'Beşiktaş demek aile olabilmektir'

'Beşiktaş demek aile olabilmektir'
'Beşiktaş demek aile olabilmektir'

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

27 Eylül'de vizyona, yolu Beşiktaş'tan geçen bir film giriyor: 'Benimle Oynar mısın?' Filmin başrolündeki isim Eyşan Özhim ile Çarşı'da buluştuk, hem 'semt'i hem de filmi konuştuk.
Haber: Alpbuğra Bahadır Gültekin - bahadir.gultekin@radikal.com.tr / Arşivi

Aman şeytan kulağına kurşun, uzun zamandır şu ‘ Beşiktaş kanseri’ denilen mefhumla pek yüzleşmiyoruz. E dört haftada dört galibiyetle de lideriz ya, değmeyin şimdi keyfimize. Sırtımızda siyah-beyaz çubuklu formanın keyfini çıkardığımız şu nadir günlerde, Beşiktaş’ı ve Beşiktaşlıları ilgilendiren bir film vizyona girmekte: ‘Benimle Oynar mısın?’  Filmin yönetmeni ‘Başka Semtin Çocukları’na da imza atan Aydın Bulut… Yapımcılığını üstlenen, senaryosuna katkıda bulunan ve başrolü oynayan isim ise Eyşan Özhim. 27 Eylül’de vizyona girecek film öncesi Özhim ile ‘semtte’ bir araya geldik, hem Beşiktaş’ı hem Çarşı’yı hem de filmi konuştuk.

Evvela filmin hikâyesine gelelim… Nasıl çıktı ortaya?

Filmin hikâyesini 10 yıl evvel Aydın Bulut bana gösterdi. İki farklı senaryo halinde de 8-9 yıl boyunca üzerinde çalıştık.

Tam 100. yıl kutlamalarının olduğu vakitlere denk geliyor, değil mi?
 

Evet, onların akabinde başladı bu film çekme isteği. Aydın, Beşiktaş’ta doğmuş büyümüş, Beşiktaş’ı tutan ve bunların filmini yapmak isteyen bir yönetmendi. Bu dönem içinde iki farklı senaryo girişiminde bulunduk. İki sene önce de yepyeni bir senaryoyu baştan yazdık. Yani bu üçüncü senaryomuz oluyor… 

Neden senaryoyu revize etme ihtiyacı duydunuz?
 

Daha öncekiler tam bir erkek hikâyesiydi. Çarşı içinde geçen, tribün çocuklarını anlatıyordu. Ben konuya başka bir boyut getirmek istedim. 10 senedir futbol maçları izliyorum, hem tribünde hem de Çarşı’da. Ve görüyorum ki kadınların futbola, Beşiktaş’a yoğun ilgisi var. ‘Kartaliçe’ler, diğer takımın taraftarlarından çok daha farklı. Dolayısıyla bir erkek hikâyesini, bir kadının gözünden anlatmak istedim. 

Peki, hikâyenizi neler besledi bu süre zarfında?


Öncelikle Beşiktaş oldu tabii ki, hem semt hem de takım olarak. Kartal, İnönü, buranın insanları Mesela filmde Neyzen Tevfik ilgili bir sahne var. Beşiktaş’taki gelmiş geçmiş en kalabalık cenaze ona ait, Sinanpaşa’dan kalkmış. Ve bence Neyzen Tevfik’le tam bir Çarşı ruhu taşıyor, Beşiktaş ruhunu çok güzel ifade ediyor. Tıpkı Optik ( Başkan ) gibi, Nevzat Çelik gibi… Buradan geçmiş bir sürü karakter var. Dolayısıyla o noktalara çıktık ve filmi de gökteki kartallara ithaf ettik.

Peki, Sibel karakteri bu filmin neresinde?


Sibel, Beşiktaş’ta doğmuş büyümüş bir karakter. Fakat dokuz yıl önce hapse giriyor. Film, Sibel’in hapisten çıktığı gün başlıyor. Çıktığı gibi yetimhanedeki kızını, Rüya’yı (Rüzgar Boyle canlandırıyor) almak istiyor. Ancak kızı tıpkı bir oğlan çocuğu gibi. Futbolu çok seviyor, bu yüzden saçları kısa. Sibel gibi o da küçük bir kız çocuğu ve hayatta birçok konuda ona fırsatlar verilmemiş. Bir kız çocuğu çok rahat futbol oynayamıyor. Çünkü erkekler dünyasında kadınlara bazı oyunları oynamalarına izin verilmez. . Sibel ile Rüya’yı bir araya getiren de Çarşı... Sibel’in kızı ile olan iletişimde onlar yardımcı oluyor.

Bu kadar muhabbetten sonra sormuş olayım: Beşiktaşlı mısınız?
Evet, Beşiktaşlıyım.

Bu aşk nasıl başladı peki?


Maalesef doğuştan değilim. Ben de her kız çocuğu gibi futboldan uzak doğdum. Açıkçası Aydın Bulut’la başladı aşkım. Daha önce Beşiktaş için çalıştım ama takım tutmuyordum. Çok fazla Beşiktaş maçı izlerken, farkına varmadan Beşiktaşlı oldum.

Peki ya İnönü’yle tanışmanız?


İşte o zamanlar yine… Bence bir insan hangi takımın stadına gidiyorsa, o takımı tutuyordur.

