Berlin'in efsane kulübü İstanbul'da kuruluyor

Berlin'in efsane kulübü İstanbul'da kuruluyor
Berlin'in efsane kulübü İstanbul'da kuruluyor
İki yıl önce polis zoruyla kapatılan Berlin'in efsane kulübü Bar 25, !f İstanbul'da bugün gösterilecek belgesel vesilesiyle G-Mall'da yeniden kuruluyor. Bar 25 çalışanları da orada olacak.
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ / Arşivi

Berlin’de partiler en az üç gün sürer. Berlin metrosu U-Bahn’da, elindeki Der Tagesspiegel’i okumaya çalışarak işe giden Berlinlilerin omzuna, yorgun gençlerin kafası düşer. Bilet kontrol memurları metro koltuklarına serilmiş gençleri pas geçer. Bazı Berlinliler uyumaz, dans eder. Bu ‘parti kültürü’nün filiz verdiği yer olarak bilinen Bar 25, kentteki soylulaştırma projesinin bir parçası olarak 2010 yılında polis zoruyla kapatılmıştı. Barın kurulduğu kanal kenarındaki ormanlık alana da devlet el koymuştu. Bu akşam 19.30’da, !f İstanbul kapsamında, Beyoğlu Fitaş’ta gösterilecek olan Britta Mischer ve Nana Yuriko’nun yönettiği belgesel film ‘Bar 25’ vesilesiyle, efsane kulübün kurucuları tası tarağı toplayıp İstanbul’a geldi. Hummalı bir çalışmayla Bar 25’e çevrilen G-Mall’da film gösteriminin ardından bir parti verecek olan Bar 25 ekibinden Christoph Klendenzerhof da bize ‘efsane’yi anlattı.
“Dış dünyayla tek ortak noktamız hava durumu” diyorsunuz filmde. Bar 25’in içinde neler oluyordu? Bar 25 büyükler için tasarlanmış bir oyun parkıydı aslında. İstediğiniz her şeyi yapabileceğiniz bir yer… Biz sadece bir bar açmak için yola çıkmamıştık. Hayallerimizi, birlikte yaşama isteğimiz üzerinden gerçeğe dönüştürmek istiyorduk. İçerde olan iyi müzik ve sonsuz hayal gücüydü.
Nasıl bir araya geldiniz? Birbirimizi Berlin gecelerinden tanıyorduk. Bilirsiniz, parti mekânları hep iç mekânlardır ve biz bundan sıkılmıştık. Kanal kenarına, bulduğumuz eşyaları, tahta parçalarını getirdik ve elbirliğiyle bir mekân inşa etmeye başladık. Yani başlangıçta tamamen kendimiz için, kendi eğlenebileceğimiz bir yer açmak istedik. Ama sonra duyan geldi ve çok kalabalıklaştık. Bar 25 insanlara kendini özgür hissettiriyordu. Hani evlerin güneş alan odaları vardır ya, burası dünyanın güneş alan cephesiydi bizim için.
Filmde, polis baskını sonrası kulübün kapatılmasından sonra gerçekten çok üzgün görünüyorsunuz. Neler hissettiniz o süreçte?
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu düşünüyorum: Doğru zamanda, doğru yerde, tutkuyla, istediğimiz şeyi yapabildiğimiz için şanslıydık.
Filmde, “Berlin bir kültür şehri” diyorsunuz. “Burada fabrika yok. Burası bir finans merkezi değil. Varsa yoksa kültür…” Berlin kültürü nedir sizce? Berlin öyle bir şehir ki sanki insan burada sürekli şeylerin manasını arıyor, esas manasını, ne olduğunu… Berlin her şeyin mümkün olduğu bir yer. Burjuvalarla işçi sınıfının tam ortasına, sistemin dışında kalmak isteyen insanların bir komün kurabilmesinin mümkün olduğu bir şehir. Burada ne olmak istiyorsanız o olursunuz.
Bir yandan da işsizlik büyük bir sorun Berlin’de. Buna bağlı olarak yabancı düşmanlığı da artıyor. Bu söyledikleriniz bir nostalji olabilir mi? Yani o kurduğunuz komünü devlet gelip yıkıyor, Berlin’in en büyük işgal evlerinden biri olan Tacheles kapatılıyor…
Berlinliler bu kenti, en azından geçmişin hatırına korumak zorunda olduklarını bilmeliler. Berlin’in, dünyanın başka hiçbir yerinde olmayan özel bir kültürel yapıya sahip olduğunu anlayıp kenti bu anlamda geliştirmek için kalpten gelen bir istek duymalılar. Bence, kentte yaşayan insanların önemli bir karar verme aşamasında olduğu bir zamandayız. Berlin sokak kültürünün geleceğe taşınması gerekiyor. Burayı, hiçbir hayat belirtisinin olmadığı bir yer haline getirecek her türlü müdahaleye karşı çıkmamız gerekiyor. Çıkmazsak, evet o zaman bu bir nostaljiye dönüşür.
Berlin’deki soylulaştırma çalışmaları dünyanın diğer kentlerinde de hızla devam ediyor. İstanbul da aynı durumda…
Hükümetler soylulaştırmanın daha fazla kişi için işe yarayacak bir yöntem olduğunu söylüyor ama kentin dönüşümünde önemli olan kamu yararı. Bir de çoğu kez kent planlama biçimleri deneme yanılma yöntemiyle yapılmaya çalışılıyor ki bu fena. Bence insanlar yaşadıkları kentlerin sahipleri olduklarını anlamalı ve bunun için, istedikleri gibi yaşamak için söz sahibi olduklarını bilmeliler. Mücadeleye değer.
Şu an Kater Holzig adıyla başka bir kulüptesiniz değil mi? Kater Holzig, Bar 25’ten defedildikten sonra açtığımız bir klüp evet. Oradan kovulunca Kanal’ın öbür yakasında Kater’i açtık çünkü hayallerimizin devam etmesini istiyorduk. Biz başka türlü yaşamayı bilmiyoruz. Ancak birlikteyken üretebileceğimize, mutlu olabileceğimize, hayatın ancak birlikte dans ettiğimizde manalı olacağına inanıyoruz. Berlin’de bu istekle yola çıkan pek çok kulüp var. Wilde Renate, Sisyphos, Berghain da kendi rüyalarını gerçekleştirmek isteyen insanlar tarafından açılmış mekânlar. İnsanlar aynı ilgi alanları, aynı dünya görüşüne sahip kişileri bulunca tabii ki birlikte yaşamak istiyor.
‘Bar 25’, saat 19.30’da Fitaş’ta. Bar 25 partisi gösterimin ardından Maçka G-Mall’da.

