Beyoğlu'na kadın eli değecek mi?

Beyoğlu'na kadın eli değecek mi?
Beyoğlu'na kadın eli değecek mi?
Beyoğlu Belediye Başkan adayı Aylin Kotil'le, adaylık sürecini konuşmak için bir araya geldik; seçim vaatlerinden, siyasi konuşmalarla geçen çocukluğuna uzandık.
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Türkiye ’de siyasetçi dendiğinde kafalarda oluşan figür malum” diye başlıyor anlatmaya: “Ben hizmet etmeye geliyorum. Bunu nasıl adlandırırsınız bilmem.” 30 Mart yerel seçimlerinde Beyoğlu Belediye Başkanı olmak için yarışacak olan CHP ’li Aylin Kotil, kendini neden siyasetçi olarak adlandırmadığını böyle anlatıyor. Birkaç ay önce seçim barajının düşürülmesi için 18 gün boyunca Üsküdar’dan Ankara’ya yürümesiyle gündeme gelen Kotil’le, adaylığı vesilesiyle bir araya geldik. İsmi hemen her haberde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayı olan eski eşi Mustafa Sarıgül’le anılan Kotil, adaylığında Sarıgül’ün payı olduğu söylemine tepki gösterirken, adaylık için şimdiki eşinden boşandığı iddialarına da yanıt veriyor: “Bunlar, hükümete bağlı bazı medya kuruluşlarının söylemleri. Politik yaşamlarını ahlaka veya toplumun kültürüne odaklamış bir anlayışın uzantıları vasıtasıyla birtakım sözler söylüyorlar. Ben evli bir kadınım. Eşimin ve benim ne hissettiğimiz, bu söylemlerin etik olup olmadığı hiç sorgulanmıyor. Bu söylemlerle siyaset yapanlar, bu ayıbı kentsel dönüşüm sorununu örtbas etmek, o rantı yayabilmek için yapıyor.”

Beyoğlu belediye başkanı seçilmesi halinde Sarıgül’le uyumlu bir şekilde çalışacaklarını çünkü medeni iki insan olduklarını söyleyen Kotil, Adnan Oktar’ın “Aylin Kotil eski can talebelerimdendir” sözlerine de şöyle yanıt veriyor: “Öğrencisi değildim. Liseden ve üniversiteden çok sevdiğim bir arkadaşımın vasıtasıyla kendisiyle tanıştım. Ama onun bağlantısı vardı, benim yoktu.” Gezi direnişinin Türkiye genelinde sandığa gitmeyen seçmeyenleri sandığa yönlendireceğini düşünen Kotil, “Tepki oyu verenler olacaktır” diyor. Beyoğlu genelinde Başbakan Erdoğan’a verdikleri destekle de bilinen Rizeli hemşehrileri için ise “Sokakta dolaşırken bana olan sevgi ve ilgilerini gördüm. Seçimlerde beni destekleyeceklerini düşünüyorum” diyen Kotil, adaylık sürecini anlatıyor.

Adaylığınızı öğrendiğinizde aklınızdan ne geçti?

“Aman, ne oluyoruz şimdi?” gibi şeyler geçmedi açıkçası. Otomatiğe bağlamış gibi hemen plan yapmaya başladım. Görev dağılımı yaptık aramızda. Tutulacak ofislere baktık, arabaları ve araba giydirmelerini planladık.

Aday gösterilmenizde seçim barajı için Ankara’ya yaptığınız yürüyüşün payı var mıdır sizce?
Zannetmiyorum. Çünkü hiçbir haberde “Ankara’ya yürüyen kadın, Beyoğlu’na aday oldu” gibi bir ifade görmedim. Bir payı olsaydı, haberlere yansırdı... Adaylığımda, aday adaylığım sürecince yani 4 ay boyunca, 8 mahalle gezmiş olmamın etkisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu, anketlere yansıdı. Genel merkez de “Ankette kim birinci çıkarsa onu aday yapacağız” dediği için, adaylığımı bu 4 aylık çalışmanın ürünü olarak görüyorum.

