Beş iftar sofrasından tadımlık

Beş iftar sofrasından tadımlık
Beş iftar sofrasından tadımlık
Radikal Hayat olarak İstanbul'un farklı iftar sofralarındaydık. İşte 'Yeryüzü Sofrası'ndan, Abbasağa Parkı'nda Çarşı'nın verdiği iftara beş sofradan tadımlık...

İstiklal'de 'Yeryüzü Sofrası'

Ece Çelik (Beyoğlu): 19.00 civarı ilk durağım Gezi Parkı. Çimlere uzananlar, saz eşliğinde Kürtçe bir türküyle uzanan halay, Gezi Direnişi’nde ölenler için yapılan sembolik mezarlığın önünde fotoğraf çektirenler… Park belki 19 günlük direnişteki gibi değil ama yine de insanın içini kıpır kıpır ediyor. AKM’nin önüne kurulan ‘düğün salonu’ konseptli iftar alanının yanından da geçtikten sonra sıradan bir gün görüntüsü veren İstiklal Caddesi’ndeyim. Amacım Antikapitalist Müslümanlar’ın çağrısıyla gerçekleşecek ‘Yeryüzü Sofraları’na katılmak. Herkesin katkıda bulunduğunu bildiğim için bir kilo börek alıyorum. Tam “Nerede olacak iftar?” diye düşünürken Galatasaray Meydanı’ndan “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” ve “Allah, emek, özgürlük” sloganlarını duymaya başlıyorum. Saatin 20.00’yi bulmasıyla örtüler yere dizilmeye, iftariyeliklerle sofralar kurulmaya başlanıyor. 2-3 dakikada tek sıra halinde upuzun bir sofra kuruluyor. Herkes pişirdiği, aldığı yemekleri ikram ediyor.
Böreğimi paylaştığım 62 yaşındaki Ayşe Teyze “Hiç bu kadar uzun iftar sofrası gördün mü? Rekor bu” diyor. 19’undaki Samet de çok etkilenmiş: “Dini bütün değilim. İslam’daki dayanışmayı ilk kez bu kadar derinden hissediyorum. Bu iftar beni dine yaklaştırdı.” Çağrıyı yapanlardan İhsan Eliaçık sofranın başında, Galatasaray’da, “İşte İslam tam da bu paylaşım” diyor. Meydana doğru uzanan sofrada hurmadan yaprak sarmaya, keklerden böreklere yok yok. O sırada bir TOMA sesi duyuluyor. Polis etten duvarla İstiklal girişini kapatıyor. Polisin gelişiyle sloganların sesi de yükseliyor. İftar vaktinde sloganlar yerini ezana bırakıyor. Çalışır haldeki TOMA’nın gürültüsü eşliğinde oruçlar açılıyor. Ardından çöp poşetleri çıkıyor; sofra kurulduğu kadar büyük bir hızla toparlanıp, temizleniyor. Yerden kalkan kalabalıktan yeni bir slogan yükseliyor: “Münafık TOMA İstiklal’den def ol!” Polis “Caddeyi boşaltın yoksa müdahale olacak” anonsu yapıyor. Korkulan olmuyor, polis müdahale etmiyor. Ve kitle yönünü Gezi’ye çeviriyor... ‘Yeryüzü Sofraları’ bu akşam Sarıgazi Cemevi’nde, pazar akşamı ise Abbasağa Parkı’nda olacak...

