Bieber kitlesi doğuştan yetişmiş

Bieber kitlesi doğuştan yetişmiş
Bieber kitlesi doğuştan yetişmiş

FOTOĞRAF: MİKAİL YILMAZ

Justin sahneye çıktığında yıkılıyor ortalık. "Her şeye çığlık atıyorlar" diyorum. Önümüzdeki zıplayan kız bana dönüyor gülümseyerek: "Biz deliyiz!!"
Haber: UMUT EROĞLU / Arşivi

Justin Bieber konserine gitmek tam anlamıyla bir sürpriz oldu. Gitme fikri son anda doğdu ve akreditasyonlar konserden sadece 3 saat önce yapıldı. Konserde bizi tam olarak neyin beklediğine dair çok fikrimiz yoktu. Olası şeyler; James Dean saçlı bir velet, biraz alıngan ve şımarmanın eşiğinde, seyirci çocukların hepsi kız.. Çocuğun dünyaya müzikal bir katkısı hiç olmamış ama dünya starlığını becerecek kadar da yetenekli. Biraz da kendini siyah sanıyor.

İstanbul ’un eğitimli çocukları, anne babalarıyla birlikte sahne alanına vardıklarında Justin Bieber’ın sahneye çıkmasına daha uzun saatler vardı. Bizim kendimizi en az 29 bin kız çocuğunun arasında bulma hikayemiz ise yalnızca üç gün geriye gidiyor. Milliyet gazetesinden Müjde Yazıcı, Aya İrini’de “Gidelim mi? Eğleniriz!” diye ilk sorduğunda konu cazip ama uzak geliyor. Konser günüyse bir anda “Haydi” diyoruz ve...

Olay İTÜ Maslak Kampüsü’nün stadında. Justin’in 19:30’da çıkacağı söylenmiş. 19:00’a doğru ancak yola koyuluyoruz. Sahnesi ışıklı ve efekte dayalı hiçbir şov hava kararmadan başlamaz. Lakin birinci anneler koşusu, metronun merdivenlerinde başlıyor. Yedi büyümüş kız çocuğun peşinden koşan bir annenin kontrolü ele alıp hepsini peşine takışından etkileniyoruz. İTÜ’nün kampüsüne girmek vaha etkisi yapıyor. Yanları ağaçlı upuzun yolun başında Justin maskesi takmış üniversiteliler görüyoruz. Üniversitelinin konuyla ne işi var derken iki kıza maskeyi satıveriyorlar. İşi bulmuşlar. Biz üç arkadaş, aşağı doğru ilerliyoruz. Su işini keşfedenler de var. Dünyanın en düzgün işportacıları. Gıcır gıcırlar, üç beş geçiniyorlar. Gişelere yakın bazısı coşmuş. Suratında Justin, kollarını iki yana açmış, ellerinde sular, “Müziği bıraktım ama sıkı durun! Su işine başladım!”.

Alanın girişinde oyalanırken içeriden topluca büyük bir çığlık kopuyor. Başlayan müziğe bakılırsa henüz bir numara yok. On dakika sonra bir tane daha. Haydi girelim diyoruz, saat 19:40. Yerimiz güzel, sahne önü alanı. Biletler bronz, silver, gold, diamond diye gidiyor. Teypten Michael Jackson çalıyor. Bulunduğumuz alanın başlangıcı, hemen arkada kızların doluştuğu yerin bariyer bitimi. Arada 2 metre var. Yorgunluk, bitkinlik gözlerinden akıyor. Yüzlerinin hepsi kızarmış. “Hadi ama yaa..” diyorlar. “Abi su var mı?” diye soruyor biri, “Suyunuz var mıı?” diye atılıyor diğeri. “Su, su” diye birkaçı daha. Eğlenmeye geliyorsunuz ve onlarca çaresiz kızın size su diye yalvardığını düşünün. Fena oluyoruz. İçeride suyun şişesi 5 lira. Onca sponsor, bu kızlara bir su uzatmayı akıl etmemiş. Anne babalar dışarıda. Kızlar öğle sıcağından beri o bariyere yapışmış bekliyor. Michael Jackson çalmaya devam ediyor. Smooth Criminal, galiba üçüncü kere.

Bir güvenlik kızlarla ilgileniyor, ya da öyle gibi yapıyor. Bir iki kişi, kızlara tek tük bir şeyler getiriyor. Bir adamın söylendiğini duyuyorum, biraz ağır. Ankara ’dan gelmişler, iki buçuk saattir dikiliyor. Justin’in çıkacağı falan yok. “Bitse de gitsek”. Bir başka baba atılıyor, Marmaris’ten gelmişler. Hiç niyeti yokken kızı küsüp yemeden içmeden kesilince mecburen gelmişler. Öğlenden beri bekliyorlar, en az 20 kızın bayıldığını dışarıda görmüş. 15 kadar da kendisi içeride saymış. Ambulanslar devamlı gelip gitmiş. “Daha da fazlasıdır, gözümle gördüm” diyor. Bir ara Selena isimli bir Türk kızı anonsla bir yere çağrılıyor. Ortam iyice acayipleşiyor.

21:10 civarı sahnede bir sayaç beliriyor, 10 dakikadan geriye. Muazzam bir çığlık. Her dakikada bir daha çığlık. Son saniyeleri binlerce kız birlikte sayıyor ve 00:00! Bir anda hepsi susuzluğunu unutuyor. Bu öyle bir çığlık ki, sırf o an için bir daha gidersiniz.

O fasıl epey sürüyor. İlk şarkıdan itibaren hepsi ezbere. Justin Bieber önce bir silüet gibi geliyor. Sonra en Maykıl hareketleriyle akıyor sahneye. Bir ara Stevie Wonder’a bağlıyor, bir şarkı Bob Marley gibi giriyor, işin içinde neredeyse George Michael bile var. Cilvenin, gerdan kırmanın, endam devirmenin bin türlüsü Bieber’da. Dansçıları da yağ gibi. Müzisyenler biraz süsten takılıyor.

Konser geçiyor, bir süre enteresan bir şey yok. Bebe Justin, oniki yaşında Justin videoları aralarda oynuyor. Kızların çığlıkları, heyecanı, danslar durmadan devam ediyor. Justin bir ara omzunu açıyor, bir kız fenalaştım diyor... Bieber’ın her konserinde sahneye seyirciden bir kız alıp etrafında şarkı söyleme adeti var. Belgeselinde görmüştüm. Başka ülkelerde ağlayanlar, titreyenler, baygınlaşanlar o taburede. Bizim kız kendine güvenli, mağrur. Cilveyi kaldırıyor. Alara. Arkada su isteyen kızlardan birinin ismi de Alara’ydı. Kaybolan kız da Selena. Meğer Bieber kitlesi doğuştan yetişmiş!

Sona doğru slow bir şarkısını söylerken sahneye ışıldak çubuklar atılıyor. Belki düşmüyor bile sahneye. Çok sinirleniyor Justin. “No throwing things” diye diye çıkıyor sahneden. Gitarist soloyu bırakamıyor. Uyarı geliyor, konuşmacı çıkıyor sahneye, yanında rodi, gergin hareketler. “Sahneye bir şey atarsanız Justin çıkmayacak!”. Kızların gözleri doluyor. Bir gümbürtü kopuyor, çığlıklar. Justin yine sahnede. Yıkılıyor ortalık. “Her şeye çığlık atıyorlar” diyorum. Önümüzdeki zıplayan kız bana dönüyor gülümseyerek: “Biz deliyiz!!”