Bir sürü unvanınız var. İktisatçı, anaokulu sahibi, eğitimci, köşe yazarı, kitap yazarı… Şimdi buna bir de belediye başkanı eklenebilir. Neden belediye başkanı olmak istediniz?
Beyoğlu bölgesinde oturuyorum ve bu bölgenin iyi yönetilmediğini, daha iyisini yapabileceğimi düşünüyorum. Okmeydanı bölgesinde 80 bin kişinin kentsel dönüşüm ve barınma sorunu var. Onlar sürekli kandırılıyor ve bu seçim onların son şansı. Bu, beş mahalleyi kapsayan bir kentsel dönüşüm projesi ve bizim toplamda 45 mahallemiz var. Bu sorumluluk sadece benim ve benimle birlikte çalışacak örgütümün omuzları üzerinde değil; aynı zamanda diğer 40 mahallede oturan ve oy kullanacak olan vatandaşlarımızın da sorumluluğu.

Ne dersiniz buradan onlara?
“Elinizi vicdanlarına götürün” derim. Bir önceki 2009 seçimlerinde bölgemizde 35 bin kişi oy kullanmadı ve aramızda 15 bin oy farkı vardı. O yüzden bence, kimsenin oy kullanmama gibi bir lüksü yok. En azından o mağdurlar için...

O 4 ay boyunca 6000 kapı dolaştığınız söyleniyor, doğru mu?

Evet, sekiz mahallede insanlarla görüştüm. Bu sekiz mahallenin beşinde kentsel dönüşüm vardı. Şöyle bir şey gördük: İnsanların özellikle kentsel dönüşüm konusunda mevcut yönetime güvenleri kalmamış. Çünkü mevcut belediye başkanının (Ahmet Misbah Demircan) tutarsız söylemleri var. Bir söylediğini bir daha söylemiyor; o ana, o güne göre konuşuyor. İnsanlar da bunu farkında. Bundan dolayı bir etiket var üzerimizde.

Nasıl bir etiket?

Bize ya da bir başkasına güvenmeyecek durumdalar. O yüzden sorumluluğumuz iki kat artıyor: Bu insanlara karşı her şeyden önce bir güven sağlamak durumundayız. Örnektepe’de yıkılmış ama yapılmamış bir yer var ve oradaki insanlar mağdur edilmiş. Seçilirsek, hemen oraya güzel bir model yapacağız. Diğer insanlar Örnektepe’deki o yerleri görecek ve bize güvenecekler.

Nasıl bir modelden bahsediyorsunuz?

Bahsettiğim, yerinde kentsel dönüşüm modeli. Kimse kendi mahallesinden, sokağından, komşusundan uzaklaşmak; kendi kültüründen, geleneklerinden ayrılmak istemiyor. Bakkalı bakkal olarak kalsın, kasabı kasap olarak… Çünkü bu bölgelerde bir mahalle kültürü var ve yıllardır bu kültürden besleniyor, bundan mutlu oluyorlar. İnsanlar eve ev, dükkâna dükkân, yani birebir istiyor. Beş mahallemiz var bu konuyla ilgili. Her mahalleye diyeceğiz ki “Komisyonlarınızı oluşturun, kendi kurullarınızı yapın, bize birer temsilci yollayın.” Beş mahallenin beş temsilcisi olacak. Beş temsilci de belediyeden vereceğiz; edecek 10 kişi. Bir de tabii aradaki dengeyi kurmak için bir belediye başkanı gerekiyor. 11 kişilik bir komisyon oluşturacağız. Adına da şöyle bir şey diyebiliriz: Okmeydanı Proje Karar Kurulu. Ve her karar burada alınacak. Artık, “Ben yaptım oldu, ben şuna karar verdim, oldu” diye bir şey olmayacak.

Sorunlu kentsel dönüşüm uygulamaları olan, tiyatrosu, kültür merkezi, sineması bir bir kapanan bir bölgeden bahsediyoruz.

Hiçbir sorunu olmayan bir ilçede belediye başkanlığı yapmaktansa sorunları düzeltebilmenin, kültür ve sanatı tekrar yayabilmenin keyfini çıkarmak istiyorum. Belediye başkanı olmak için aday olmuyorum, bir şeyleri düzeltmek için aday oluyorum.

“AKM’yi açacağım, Emek Sineması’nı eski haline getireceğim” gibi bir cümle kurabilirsiniz o halde?