‘Düğün salonu’ temalı iftar

Burak Kuru (Taksim Meydanı): Gezi Parkı ile The Marmara arasındaki metro çıkışının olduğu ‘ada’ beyaz örtülü, kırmızı şeritli masalarla donatılmış. Sandalyeleri günümüz ‘modern çay bahçeleri’ ve ‘kahveci dükkânı’ sandalyelerinden. Atmosfer ‘düğün salonu’ndan hallice... Masalarda hemen hemen boş yer yok. Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan da masalarla bir örnek; kırmızı ceketiyle arzı endam eyliyor. Bazı onur konuğu gazeteciler de masada yerini almış.
Masalarda oturan kitle İstiklal Caddesi’ndekiyle benzer nitelikte. Pek fark göremedim. Sofraları kuranlar farklı olsa da oturanlar aynı gibi. Meydandaki iftar organizasyonundan sadece masada oturanlar nasiplenmedi. O ada ile AKM arasında kalan kısımda da polisler kuyruğa girip aynı mönüden alarak oruçlarını açtı. Hatta bu kuyrukta vatandaşlar da vardı. Aynı kuyrukta durdular…
Devlet böyle organizasyonlarda mutlaka varlığını hissettiriyor. Belediyenin adının yazılı olduğu kartonlar içerisinde iftar mönüsü gelirken, yine aynı tarzda dekore edilmiş bir de sahne var. Biri konuşacak herhalde, başka bir mekânda yemek yiyeceğim için pas geçiyorum bu sekansı. Ramazan, ‘kanun’ isimli güzide enstrümanımızın en çok duyulduğu aylardan malum… Elinoğlunun nasıl ‘lounge müzik’i varsa bizim de sofra müziğimiz var diyerek kanunlu, vurmalı sazlı bir müzik yayını yapılıyor.
Alkışla karşılanan ezanın ardından herkes yemeğini yemeye başlıyor. Mönüde çorba, pilav, etli yemek, baklava, zeytin, hurma, meyve suyu, su ve ekmek var…
Beyoğlu Belediyesi’nin iftarı da epey kalabalıktı ama galiba biraz yemek kalmıştı. Beyoğlu sokaklarının sahibi ‘minik çalgıcılar’ kucak dolusu yemeklerle Sıraselviler’den Cihangir’e seğirtiyorlardı ben tekrar olay yerine yürüdüğüm esnada…
Beyoğlu Belediyesi’nden aldığımız bilgiye göre meydandaki iftarın sponsoru ‘Beyoğlu esnafının önde gelenleri’. Tüm ramazan boyunca da aynı grup finansör olacakmış. Garson, masa kurumu gibi hizmetleri anlaşma yapılan catering firması sağlamış. Basın danışmanlığından aldığımız bilgiye göre iftar masalarının Gezi Parkı girişine kurulmama nedeni de o bölüme 1500 kişinin sığmayacağının düşünülmesi....

Çapulcu Kafe’de iftar

Bahar Çuhadar (Yoğurtçu Parkı): 19 Haziran’dan beri her akşam forumlara mekân olan Kadıköy, Yoğurtçu Parkı da dün orucunu açtı. Salı akşamı, ezanın okunmasına 10 dakika kala küçük sahneden anons yapılıyor; “İftar yemeklerini Çapulcu Kafe’den alabilirsiniz.” Akşamları kek, börek, poşet çay, evde ne var ne yok getirip bıraktığımız, çayımızı alıp içtiğimiz Çapulcu Kafe’de bu sefer Dr. Hayati Yoğurtçu tarafından karşılanan iftar mönüsü dağıtılıyor: Tavuk, pilav, ayran ve tulumba tatlısı. Hayati Yoğurtçu ile az ötede karşılaşıyorum. Hayır, soyadının parkla ilgisi yokmuş ama soyadını ilk defa bu kadar sevmiş. Başından beri Bağdat Caddesi’ndeki yürüyüşlere ve forumlara da katıldığını, baypaslı olduğu için oruç tutamadığını ama ilk akşamki iftarı vermek istediğini anlatıyor. Yemek alanlar arasında orucunu açmak üzere olanlar da var, oruçlu olmadığını ama Ramazan duygusunu parktakilerle bir arada yaşamak için orada olduğunu söyleyenker de... Oruçlar açılıyor, saatler 21.00’ı gösterdiğinde geleneksel ‘ses çıkarma’ eylemi ve ardından sloganlar geliyor. Vurgu gözaltına alınan Taksim Dayanışma Platformu ile dayanışmaya... Forum başlamadan önce Yazarlar Sendikası üyelerinin sunumuyla Madımak Katliamı anması yapılıyor, Sivas’a yakılan bir türkü okunurken, az ilerde suyun kıyısına doğru kıbleye dönmüş bir kadın , namazını kılıyor. Foruma geçilmeden önce bir de İstiklal’de kurulan ‘yeryüzü sofrasına’ alkışlarla bir selam yolluyor Yoğurtçu sakinleri. Bir de mühim duyuru: Bundan sonraki iftar organizasyonları Facebook’taki Diren Kadıköy hesabı üzerinden yapılacak...

Güneşin sofrasında...

