliyor. Dolayısıyla her şeye en sıcak haliyle ulaşıyorum. Ekmek fırınından ekmek almak gibi bir şey bu.



‘Turkuvaz Beşlisi’ en iyilerden kurulu



Turkuvaz Beşlisi’ne gelecek olursak…
Turkuvaz Beşlisi bence Türkiye’nin en iyi müzisyenlerinden oluşan bir topluluk. Hepsi kendi alanlarında virtüozlar. İbrahim Yazıcı, Ekrem Öztan, Alper Müfettişoğlu, Ahmet Baran ve Aykut Köselerli alanlarının en başarılıları. Onlarla müzik yapmak en yükseğe çıkmamı sağlıyor. Hep istiyordum beraber bir albüm yapmayı. Buna kısmetmiş.
Türkiye’de operanın durumuna dönmek istiyorum. Türkiye’de opera ne halde?
Ben bir operacı olarak operacılarımızın, müzisyenlerimizin ve şeflerimizin durumuna baktığım zaman dünya çapında çok özel bir yer olduğumuzu düşünüyorum. Fakat bu büyük insanları oynatabileceğimiz sahnelerimiz yok. AKM’nin durumu ortada, Süreyya Operası’nın kapasitesi belli. Ankara Devlet Opera Balesi çok güzel bir tiyatrodur ama çok küçük bizim için. Gezi olayları sırasında AKM ile ilgili konuşulanlara hepimiz şahit olduk. Operaya bir revizyon gerekli elbette fakat yok ederek değil. Tüm dünyada opera devletlerin finansmanıyla yürür. Bu evrensel sanat devlet desteği olmadan yürümez.
Peki, ihtiyacımız olan nedir?
Halkın kitap okumasını nasıl sağlayamıyorsak operaya gitmesini de zorla sağlayamayız. Fakat kendi dilimizde yapılmış opera ve baleleri kullanarak bu topraklara yakın şeyler ortaya çıkarırsak durumlar değişecektir. Bestecilere burada çok önemli görevler düşüyor. Avrupa’da insanlar beş yaşında çocuklarını müzelere götürüyorlar. Ne anladığı çok da önemli değil çocuğun. Önemli olan zihinde bir imgenin kalması. Sanatla samimiyetimizi acilen kurmak zorundayız.