Bienal izlenimleri: Antrepo No.3

Bienal izlenimleri: Antrepo No.3
Bienal izlenimleri: Antrepo No.3
13. İstanbul Bienali dün kapılarını basına ve sanat dünyasına açtı. Erman Ata Uncu, Antrepo No.3'ü gezdi, öne çıkan işleri değerlendirdi.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

İstanbul , ‘kent üzerinde söz sahibi olma mücadelesi’ gibi meselelerin teori kitaplarında kalmadığı, birebir gündelik hayatta yaşandığı bir dönemde, malum (Misal ev dönüşü gaza maruz kalmak artık iyice olağan, protesto sırasında en az zararı görmek için kullanılacak yöntemler de en günlük bilgilerden). Dolayısıyla kapalı bir mekânda, içeride kamusal alanlarla, sokaklarla bağ kurmanın sorumluluğu çok daha ağır.

13. İstanbul Bienali Küratörü Fulya Erdemci’nin bu sorumluluğun altından kalkma stratejilerinden biri ise bienal mekânlarından Antrepo No. 3’ü meydanlar ve onları birbirine bağlayan sokaklar olarak kurgulamak olmuş. Ancak aklınıza eğlence parkı usulü bir sokak simülasyonu gelmesin. Kamusal alanın ne olduğuna, neye dönüşebileceğine dair zihin açmayı hedefleyen bir kurgu var Antrepo No. 3’te. Görünen neyse onun arkasındaki dinamiklerin sorgulanması, farklı olasılıkların, beraberliklerin sorgulanması teşvik ediliyor sanki.

Misal, Nathan Coley’nin kamusal alanın en beylik tanımlarından biri olan ‘Yabancıların Toplanması’ lafını yanarlı dönerli bir şekilde duvara taşıyarak suratımıza çarptığı ‘meydanın’ ortasında Thomas Hirschhorn’un Gramsci için kurguladığı anıtın ‘ Zaman Çizelgesi’ duruyor. Karton, koli bandı, notlar, fotokopilerden oluşan bu dev kolaj, kamusal anıt fikrinin bir çözümlemesi gibi karşımızda duruyor.

Gezi’den ilham alan işler

Ancak tıpkı dışarıda olduğu gibi ‘Antrepo No.3’te de meydanlar kadar çıkan sokaklar da ilgi çekici. Jorge Galiando ve Santiago Sierra’nın ‘devlet büyükleri’ posterlerini Madrid’in ana caddesinde başaşağı dolaştırdıkları videoları gibi… Devlet büyüğü portrelerinin bir ters dönen bir düzleşen geçit törenine eşlik eden Sovyet marşı, sokağa tepeden inen propaganda yöntemlerini de alaşağı eden bir hissiyata yol açıyor (Tecrübeyle sabit, ikinci seyredişte de aynı hissiyat baki). Sokaklara ideoloji şırınga yöntemlerini alaşağı eden, 1960’larda Hollanda’da kurulan Provo kolektifinin kentsel dönüşümü hedefine alan ve reklam yöntemlerini tersi bir amaç için kullandıkları afişleri ise bu meselenin de bir tarihi olduğunu hatırlatıyor.

Tabii ki tarihten değil ama tam da Gezi’den ilhamını alan işler de mevcut. Halil Altındere’nin Fuat eşliğinde Sulukuleli Tahribad-ı İsyan grubunun TOKİ hükümranlığına hip-hop isyanı, gezinin en ilgi gören işlerindendi. Hamburg St. Pauli’deki meşhur Park Fiction’ın (kentsel dönüşüme karşı bir planlama projesi) üyesi Cristoph Schafer’in Gezi Parkı ’ndaki oluşumla ‘muhabbet içinde’ ortaya çıkardığı desenler, konuya en doğrudan ve umutla giren işlerden.

Bir tarafta halen süren kamusal alan mücadelesinden dem vuran işler, diğer tarafta Nil Yalter ve Judy Blum’un 1973’te Paris’i didik didik ettikleri serileri veya Mierle’nin 70’ler New York’undaki çığır açıcı performanslarının belgeleri… Bu çizgisel değil, sarmal yapı, yeni olasılıklara da, kavramsallaştırmalara da daha açık.

İçerideki sokak


Farklı kamular mümkün mü?