Alpbuğra Bahadır Gültekin (Abbasağa Parkı): Gezi Parkı Direnişi’nin en çok konuşulan ekibiydi şüphesiz... 28 Mayıs’tan bu yana tükenmek bilmeyen mücadele ruhuyla, TOMA’ların üzerine sürdüğü POMA’sıyla ve Davulcu Vedat efsanesiyle ‘ Beşiktaş ’ın şövalye ruhlu semt çocuğu’ olduğunu kanıtladı Çarşı. Ve önceki akşam da “Çarşı paylaşmaktır, Halktır!” diyerek Abbasağa Parkı’na sofrasını kurdu... Güneş batmaya yakın bir telaş sardı parkı. Önce masalar kuruldu, örtüler örtüldü. Ardından akşam dağıtılacak erzaklar imece usulü taşınmaya başladı. Boynunda Beşiktaş atkılı gençler ellerinde tencereler, plastik çatal-kaşıkları taşırken, mahallenin büyükleri de masalardan onları izliyordu. İftara 20 dakika kala hazırlıklar tamamlandı, yemek kuyruğu oluşmaya başladı. En arkaya geçtiğimizde 150 kişilik bir sıra oluşmuştu bile önümüzde... Hızlı manevralarla yemekler dağıtılırken, tabaklarımızı alıp bir köşeye oturuverdik. Mercimek çorbası, et döner, pilav ve tatlıdan oluşan mükellef soframızda akşam ezanını beklemeye başladık. Müezzinin sesiyle birlikte parktan “Allah kabul etsin” sesleri yükseldi ve oruçlar açıldı. ‘Dostların arasındayız, güneşin sofrasındayız’ pankartı altında elbirliğiyle kurulan sofralar, yine elbirliğiyle toplandı. Yerlerde çöp bırakılmadı. Mahallenin ağabeyleri, ablaları evlere yol alırken, gençler de soluğu yine Abbasağa’daki forumda aldı.

İskelede geleneksel kuyruk

Necdet Burak Özyurt (Üsküdar İftar Çadırı): “Ramazan, zorlukta birlik olmak ve o zorluğun aşıldığı anda hep beraber bu zorluğu aşmanın keyfini yaşamaktır” demişti bir arkadaşım. Üsküdar işte o keyfin yaşanabileceği en güzel yerlerdendir. Buraya gelmenin en iyi tarafı bir yerlere dönmek değil; Beşiktaş’tan vapur sefasıyla -henüz- siluetine dokunulmamış eski İstanbul ’a da bir ‘iyi ramazanlar’ diyebilmek, hal hatır sorar gözlerle bakmaktır. İftara doğru iskeleye yanaştıysanız, kalabalık bir kuyruk karşılayacaktır sizi. İnsanlar sıraya geçmiş, “Araya kaynama olmasın” homurdanmaları başlamıştır. İşiniz gücünüz yoksa, evde bekleyeniniz yoksa sıraya geçebilir; tanımadığınız insanlarla iftar vaktinizi paylaşabilirsiniz. Üsküdar Belediyesi’nin her sene Eminönü İskelesi’nin yanına kurduğu çadırda sıra yaklaşık iki saat önceden başlıyor. Geç kalırsanız, ezan okunduğunda kendinizi “Bu sıra ilerlemiyor mu ya” diye söylenirken bulabilirsiniz. Ve ilk gün: Kalabalığın bereketine kapılanlardan ailecek gelenlere, ihtiyaç sahiplerinden öğrencilere cümbür cemaat bir topluluk ezanı bekliyor. Vakit daraldıkça sıra uzuyor. Müezzin efendinin ezanı okumasına yarım saat kala sıra ilerlemeye, insanlar self servis üzerinden masalarına geçmeye başlıyor. Hemen önümdeki amca polisleri görünce geçen gün Taksim’den evine giderken yediği gazdan söz açıyor. “Amca sen de mi gaz yedin?” diye sorunca yüzünde sitemkâr bir bakış: “He valla ya, geçen akşam yine atmışlar, gaz bulutunun içinden gittik eve” diye cevap veriyor. Mönü doyurucu fakat hiç değişmiyor, üç ramazandır buraya sık sık gelen ben, bol kavurmalı pilav, çorba, hurma, tulumba tatlısı, su ve ayrandan oluşan mönüyü ezbere biliyorum. Bilmediğim tek şey, iftar çadırlarına keyfiyetten değil zaruretten gelenlerin ramazandan sonra ne yaptığı...