Beyaz 'avcı', kara yürek...

Beyaz 'avcı', kara yürek...
Beyaz 'avcı', kara yürek...

Filmde deneyimli dedektif Ferman ı Şener Şen, işadamı Battal Çolakzade yi Çetin Tekindor canlandırıyor.

Yavuz Turgul son filmi 'Av Mevsimi'nde, yaşlı, orta ve genç kuşak mensubu üç polisin güçlü bir işadamına karşı çözmeye çalıştığı bir dava etrafında, sosyolojik meselelere de göz kırpan bir polisiyeye soyunmuş
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Uyarı: Bu yazı, filmdeki kimi gelişmelerden bahsetmektedir, bilginize…

AV MEVSİMİ
Yönetmen/Senaryo: Yavuz Turgul
Oyuncular: Cem Yılmaz , Şener Şen, Çetin Tekindor, Okan Yalabık, Melisa Sözen, Rıza Kocaoğlu
Görüntü Yönetmeni: Uğur İçbak
Yapım: 2010 ~ Türkiye

Yavuz Turgul yönetmen olarak karşımıza en son çıktığında, ‘Bu yara kolay kapanmaz’ demişiz. Evet, 7 Ocak 2005’te gösterime giren ‘Gönül Yarası’nın üzerinden yaklaşık altı yıl geçmiş. Bu süre için de Turgul elbette boş durmadı, Ömer Vargı imzalı ‘Kabadayı’nın da senaryosuna imza attı. Bugünden itibaren seyirciyle buluşacak olan ‘Av Mevsimi’ ise senaryo ve rejisi Turgul’a ait son adım.
Üstadın, sinema tarihimiz içinde ilginç bir yolculuğu var. ‘Rahmetli’ Ertem Eğilmez ekolünün bir üyesi olarak gelenekselden moderne doğru uzanan yolun belki de en önemli tanığı ve dahi, taşıyıcısı. Yani hem eski zamanlara, hem de modern ve ötesine hâkim. Derdi tasası nedir derseniz, daha önceki yapıtları dolayısıyla da altını çizdiğimiz mevzuları hatırlatabiliriz: Turgul, zamana yenik düşen ya da düşmeye mahkum karakterleri taşıdı perdeye hep. Batılı jargonla söylersek, ‘Dekadans’la birlikte yitip gitmekten başka pek de çaresi kalmamıştı onun kahramanlarının. Daha önce de defalarca örneğini verdim; bir anlamda Peckinpah’ın ‘Nesli tükenen kovboylar’ı, ya da Eastwood’un ‘Unforgiven’ındaki eski silahşor Munny gibiydi Turgul’un dünyasına ilham verenler. 

‘Gönül yaraları’na devam
Peki bu sinemanın 2010’un sonundaki tezahürü konumuna sahip ‘Av Mevsimi’nde durum ne? Turgul, bu kez bir polisiyeyle karşımıza çıkıyor. Öykü, başta seyirci olmak üzere var olan dünyaya meselesini aktarmaya kararlı bir kızın iç sesleriyle açılıyor. Klipvari bir giriş, bizi kesik bir elle buluşturuyor. Ardından bir anlamda bu elden yola çıkarak bütün bu vücudun hikâyesine vâkıf oluyoruz film boyunca. Cinayet masasının deneyimli dedektifi Ferman (ki lakabı ‘Avcı’dır), yanında büyütüp teşkilata aldırdığı ‘deli’ İdris’le iyi bir ikilidir. Antropoloji mezunu Hasan da, bu ekibe yeni dahil olan bir ‘Çaylak’tır. Üçlü, kesik elin sahibi Pamuk adlı kızın neden öldürüldüğünü çözmeye çalışır. İpuçları ekibi önce kızın sevgilisi, küçük çaplı uyuşturucu satıcısı ‘Asit Ömer’e, ardından da Türkiye’nin kalburüstü şirketlerinin sahibi Battal Çolakzade’ye götürür. Gencecik kızın kanına giren kimdir acaba?.. 

‘Eski bir kovboy’
‘Av Mevsimi’nde biri lakabı, diğeri de hobisi ‘Avcılık’ olan iki ana figür karşı karşıya getirilmiş. Hikâye, karakter tahlilleri bazında geçmiş Turgul senaryolarından elbette izler taşıyor. Yine ön planda modernizme yenik düşmüş, başka değerlerle yüklülerin dünyasında ayakta kalmaya çalışan ‘eski bir kovboy’ var karşımızda. Öyküde bu adresin karşılığında dürüst, titiz, insani değerleri yüksek, böbrek yetmezliği hastalığından mustarip eşine kendisini adamış ‘eski toprak’ Ferman’ı buluyoruz. Peşi sıra geçmişin izini süren ama ‘babalığı’ Ferman kadar hüzün yüklü olmayan, meselelere pragmatik yaklaşan deli dolu İdris de, bir ‘arada kalmışlık’ temsilcisidir. Onun ‘Gönül yarası’ da, boşandığı ama bir türlü unutamadığı Asiye’dir. ‘Çaylak’ Hasan ise yeni yeni ısındığı mesleğiyle gözü yükseklerde olan kız arkadaşı arasında bir seçime doğru gitmektedir. Terazinin öte yanında ise üçüne, en azından ‘Saha içi ve dışı’ etkenlerle ağır basan işadamı Battal Çolakzade vardır. Eşini bir kenara atmış ve elinde büyüdüğü bahçıvanının kızı Pamuk’la evlenmiştir. Lakin bu dikiş tutmamış, hikâye bambaşka hallere bürünmüştür. 

