Berlin'de 'über alles' birkaç gün!

Berlin'de 'über alles' birkaç gün!
Berlin'de 'über alles' birkaç gün!
Tüm önemli konuşmaların yapıldığı Brandenburg Kapısı, 'artsy fartsy' kıyafet cenneti Prenzlauer Berg, Tophane muadili Kreuzberg, hafta sonu kurulan bitpazarı, müzeler... Şefi veya ortamı meşhur restoranlar... Berlin, Almanya'nın diğer şehirlerinde olmayan bir canlılığa sahip...
Haber: FEM GÜÇLÜTÜRK / Arşivi

Bread & Butter, tekstille ilişkisi olmayanlar için Mim Kemal’de şirin bir kafe ve hatta Düsseldorf’da klasikleşmiş ürünlerin yeni üretimlerini satan Manifactum mağazasındaki kahveleri enfes kafe Brot & Butter. Bilenler için ise önce Köln’de, ardından Barcelona’da ve 2009’dan itibaren yine Berlin’de düzenlenen bir street fashion ve denim fuarı. Bildiğimiz/bilmediğimiz binlerce markanın irili ufaklı standları, açılış partileri, moda defileleri ile Berlin-Tempelhoff, yani eski bir havaalanında düzenleniyor.
Bavul bantlarında bu kez fuar katalogları dönüyor. Terminal binası bölüm bölüm markaların davetlilerini ağırlıyor. Bazılarına giriş serbest, bazılarına ise özel davetiye sahibi olmak gerek; yoksa içeriden model araklamak an meselesi. Levi’s, Diesel, Gstar, Closed, Dockers bir yana onlarca yeni ve kendi halinde marka var. Mavi ve LTB de ufak ve sempatik standlar kurmuşlar. 

Asya’nın Bergama bölgesi
Bu kez, Jules Vernes’den profesyonel hizmet almayı akıl ettik. Çok da iyi ettik. Araç, Türkçe konuşan şoförleri, son derece bilgili ve çağdaş rehberleri, peşimizi orada da bırakmayan Türk ezgileri eşliğinde bizi kapı kapı gezdirdi. Rezervasyonlarımız, check-in’lerimiz, ‘Kar yağdı, erken dönsek’ kaprislerimizle her türlü uçak bağlantılarımız bir telefon ile çözüldü. Karlar altındaki Berlin’de eksi 20’leri gördük, neyse ki çok ‘VIP’ bir minibüsün içinden.
Bergama Müzesi’ne geçen defa vakit kalmamıştı, bu sefer illa ki gidildi. O ne görkem, o ne ince işçilik... Milliyetçilik derdi olmayan ben bile “Yahu bir yerde Türkiye’den bahsetse keşke” diye söylenirken buldum kendimi. Asya’nın Bergama bölgesinden diye tanımlanmış haritalara sinir oluyor insan. Rehberimiz ise “Nerede sergilendiğinin önemi yok, iyi bakılıyor ve milyonlarca insan görüyor burada, ayrıca kulaklıklarda da Türkiye’den diye detaylı bir anlatım var” diye bizi sakinleştirmeye çalışıyor.
Soykırım Müzesi bir dahaki sefere kalıyor. Checkpoint Charlie, tüm konuşmaların yapıldığı Brandenburg Kapısı (Bach’a konçerto olmuşluğuyla da bilinir), sanatçıların hafiften meylettikleri Tophane muadili Kreuzberg (Hani şu Türk ailelerinin yakılıp yıkıldığı mahalle), ‘artsy fartsy’ kıyafetlerin, ikinci ellerin ve hoş butiklerin bulunduğu Mitte’nin kuzeyi Prenzlauer Berg bölgesi, Haeckischer Höfe’deki tasarım markalar, hafta sonları kurulan bitpazarı gidilesi bölgeler arasında. Helmut Newton’un fotoğraf galerisi ise hep listede. 