“Emek Sineması’nı eski haline getireceğim” cümlesi daha yakın. Çünkü biliyorsunuz, AKM, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı. İstiklal’i öyle bir kültür ve sanat merkezine çevireceğiz, öyle şahane festivaller yapıp, öyle güzel tiyatro ve sinema salonları açacağız ki onlar da AKM’yi açmaya mecbur kalacak.

Bir yandan da Taksim’deki AVM’nin yanı sıra zincir mağazaların sayısı artıyor, küçük esnaf kepenk indiriyor.

Evet, kentin dokusuna aykırı bir yatırım anlayışı yapıldı. Bunu, aslında alışveriş turizmi olarak tanımlayabiliriz. Biz şimdi kültür ve sanat turizmine çevireceğiz orayı. Yatırımcılar yatırımlarını yapabilecek ama bunu tamamen kültür ve turizm alanında yapacak. Yani biz, alanı farklı tutacağız. Küçük esnafa gelince… Farkındaysanız İstiklal unutulmuş, şu anda hiçbir hizmet görmüyor. İstiklal’e paralel sokaklarla ilgili projelerimiz var; ileriki günlerde açıklayacağım. Oralara küçük kafeler açacak, hareketlilik getirecek, şehrin dokusuna uygun birtakım projeler uygulayacağız. Oralar canlanınca, İstiklal de canlanmış olacak.

Beyoğlu’na eski kimliğini geri getirmek için ne yapacaksınız, somut olarak?

Projelerimiz var ama bunları bir basın toplantısıyla açıklamayı düşündüğümüz için şu an onlara girmek istemiyorum.

Kaldırılan masalar geri gelir mi peki?

Masalar geri gelecek ama insanların yürümesine de mesafe bırakılacak. Çünkü son zamanlarında insanlar da yürüyemiyordu, masalar sokağa çok fazla taşmıştı.

Beyoğlu bölgesinde, 20 yıllık sağ partiler galip geliyor. Bu size ne hissettiriyor?

Hiçbir şey hissettirmiyor. Dedim ya, altı bin eve girdim, hiçbir sorun yaşamadım. Bunu bir zorluk olarak görmüyorum.

Bu 20 yıllık bariyer kırılır mı?

Ben kırıldığını görüyorum zaten şu anda. Şahit oluyorum buna her gün.

Şu anki belediye binası, Osmanlı’nın ilk belediye binası. Binanın iki yanına ve çatısına çelik konstrüksiyonlar yapılmış durumda. Uzmanlar da çağdaş koruma ve restorasyon ilkeleriyle bağdaşmayarak tarihi yapısına zarar verildiğini söylüyor. Başkan seçilirseniz bu haliyle çalışır mısınız orada?

Arkadaşlarımız, şu anki başkanın bunu hangi prosedüre uydurduğu üzerinde çalışıyor. İnceleyip, karar vereceğiz. Ama şunun garantisini verebilirim: Bizde yasal olmayan hiçbir şey olmayacak. Tarihe, kültüre, kültür mirasımıza saygısızlık söz konusu değil.

Enver Aysever’in ‘Aykırı Sorular’ programında her ay, ihtiyacı olanlara 300-700 lira arasında değişen rakamlarla yardım yapacağınızı açıkladınız. Sizce bu, kalıcı bir çözüm mü?

Hayır, tabii ki değil. Bölgedeki kadın ve gençlerin yarım günlük iş bulmalarını sağlayacağız. Gittiğimiz her evde bize kapıyı, 20-30 yaş arası gençler açıyordu ve benim her seferinde içim acıyordu. İlk işimiz bu meseleyi çözmek olacak.

Nasıl istihdam edeceksiniz?

Öncelikle mesleki eğitim vereceğiz. Onları konularının uzmanları haline getirdikten sonra, bölgede açılacak yeni iş yerlerine yerleştireceğiz. Kadınlar hem bir tek eşlerinin maaşıyla geçinmelerinin çok zor olduğunu söylüyor hem de haklı olarak ekonomik özgürlüklerini istiyorlar.

Taksim aynı zamanda en sert polis müdahalelerinin yaşandığı yer. Buna son vermek için bir girişiminiz olur mu?