‘Vezir’ feda ediyor
Turgul, bu dengenin arka planına töre cinayetlerinin yanı sıra Çolakzade karakteri özelinde iktidar meselelerini de yerleştirmiş. Battal Bey, uzaktan uzağa ‘Eşkıya’nın Berfo’sunu da çağrıştırıyor. Bu hikâyenin kötü adamı o ama hele bir sorun, niye kötü? Öykü, biraz da Battal’ı kötüleştiren nedenler üzerinde biçimleniyor.
‘Av Mevsimi’, genel atmosferi itibarıyla modern Amerikan polisiyelerini andırıyor.
Lakin en bilinen şeylerdendir; Amerikan olsun ya da olmasın ‘polisiye edebiyatı’ ve dahi ‘sineması’, okurunu ya da izleyenini şaşırtan finalleriyle cezbeder. ‘Av Mevsimi’nde kartlar erken açılıyor. Öyküde gizem sona bırakılmamış, daha doğrusu gizemin tarifi değiştirilmiş. Yani senaryo kendince başka bir tercihin peşine düşmüş. Gerilim, Çolakzade gibi güçlü bir figürün çökertilmesi üzerine kurulmuş. Yıkılmaz bir kaleyi andıran malikânesini bir simge olarak alırsak, senaryo muhasaranın nasıl sonuçlanacağı üzerine kafa patlatmış. Burada da Ferman kanadı, hamle üstünlüğünü ele geçirmek için bir anlamda ‘vezir’ (yani İdris) feda ediyor.
Filmde genel olarak oyunculuk performansları gayet iyi. Ama galiba Ferman’ı canlandıran Şener Şen üzerinden, aynı sularda yüzen Uğur Yücel imzalı ‘Ejder Kapanı’na bir göz atmak gerekiyor sanırım. Yücel’in filminde her şey gayet güzel akıp giderken işin gizem bölümünde hikâye, kendi ağırlığını taşıyamıyordu. Ama ‘Ejder’i canlandıran Yücel, karakterini son derece inandırıcı kılmayı beceriyordu. Şen ise sanki Ferman rolü için, belki bilinçli bir
şekilde ağırkanlı takılıyor. Doğrusu onca ceset ve kan içinde, zamana karşı verilen bir yarışta polis teşkilatı bu denli ‘yavaş’ hareket eden bir emekli adayına ne kadar hoşgörülü yaklaşabilir, ondan emin değilim. Dolayısıyla ‘Gönül Yarası’ndaki Nazım öğretmene ya da ‘Kabadayı’daki Ali Osman’a ‘cuk’ oturan Şen’in, Ferman’da aynı etkiyi yaratmadığı kanaatindeyim. 

‘Hayde gidelum hayde’
Kadronun diğer üyelerinde (Çetin Tekindor, Okan Yalabık, Melisa Sözen, Rıza Kocaoğlu, Nergis Çorakçı, Mustafa Avkıran, Serkan Keskin vs.) ise bir problem yok, zaten her biri daha önceki sınavlarından da başarıyla geçmiş gayet yetenekli isimler. Belki Cem Yılmaz için bir parantez açmak gerekebilir. Her ne kadar dramatik takılsa da yine de öykünün ‘Güldürü merkezi’ olma görevini o üstleniyor. Ama öte yandan da ‘deli’liğinin içini de son derece başarılı bir şekilde dolduruyor. Dolayısıyla bu aşamada bir ‘kehanet’le bulunmanın sırasıdır; Yılmaz, İdris karakteriyle bu sezon ‘En iyi yardımcı erkek’te, birçok yerde ödülleri süpürebilir.
Filmin kalbinin attığı yere gelince, emniyetten bir memurun emeklilik partisinde Cem Yılmaz’ın ortaya atılıp bir Hemşin türküsü olan, “Hayde gidelum hayde, dağa karayemişa”yı patlattığı (ki Kazım Koyuncu çok güzel söylerdi) bölüm muhteşem. Turgul, burada ustalığını konuştururken akla ‘Gönül Yarası’nda, Aynur’un ‘Dar Hejiroke’yi söylediği sahne de geliyor. İdris’in, açılmamış bir barda votkaya yüklenip akşam için prova yapan grubun parçası eşliğinde ‘kaybolduğu’ sahne de kayda değerdi. 

Uzunluk bir sorun değil
Ama şunun da altını çizmeliyim: Özel bir tarife soyunursak, ‘Siyasi ya da sosyolojik polisiye’ türünden tanımların karşılığı olarak şu aralar DVD’si çıkan ‘Gözlerindeki Sır’ türünden yapımları gösterebilirim. ‘Av Mevsimi’nin ‘sosyolojik arka planı’nda Çolakzade özelinde iktidar meselesinin altı çok da güçlü dolmamış. Daha çok kabullerden yola çıkılmış. Ama burada da, meseleyi ‘kibir’ kavramından yola çıkarak ortaya koymak, hem zekice, hem de gerçekçi olmuş.
Sonuç? Atmosfer, görüntüler (Uğur İçbak’ın enfes kadrajları), mekan seçimleri, oyunculuk performansları gayet iyi. Öykünün cazibesi, kişiden kişiye ve polisiyeye bakışına göre değişebilir. Uzunluk, akıcı anlatımdan dolayı bence bir sorun teşkil etmiyor. Dolayısıyla genel bir çerçevede ‘Av Mevsimi’, sezonun kayda değer yapımlarından. Kaçırmayın derim…