Bienal izlenimleri: Rum okulu

Bienal izlenimleri: Rum okulu
Bienal izlenimleri: Rum okulu

İnci Eviner in enstalasyonu

13. İstanbul Bienali dün kapılarını basına ve sanat dünyasına açtı. Müge Akgün, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu'nu gezdi, öne çıkan işleri değerlendirdi.
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Nasıl ki ülke tarihinde Gezi Parkı protestoları bir eşik olduysa 13. İstanbul Bienali de Gezi’den sonra başka bir boyuta taşınmış. Lale Müldür’ün aynı adlı kitabına bir gönderme olan ‘Anne ben barbar mıyım?’ bu kez kendi kamusal alanını oluşturarak ‘Farklı kamular mümkün mü?’ sorusuna cevap arıyor. Bienal mekânlarından biri olan, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu iki yıl aradan sonra yine bir bienalle şenlendi. 

Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nun dört katı ve terası 28 sanatçı ve sanatçı grubunun çalışmalarına ayrılmış. Burada bir zamanlar eğitim veren bir kurumun ruhuna uygun, eğitim sistemini eleştiren, alternatifler sunan, bir yanıyla da ironik fotoğraf, video, yerleştirme ve performatif işler yer alıyor çoğunlukla.

Giriş katında İnci Eviner’in otonom bir kampüs alanı projesi yer alıyor. Mimarlık, heykel, dans, Ece Ayhan, tiyatro gibi farklı sahneler, stüdyolar ve atölyelerde çalışmalar yapılıyor. Eviner, Gezi’den esinlendiğini söylediği bu çalışmada politik ve estetik arasındaki ilişkiyi irdelediklerini söylüyor. Burada yapılan performans değil, performatif araştırma. Bir anlamda sanatla hayatın öğrenildiği bir okul. Projede 40 öğrenci yer alıyor ve 40 gün boyunca buradaki atölyelerinde çalışmalarını sürdürecekler izleyiciler de ister aralarında dolaşarak ister bir üst kata çıkarak tepeden akan hayatın izleyicisi olacak.

Katlar arasındaki merdiven boşluklarında ise Çinli sanatçı Wang Qingsong’un eğitim, özellikle de dil öğrenme sisteminin saçmalığını gözler önüne seren muhteşem fotoğrafları bulunuyor. Sanatçının ‘Kendini Takip Et’ adını verdiği çalışması “İşte iyi bir fotoğraf böylesine her şeyi anlatır” dedirtiyor. 

Lale Müldür, Kaan Karacehennem ve Franz von Bodelschwingh imzalı video çalışmasıyla ise Lale Müldür’ün büyülü ve ironik dünyasına giriyorsunuz. Müldür’ün taşbebeğiyle kenti dolaşması, “Kurbağaların olduğu yere gitmek istiyorum, gidersem bir daha dönebilir miyim bilmiyorum, dönersem de aynı insan olur muyum” deyişi unutulur gibi değil. ‘Violent Green/Azılı Yeşil’ adlı 20 dakikalık video performans şiir gibi akıp gidiyor, hatta bir daha izlemek istiyor insan. Aslında bu çalışma sanatçıya ait 300 dakikalık bir filmden bölümler alarak hazırlanmış.

Annika Eriksson’un İstanbul’daki sokak köpeklerine dikkati çeken ve şehirden sürülmüş bir köpeğin ağzından olan biteni anlatan ‘Ben hep burada olan köpeğim’ de müthiş duyarlı bir video. Peter Robinson’un ‘Katakulli ve Miras’, Serkan Taycan’ın ‘İki Deniz Arasında’, Yaşar Adanalı, Burak Arıkan, Özgül Şen, Zeyno Üstün, Özlem Zingil’in ‘Mülksüzleştirme Ağları’ ve Martin Cordiano ve Tomas Espina’nın yıkım ve inşa üzerine yoğunlaştıkları ‘Nüfuz Alanı’ kaçırılmaması gerekenler arasında. Bir gün en azından bir öğleden sonra ayırırsanız hiç pişman olmazsınız.

İçerideki sokak
;

Bienal izlenimleri: Arter/Salt