Belediye başkanının böyle bir yetkisi yok ama bütün bu olaylar esnasında CHP ilçe örgütü binasının kapısı 24 saat açıktı. Üstelik CHP ilçe binası revire çevrilmişti. Gece-gündüz birileri hep nöbetteydi, ilçe örgütünde çalışan arkadaşlarımız çoğu zaman evlerine bile gitmeden günlerce orada yattı. Bu, bence o karmaşanın içinde hiç görülmedi. Kısacası şunu demek istiyorum: Partimizin bu konudaki çizgisi zaten belli.

Siz aileden CHP’lisiniz. Amcanız Aytekin Kotil de İstanbul Belediye Başkanı’ydı. Siyasi konuşmaların yapıldığı bir ortamda büyümüş olmalısınız.
Evet, siyasetin çok konuşulduğu bir ortamdı, hatta başka bir şey konuşulmazdı. Bugün geldiğim noktada da bunun büyük etkisi vardır.

Ne hatırlıyorsunuz çocukluğunuzdan?

Amcam, biliyorsunuz 77-80 yılları arasında belediye başkanlığı yaptı. Askeri müdahalenin sonucunu da onun oturduğu evde, babamlarla bir araya gelip beklemiştik.

Siz kaç yaşındasınız o zaman?

10 yaşındayım. Araştırmalar yapıldığı halde, amcamla ilgili hiçbir şey bulunamadı, biliyor musunuz? İhtilalde içeri alınmayan yegâne belediye başkanlarından biridir. Hatta daha sonraki dönemde askerler ona “Belediye başkanlığına devam et” dedi. Fakat o, bu teklifi “Benim demokrasi anlayışım bu değil. Bir sivil darbeyle ortaklaşa bir şey yapamam” diyerek reddetti.

Sizin demokrasi anlayışınız nasıl özetlenir?

Kişisel haklara müdahale etmeden bir yaşam tarzı kurmak, herkesin düşüncesine, inancına ve fikrine saygı göstermek ve herkesin temsil edilmesini de sağlamak şeklinde özetlenebilir. Seçim barajı konusu çok önemli. Bu konu, baraj düşene kadar gündemimde kalacak. Düşmezse yine farklı eylemler yapacağım.

Seçimlerde kazanırsanız, mazbatanızı aldığınız gün ne yapacaksınız?

Bütün seçmenlerime teşekkür edeceğim.

6 bin kapıyı tekrar çalacak mısınız?
6 bin kapıyı değil, bu sefer 45 mahalleyi gezeceğim.

Baba Rizeli, anne Alman

Aylin Kotil’in babası Necdet Kotil Rizeli, annesi Christina ise Alman. Babası 1964’te Almanya’ya gitmiş, Ford fabrikasında çalışırken genel müdürün sekreteri Cristina’ya âşık olmuş. Bir yıl sonra evlenip, İstanbul’a gelmişler. Evde yarı Türk, yarı Alman bir eğitimle büyüyen Aylin Kotil, annesinin daha kuralcı, babasının ise daha hoşgörülü olduğunu, mutlu bir çocukluk geçirdiğini söylüyor. Kotil, İktisat Fakültesi mezunu. Yüksek lisansını ABD Strayer Üniversitesi’nde siyaset bilimi üzerine yaptı. Marmara Üniversitesi’nde iki yıl dinler tarihi, iki yıl da Osmanlı tarihi dersleri aldı. 1996’dan beri çocuk yuvası işletiyor, Gülben Ergen’in ‘Çocuklar Gülsün Diye’ projesine destek vererek Erzurum’daki bir okulun içini yaptırdı. Uzun yıllardır CHP üyesi. “Partinin bir neferiyim. Gerçekten Halk Partiliyim. Ailemden gelen bir geleneğim var” diyor. Beş yemek kursu bitirmişliği, iki sene ‘Sofra’ dergisinde yazı yazmışlığı da var. Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı yapmışlığı, ‘Benim İçin Ateş Yakar Mısın?’ adlı bir kitap yayımlamışlığı da... Boynundaki dövme burcu Koç’un simgesi, elindeki ise oğlu Ömer’in adının Arapça yazılışı. Oğlunun adını çok adaletli olduğunu okuduğu Hz. Ömer’den çok etkilendiği için koymuş.