Adnan’ın artist misafirleri
Alternatif mekânları dönüştürmekte oldukça niyetli ve başarılı bir şehir. Eski postane binasını galeriye, yerin altını soykırım müzesine, zamanının bira fabrikasını restorana çeviren ülke, birleşmenin getirdiği yeni renkleri, söylemleri, fikir ve uygulamaları özellikle doğu tarafında besliyor. Birçok markanın flagship dükkânları Berlin’de.
Levi’s flagship dükkânının köşesini kaptığı, Kaiser Wilhelm anısına yapılmış ve savaşta zarar gören kilisenin yanına modern çizgilerle ek olarak inşa edilmiş kilisenin bulunduğu Kufürsterdamm (Kısaca Kudamm) Sokağı, KDV (Dünyanın en eski ve büyük AVM’si), Doğu Almanların Batı’yı dikizlediği televizyon kulesi derken, koca Berlin bitmiyor.
Oxymoron, Maxwell, Vau, San Nicci gibi ya şefi meşhur, ya mekânı harika restoranlarda önceden yer ayırtmak gerekli. Adnan ise oranın meşhur restoranlarından. Sahibi Adnan bey son derece ‘janti’ bir Türk; tüm dünyadan üst düzey misafirleri İtalyan mutfağı ve iddialı etleri ile ağırlıyor. Hatta Tom Cruise film çekimleri için Berlin’deyken gitmiş, Adnan ve artist misafirleri bizim gazetelere manşet olmuştu.
Müzeler cenneti, duvarın yıkılması ile birbiriyle kaynaşmaya çalışan, ‘Run Lola Run’, ‘Berlin in Berlin’, ‘Das Leben der Anderen’ ile aşina olduğumuz Berlin’de geçen, bir genç Türk yazarın kitabından uyarlanacak çarpıcı bir çağdaş tiyatro projesi de Dot’çuların masasında hazırlanmakta.
Ayşe Erkmen’in Santralistanbul’dan hatırlayacağımız ‘miş’li ‘mış’lı bina uygulamalarını Kreuzberg’de bir bina üzerinde otobüsle geçerken görüp çığlık atmamızın dışında, birçok sanatçıya yer açan, sanatın merkezi haline gelen, graffitilerin bile bir sanat dalına dönüştüğü (Vandalizm kabul edenler alınmasın), Almanya’nın diğer şehirlerinden alışık olmadığımız bir canlılığa ve karmaşaya sahip Berlin.

‘Ihlamurlar Altında’...
1993 yılından beri dönüşümlü olarak İstanbul ve Almanya’da yaşayan sanatçı Ayşe Erkmen’in Berlin’de en tanınan işi, 1993’te Heinrich Platz’da yaptığı apartman cephe uygulaması. Daha çok hikâye anlatımında kullanılan zaman kipleri, hem kişilerin hem de işçi göçünün geçmişine atıfta bulunuyor. Heinrich Platz’tan her gün binlerce kişi gelip geçiyor ama sadece birkaçı, o pembe evin cephesindeki yazıların farkında.
1961’de yapılıp 1989’da yıkılmasının ardından, 1990’da 21 ülkeden 118 sanatçı duvarı soğuk savaş ve barış devrimini konu alarak boyadı. 2009’da ise duvarın yıkılışının 20. yıl kutlamaları
için sanatçıların 87’si bir araya geldi, 105 motifi tazelediler. Duvarın diğer tarafı ise yıkılmadan evvelki halini koruyor. Friedrichshain-Kreuzberg’de, 1300 metre uzunluğunda ve dünyanın en büyük açık hava galerisi olarak ‘East-Side Gallery’ adıyla tanımlanıyor.
Kulağa dizi film adı gibi gelen ‘Unter den Linden’ (Ihlamurlar Altında) Caddesi’ndeki ıhlamur ağaçlarının karlar altında değilken bile az koktuğunu ama güzel göründüğünü de rehberimizden öğreniyoruz... 

Şaşırdık...
* Taksi işi çoğunlukla Türklerin elinde. Ancak Türkçe parçalar çalan radyoyu kurma fikri bir Alman’dan çıkmış. Bindiğimiz tüm araçlarda vatan hasreti duymaya imkân bulamadık, ne yazık.

* Türkler nasıl medenileşmekte direnebiliyorsa 50 yıldır orada yaşamalarına rağmen Almanlar da bir nebze pratikleşememişler bunca zaman. Fuar kaydında “Kimsiniz?” dediler, “Basınız” dedik. Demez olaydık. Prosedürler devlet dairesini aratır uzunlukta. Oxymoron’da şaraplar içilip gidilmiş, moda fuarı diye buzda vıj vıj kayan topuklu çizmelere girilmiş, zaten grubumuzun ses desibeli oldukça Akdenizli, sancılı kayıt işlemleri arasında daha da coşkulu bir gürültü çıkarıyoruz. 