 

Emektar fotokabin!

Hani hava bir dönmüştü 2000’lerin başında, antikapitalist hareket palazlanmıştı. Bar 25’in kuruluşu o vakitlere rastlar. Kapı açılışı 2004. Ünü kulaktan kulağa yayılınca Berlin’e giden herkesin, duvarı filan görmeden daha, uğradığı bir yer haline geldi. Duvarın parçaları turistik eşya satılan dükkânlarda beş öyro’ydu nasıl olsa. Bar 25 derme çatma bir kulübe, salıncaklar, oraya buraya atılmış koltuklar ve büyükçe bir bahçeden oluşuyordu. Kışlık değil yazlık bir mekândı. İçinde şişme havuz bile vardı. Bir girince üç günden önce çıkılmayan bir çadır düşünün. Gelinlikle dolaşan adamlar, bikinisinin üzerine sahte kürk giymiş yeşil saçlı bir genç kadın, palyaço kostümüyle bilet kesen yaşlı teyze, bir kenarda kitap okuyan gözlüklü adam, Berlinli sanatçılar, müzisyenler, dünyanın dört bir yanından gelmiş DJ’ler bir aradaydı. Quentin Tarantino ‘Soysuzlar Çetesi’nin çekimleri sırasında doğum gününü burada kutlamıştı. Mekân kadar ünlü emektar fotokabin ziyaretçilerin favorisiydi. Sanırım Bar 25’te yaşayacağınız en büyük stres, bir grup insanla doluştuğunuz kabinde kadraja girmeye çalışmaktı. Bar 25, şöyle bir görünüp kaçan hippi bir zombiydi.