Bienal protestosu karakolda bitti

Bienal protestosu karakolda bitti
Bienal protestosu karakolda bitti
İstanbul Bienali, yine protesto edildi. Küratör Fulya Erdemci kendisini 'kamerayla taciz ettiği' iddiasıyla protestocu sanatçı Niyazi Selçuk'tan şikayetçi oldu. Karakolda ifade veren Erdemci "Aktivizm değil vandalizmdi" derken Selçuk "Kamuya açık bir toplantıda yasal hakkımı kullandım" diyor.
Haber: ELİF İNCE / Arşivi

 The Marmara Oteli’ndeki 13. İstanbul Bienali etkinliği sırasında Kamusal Direniş Platformu’ndan aktivistler bienalin sermaye ile olan ilişkisini bir performansla protesto etti. Protestocular görevliler tarafından salondan dışarı çıkartıldı. Kamerasıyla kayıt yapan protestoculardan sanatçı Niyazi Selçuk ise küratör Fulya Erdemci’nin şikayeti üzerine karakola ifade vermeye götürüldü.
Küratör Fulya Erdemci, Radikal’e yaptığı açıklamada “Ben bu eylemi aktivizm değil vandalizm olarak görüyorum. Niyazi’nin doğrudan bana yaptığı eylem de açıkça ifade etmek gerekirse tacizdir. Kamerayı 1 saat 15 dakika boyunca üzerimden ayırmadı” diye konuştu.
Selçuk, dün akşam yaşadıklarını şöyle anlattı: “Kamuya açık bir toplantıydı, izleyici olarak oradaydım. Video çektim orada. Toplantının sonunda Fulya Erdemci bana tehdit savurdu. ‘O görüntüleri kullanırsan başına gelecekleri bileceksin... Kullanamazsın, kişisel görüntülerim’ diye üzerime geldi. Güvenlik beni orada alıkoydu, etrafımı çevirdiler ve görüntüleri alacağız dediler… Oradan karakola gittik. Şikayetçi olma gerekçileri, benim görüntülerini çekme iznim yokmuş. Kamuya açık bir toplantıda yasal hakkımı kullandım. Bir sanatçı olarak o videoları çekme hakkım var.”
Selçuk ayrıca Fulya Erdemci ve Hollandalı sanatçı Tati Kardiati Suwarganda’dan alıkoyma, tehdit, taciz ve hakaretten şikayetçi olduğunu belirtti.
‘Anne ben barbar mıyım?’ başlığıyla ‘kamusal alan’ ve ‘kentsel dönüşüm’ meselelerini merkeze alacak 13. İstanbul Bienali’nin temasının açıklandığı şubat ayındaki ilk basın toplantısında ve daha sonraki Kamusal Simya etkinliklerinde de protestolar olmuştu. Protestocuların temel derdi sanat-sermaye ilişkisiydi. Dün Marmara Oteli’ndeki eylem sırasında protestocular, ‘Emek Sineması’ ‘Taksim’ ve ‘Tarlabaşı’ gibi kentsel dönüşüm odağındaki bölgelerin isimleri yazılı t-shirt’ler giyerek toplantı salonun ortasında yere yattı. Üzerlerine de ‘Eczacıbaşı’, ‘Koç’ ve ‘Sabancı’ yazılı afişleri örttü. Organizasyon yetkilileri ise eylemcileri yerden kaldırarak salondan dışarı taşıdı.

FULYA ERDEMCİ’NİN RADİKAL’E YAPTIĞI AÇIKLAMA ŞÖYLE:

“Niyazi Selçuk ne sahneyi, ne konuşulanları, ne de olayları çekiyor... Direkt beni çekti, benden kamerayı ayırmadı 1 saat 15 dakika boyunca, aramızda 4 metreden çekiyor ara ara gülerek. Kişisel tacize girdi . ‘Bak’ dedim gidip yanina ‘Bunları kullanırsan seni şikayet ederim’ dedim. ‘Ben basınım, burası kamusal alan’ dedi. ‘O zaman basın kimliğini göster’ dedik. Tabi yok kimliği. ‘Video işi yapacağım’ dedi. ‘Benim iznim yok, o zaman polis çağırıyorum’ dedim. Şikayetçi oldum. Benim performans sırasındaki görütülerimi, benim iznim olmadan internette kullanırsa kaldırttıracağım. Dava açılacak...”