* Evlenen ve askere giden Türk gençlere aynen memleketlerinde olduğu gibi kornalı, havlulu araba geçidi düzenlendiğine ve polislerin sadece bakmakla yetindiğine hâlâ şaşırmamıza şaşırıyoruz.

* Berlin’in en büyük parkında 23 Nisan şenliklerinin resmi olarak kutlandığına aslında pek şaşırmıyoruz. 

* Arabaların damındaki açılır camlara söylenen şıpıdak kelimesinin ‘İtilebilir dam’ anlamına gelen Schiebedach’tan türediğine ise söylenecek hiçbir şey yok. Mercedes’leri ile vatana tatile gelen ilk Alamancı arkadaşların bir katkısı olmalı. 

Sevindik...
* Bergama’nın görkemine ve iyi bakılmasına...

* Yüzlerce sanatçının ürettiği East Side Gallery’ye...

* Diesel’in çarpıcı ‘Be stupid’ kampanyasına...

* Levi’s’ın yeni dönem koleksiyonlarına ve 501’in ‘abilerimizin’ değil kardeşlerimizin de markası olarak unvanını sürdürmesine...

* Ayşe Erkmen’in kısa bir dönem için uyguladığı ancak apartman sahiplerinin kalmasını talep ettikleri için hâlâ yerli yerinde duran ‘miş’li / ’muş’lularına...

Almadan dönme...
* ‘BERLIN GRAFFITI Book by COLORZ’ (shop.layup.ch/berlin-graffiti-book-colorz-p-3052.html) 

* ‘Urban Illustration Berlin / Book of Inspiration’ (www.indexbook.com/libro.
php?583)

* Teatral ayakkabıcı Trippen’den şaşırtıcı bir çift ayakkabı (www.trippen.de )

* Flohmarkt’tan bir eski Doğu Bloğu aksesuvarı (Geçen sefer DeutscheBahn’ın eski bir el fenerini bulmuştum; metal, üstten tutulan, ağır, ayakta durabilen) 

* Araç ve rehberlik hizmeti almak için Burak Özel’in kartını (www.taxitrend.de)

Kalmadan gelme...
* Casa Camper: Barcelona’dan sonra Berlin’de. Harika dekor, hoş fikirler, Mitte’de kalınacak en hoş yer (www.casacamper.com/berlin). 

* Askanischer Hof: Kudamm’da lokal dekorlu, tipik bir Berlin binasından çevrilmiş misafir evi. 15 ve 16. katları manzarası ile tercih sebebi. Fotoğrafçıların, oyuncu ve yazarların tercih ettiği bir otel (www.askanischer-hof.de). 

* Arte Luise Kunsthotel: Bir galeride konaklamak isteyenler için. Her odası başka bir tasarımcı tarafından hazırlanmış (www.luise-berlin.com).

Yemeden durma...
* Bratwurst mit Senf und Mayo: İri patateslerin eşlik ettiği, plastik tabakta hardal ve mayonezle şenlendirilmiş sosis. Bol idrar söktüren Sauerkraut (beyaz lahana) ile...

* Bretzel: Masal kitaplarından hatırladığımız sonsuzluk işaretine benzeyen yöresel simit. Çıtır çıtır ve iri tuz tanecikleri ile...

* Kafee mit Sahne: Almanya ve Avusturya’nın kremaları tartışılmaz. İster tatlıyla, ister kahve ile. ‘Extra Schlagsahne’ olmadan hiçbir tatlı yeme.

* Berliner Ball: Bizdeki ponçiğin Alman versiyonu. İçinden reçel akan, üstü pudralı donut. 

* Gulaschsuppe: ‘Kul aşı’ndan türemiş, sulu, etli bir yemek; doyurucu ve baharatlı.

* Apfelschorle: Elma suyuna katılan soda. Öğle yemeklerinde eşsiz bir yandaş. 

* Leberkaese, Jaegerwurst, Schwarzbrot’u da not alın. Yeri gelir, sorarlar. Olur deyin!