İnönü’nün şöyle bir havası vardı: Tam kapalının merdivenlerinden çıkıp tribünleri ve sahayı gördüğünüzde, tüyleriniz diken diken olurdu...  
İşte, o çok güzel bir duygu. Ve onu birçok insan yaşamış. Biz de filmde bu duyguyu o küçük kızımızla vermek istedik. Bunun için de filmi İnönü’de çekmemiz gerekiyordu. Filmde son dört maçı İnönü’de çektik. Filmi bitirdik, İnönü’de yıkım başladı. Öncesinde de çok gaz yedik ama.

Sanırım olaylı Gençlerbirliği maçına denk geldi çekimler…


Sadece o maçta değil, başka zamanlarda da yedik. Rüzgâr (Boyle) çok gaz yedi özellikle. Karşıdan karşıya geçme sahnesi vardı mesela, her yer polis kaynıyor, gaz atılıyor, TOMA’lar geçiyor. O küçücük bir kız çocuğu, gayet masum, hayatta hiçbir şeyden haberi yok. Sorguladı tabii tüm bu olanları… 

Peki İnönü’nün yıkılıyor oluşu yüreğinizden neler geçirdi?


Çok üzülüyor insan. İnönü de dahil olmak üzere, filmdeki mekânların hemen hemen hepsi ya yıkıldı, ya da yıkılmak üzere. Çok enteresan, iki gün önce Beşiktaş’tan geçiyorduk. Bir baktık, filmde yer alan berber dükkânı yok. O da yıkılmış. Şaka gibi. Filmde geçen pek çok mekânı bir daha göremeyeceksiniz. Dolayısıyla arşivlik de olabilir film. İnönü elbet yıkıldı, ama yeni yapılacak yerde, o biraz önce senin de anlattığın duyguyu yeniden yaşayabilmeliyiz.

Beşiktaş semt kültürünün yoğun yaşandığı nadir yerlerden ve son kalelerden biri… Ama zamanla eski dokusunu da kayıp mı ediyor? 
Çok hızlı bir şekilde hem de. Ama bu Beşiktaşlılık kültürünün kaybolmasına yol açmaz. Kentsel değişimler geleneklerin önüne geçemez. Birtakım değişiklikler olur, birileri gelir, birileri gider. Ama onun mantığı, mantalitesi kalır. Yanlış yapana mecburi izin veririz sadece, ama yok edemezler.

Beşiktaş’ı Beşiktaş yapan kavramlar vardır. Sizce nedir Beşiktaş’ı farklı kılan ve diğer takımlardan ayıran? 


Bir araya geldiklerinde başaramayacakları bir şey yok. Beşiktaşlılık aile kavramını üzerinde çok güzel taşıyor. Çünkü Beşiktaş demek aile olabilmektir. Burada herkes kardeş gibidir, herkes birbirine abla-abi olarak hitap eder bu semtte. Burada görmüşse eğer beni, ailesinin de içine katmıştır. Onunla kardeş olmuşuzdur. Arkadaş, kelime olarak ‘arkataştan’ gelmektedir. Arkamı o taşa dayayabilirim anlamında. Beşikten beri de sırtımızı o taşa, yani Beşiktaş’a dayarız. 

Bu semtin farklılıklara açık bir yapısı da var…


Çok genç ruhlu bir semt. Çok fazla öğrenci var, belki de bu yüzden…

Dayanışma ruhu da üst düzeyde.

Kesinlikle… Ben çocukken annemle birlikte buraya gelirdim. Mesela fotoğraf çekildiğimiz duvar, orası bir sinemaydı. Orası da çok yakın bir zamanda yok olabilir. Benim çocukken geldiğim sinemaların hiçbiri kalmadı. Emek Sineması gibi yerlerin olmaması çok üzücü. Çok genç bir nesiliz ama hiçbirimiz sinemaya gitmiyoruz. Türk sinemasına destek olunması gerekiyor. Sadece film çekebilmek için, bu sinemaların ayakta kalabilmesi için de. Bak kaybettik Emek’i… Beyoğlu’nda bir tane AVM gibi bir yerde kaldı, diğer küçük salonlar da gidiyor. Beşiktaş’ta neden bir sinemamız olmasın? 
Filmde Çarşı üyeleri de yer alıyor. Çarşı, her türlü toplumsal soruna, haksızlığa karşı duyarlılığı ile de tanınan bir oluşum. Ve yediden yetmişe herkesin sevgilisi oldu. 

Tabii ki. Çarşı, üç takım taraftarlarını bir araya topladı. Farklı renkleri kardeş kardeş tek bir yürek haline getirdi. Bu, çok önemliydi; devamında da hem Fenerlilerin, hem Galatasaraylıların desteğini gördük. 

Özellikle Gezi Parkı sürecinde bunun örneğini gördük. Birkaç ay önce kanlı bıçaklı olanlar, o vakitler hep beraber, omuz omuza yürüdü. Sizce Çarşı’yı Çarşı yapan nedir?


Bir kere Beşiktaşlı, hayata esprili bakmayı çok iyi bilir. Mizahını konuşturur. Birisi çıkıp da olumsuz bir yaklaşımda bulunursa, onunla kavga etmeden önce mizahıyla cevap verir. “Önce bir gül bakayım, sonra kavgamızı ederiz” der. Bu bakış açısını getirdi Çarşı. Dün mesela bana sordular, “Aydın ile çalışmak kolay mı” diye… Biz Aydın ile dokuz yıldız birlikteyiz. Anlaşamadığımız bir konu olduğunda bir beş dakika ayrılırız, hangimizin düşüncesini gerçekleştirirsek ikimize yarar, ona bakarız. Sonuçları gördüğünde el sıkışırız, kalkarız ve öyle davranırız. O noktada görürsünüz ki hayat ne kadar kolay. Herkes yapabilir ve Çarşı da bunu yaptı...