‘Bebek taşır gibi...’
“Bunlar yere yattı, bu sefer gelip t-shirt’lerle üzerilerine de kefen gibi İKSV, Zorlu Holding yazmışlar... Teknik ekip yumuşak şekilde dışarı taşıdı, bebek taşır gibi. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır. Paparazzi usülü bir saldırıydı. Ne gençlik, ne diskur, ne gerçek aktivizmden bahsetmek mümkün. Bunları davet de ettim geçen preotestoda, konuşun diye, söz hakkı tanıyorum onlara... Bu sefer de sesten dolayı üniversite (İTÜ) şikayet etti ‘sınav yapılamıyor’ diye…”

‘Sanatçılara saygıları yok’
“Hollanda’dan işimi gücümü bırakıp bunu yapmaya geldim. Biz bu performansı on dakikada hazırlamıyoruz. bir yıldır bu sanatçılarla hazırlanıyoruz, onu deforme ediyorlar ve o sanatçılara da hiçbir saygıları yok. Belçika’dan geldiler, altı aydır bunun üzerine çalışıyorlar. Bu performans borsa ve spekülatif değer üretimi ile sanatı yan yana koyuyor, bütün bu ekonomik sistemi eleştiriyordu. Biz de getiriyoruz bu eleştiriyi. Bunu ilk kez onlar sorgulamıyor, bütün dünya bunu sorguluyor. Sermayeyle sanatın ilişkisinde her zaman bir negotiation (uzlaşı) vardır. Bu kilise de devlet de olabilir... Bir sistem var, peki bu sistemin içinde sanat nasıl kendi sözünü söyleyebilir?”

‘Aktivizmle, düşünceyle ilişkisi yok’
“Bunlar oportünist, rol çalıp ortaya çıkmaya çalışıyor. Özellikle de Niyazi Selçuk kendini ortaya koymak için eylem altında, performans adı altında bir şeyler yapıyor. Aktivizmle, düşünceyle ilişkisi yok. Bir sözün varsa söyle ama diskur yok. Niyazi Selçuk da birtakım gençleri kendisine alet ediyor. Borusan’da sergi açan var içlerinde. Sermaye diyorsa kendine gelince ben açarım ama bienale gelince başka...”

‘Birebir taciz...’
“Niyazi’nin artık bizim etkinliklere girmemesini talep edeceğim. Bunlar oyun değil, benim Hollanda’da ciddi bir işim vardı, onu bırakıp buraya geldim. Binlerce insana ulaşıyor bienal. Benim yaptığım Yaya Sergisi üzerine iki doktora tezi yazıldı. Bu sadece bana yapılmış bir protesto değil, bütün izleyicilerin bilgi alma hakkını ellerinden alıyorlar. Buna bile eyvallah diyordum ama bana birebir tacizde bulunuyor artık... İKSV de tabii ki olanlardan çok üzgün ama ben kendi adıma şikayetçiyim.”


EYLEMCİLER NE DİYOR?

Protestocular, bienalin sponsoru Koç Holding ve kurucu kurumlarından olan Eczacıbaşı’nın bizzat kentsel dönüşümün aktörlerinden olduğunu savunuyor. ‘İstanbul’un Katline Bienal Desteği’ başlıklı basın açıklamalarında “Kentsel dönüşüm yağmasının da yatırımcılarından olan bu iki grubun düzenlediği 13. İstanbul Bienali’nin, kamusal alanları işgal edip iktidar ve sermayenin saldırılarını meşrulaştırmaktan başka bir işlevi olmadığı gün gibi ortada” yazılı.
Kamusal Sanat Platformu, 2011’de gerçekleşen 12. İstanbul Bienali’ni de benzer sebeplerden protesto etmişti. Aktivistler, bienalin ana sponsoru Koç Holding’in kurucusu Vehbi Koç’un Kenan Evren’e 12 Eylül darbesini destek amacıyla yazdığı 1980 tarihli bir mektubu açılışta dağıtmıştı.